Yargıtay Kararı Ceza Genel Kurulu 2020/207 E. 2021/468 K. 12.10.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2020/207
KARAR NO : 2021/468
KARAR TARİHİ : 12.10.2021

Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan suça sürüklenen çocuk …’ün TCK’nın 103/1-a maddesi delaletiyle 103/2, 103/6, 43/1, 31/3, 62. maddeleri uyarınca 9 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Uşak Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.12.2011 tarihli ve 192-569 sayılı hükmün suça sürüklenen çocuk müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 22.12.2014 tarih ve 5531-14651 sayı ile;
“…Sanık … hakkında verilen hükmün temyiz incelemesinde; olayın gerçekleştiği iddia edildiği tarihle intikal arasında uzunca bir sürenin geçmesi ve bunun haklı olduğunu gösterecek bir emarenin bulunmaması, aralarındaki arkadaşlık ilişkisinin mağdurenin isteği dışında sanığın sonlandırması nedeniyle kuşku oluşması, sanığın suçu işlemediğine dair aşamalardaki savunmaları, mağdurenin bu sanık yönünüden suç tarihine ilişkin bildirdiği tarihin gerçek olmadığına ilişkin sanığın ev sahibi tanık …’in beyanı ve sanık savunmasını destekleyen tanık …’nin beyanı ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanığın savunmalarının aksini gösterir, kesin, inandırıcı delil bulunmadığından sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Uşak 1. Ağır Ceza Mahkemesince 29.05.2015 tarih ve 36-100 sayı ile;
“…1-Mağdurenin aşamalardaki ve mahkememiz huzurundaki ifadelerinde sanıklardan … ile yaşadığı ilk cinsel ilişkiyi tüm ayrıntılarıyla açıkça anlatmış bulunması, hatta anlatımlarından bekaretinin sanık … tarafından bozulduğunun tereddütsüz görülmesi, bundan sonra da iş bu sanık ile defalarca cinsel ilişkide bulunduğunu beyan etmesi, ve mağdurenin iş bu ilk kez sanık … ile cinsel ilişkiye girdiği ve bilahare de defalarca bu şekilde cinsel ilişkide bulunduğu yönündeki aşamalardaki anlatımlarının ısrarlı, tutarlı, birbirine koşut beyanat ile adli makamlar huzurunda tekrarlanmış olması; yani mağdurenin aşamalarda ısrarla ve tüm ayrıntısı ile sanık … ile cinsel ilişkiye girdiğini birbirine koşut beyanat ile adli makamlar önünde tutarlı biçimde tekrarlamış olması,
2-Mağdurenin sanık …’a kasten çocuğun vücuduna organ sokmak suretiyle cinsel istismar gibi toplumca kabulü asla mümkün olmayan gayet ağır bir suç isnat ederek iftira etmesini mucip taraflar veya aileleri arasında husumet, menfaat çatışması, borç ilişkisi vb. hadisenin mevcudiyetine dair dosya içeriğinde hiç bir bilgi ve bulgunun yer almaması,
Bu noktada Yargıtay bozmasının iliştiği, sanık … ile mağdurenin arkadaşlık ilişkisinin mağdurenin isteği haricinde sanık tarafından sonlandırılmış olması sebebiyle mağdurenin, güttüğü husumetten dolayı sanığa iftira atmış olabileceği kuşkusunun da dosya içeriği ile uyumlu olmaması; zira,
Mağdurenin sanık …’dan sonra kendi isteği ile diğer sanık … ile birlikte olduğunun açıkça anlaşılması, hatta iş bu sanıkla kendi isteği ile cinsel ilişkiye girdiğinin, hatta iş bu cinsel ilişkiyi mağdurenin kendi cep telefonuna kaydettiğinin sanık … tarafından beyan edilmesi, yani mağdurenin sanık … ile girdiği cinsel ilişkiyi cep telefonuna kaydedecek kadar iş bu sanıktan hoşlandığının ve iş bu sanığı sevdiğinin anlaşılması;
Yine tanık Sedef’in ifadelerinde, mağdurenin sanık … ile birlikte olmaya başladıkları dönemde kendisinin de iş bu sanık ile ilişkisi olması sebebiyle mağdure ile görüştüğünü, ve fakat mağdurenin sanık … ile birlikte olduğunu, sanık …’ı sevdiğini, kendisine aradan çekilmesi gerektiğini söylediğini anlatması, yani mağdurenin sanık … ile ilişkiye girdiğinde, iş bu sanığın kız arkadaşına, sanığı sevdiği için aradan çekilmesini söylediğinin ve böylece tanık Sedef’in mağdure ve sanık … arasındaki ilişkiyi kabullenerek aradan çekildiğinin anlaşılması;
Keza tanık …’nin ifadelerinden de mağdurenin arkadaş ortamlarında sanık … ile kendi isteği ile beraber olduğunu ve iş bu sanığı sevdiğini, sanık ile evlenmeyi düşündüklerini ‘ilan etmiş’ ettiğini söylemiş olması;
Hasılı mağdurenin sanık … ile yukarıda anlatıldığı şekilde cinsel ilişkiyi kapsayan arkadaşlığından sonra ve iş bu sanıktan ayrılmasının akabinde, bu kere sanık … ile birlikte olduğu, sanık …’ı sevdiği, bu hususu arkadaş ortamlarında ilanen ve tereddütsüz dile getirdiği, dolayısıyla sanık …’dan önce birlikte olduğu sanık …’a artık husumet gütmesini gerektirici bir sebebin kalmadığı anlaşıldığından, sanık …’dan sonra başka bir sevgili bulmuş olmasına göre, bundan sonra sanık …’a işlemediği bir suçu isnat ederek iftira atmasını gerektirici husumetin de ortadan kalkmış olması gerektiğinin hayatın olağan akışına göre değerlendirilmesi,
3-Yargıtay bozmasında belirtilen suç tarihine ilişkin gerekçenin de esasa müessir görülmemesi, mağdurenin kronolojik olarak kesin tarih vermesinin, aradan geçen uzun süre dikkate alındığında, hayatın olağan akışına göre beklenmemesi gerektiğinin düşünülmesi; yani iddianame konusu olayın üzerinden uzunca bir süre geçtikten sonra mağdurenin kesin olarak hangi tarihte sanık ile birlikte olduğunu belirlemesinin mümkün olmadığının değerlendirilmesi; bu noktada mağdurenin sanık … ile birlikte olduğu tarihlerde 15 yaşından küçük olup olmadığının suçun sübutu açısından önem arz etmesi, ve bu açıdan dosya içeriğine bakıldığında suç tarihi itibarıyla mağdurenin 15 yaşından küçük olduğunun tereddütsüz görülmesi,
4-Dosya içeriğindeki tüm ifadelerden mağdurenin sanık …’ın evine gelip gittiğinin de açıkça anlaşılması; bu cümleden olarak örneğin sanık … ‘ın annesi tanık …’nin mahkeme önündeki ifadesinde kendisi evde iken mağdure Merve’nin de yanında ablası Havana olduğu halde eve geldiğini, evde kahve içtiğini ve gittiğini söylemesi, mağdure ve sanık …’ın o tarihlerdeki yaşları, cinsiyetleri, Türk Toplumundaki genel görgü kuralları ve hayatın olağan akışı birlikte değerlendirildiğinde, henüz aralarında ciddi ilişki olmayan sanık ve mağdurenin, sırf kahve içmek için sanık …’ın evine ve annesinin yanına gitmiş olmasının genel hayat tecrübelerine aykırı bulunması; üstelik tanık Havana’nın da mağdurenin sanık …’ın evini bildiğini, bu evi kendisine gösterdiğini söylemesi ve fakat ne tek başına ve ne de mağdure ile birlikte bu eve hiç bir zaman gitmediğini ısrarla beyan etmiş olması; mağdurenin sanığa organ sokmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı gibi ağır bir suç isnat ederek iftira ettiği kabul edilse bile, mağdurenin kardeşi olan iş bu tüanık Havana’nın aynı suçu doğrulayacak ve mağdurenin ifadelerini destekleyecek şekilde sanığa iftira etmiş olmasının mümkün görülmemesi; dolayısıyla mağdurenin suçun işlendiği yere yönelik beyanatının, Yargıtay bozmasında belirtilenin aksine, sırf tanık …’in ifadeleri ile çürütüldüğünün kabul edilemeyeceğinin değerlendirilmesi,
5- Dosya içeriğinde mevcut ve mezkur ATK ihtisas dairesi raporundan mağdurenin ruh sağlığının bozulduğunun anlaşılması, hatta ATK’nın mütalaasında, mağdurenin ruh sağlığının sanık …’ın eylemi sebebiyle bozulduğunun tereddütsüz ifade edilmiş olması; ve fakat iddianame konusu olay haricinde mağdurenin ruh sağlığını bu derece bozacak mahiyet ve derecede başka bir sebebin mevcudiyetine dair dosya içeriğinde hiç bir delilin yer almaması, mağdurenin ruh sağlığının iddianame konusu olay haricinde neden ve nasıl bu derece bozulmuş olduğu hususunun anlaşılamaması, ve sanığın da savunmasında müsnet suçlamayı inkar ettiğine göre, bu hususu açıklamamış / açıklayamamış olması ,
6-Sanıklardan … Karataş’ın 2 nolu 13/07/2010 tarihli celse esnasındaki savunmasında ‘(Mağdure) benden önce arkadaşı olan … ile yaşadığı ilişkiyi de bana anlatmıştır’ demek suretiyle mağdurenin kendisinden önce sanıklardan … ile cinsel ilişkisinin olduğunu mahkemeye bildirmiş olması;
Tanık …’nin de 9 nolu 26/01/2011 tarihli celse esnasındaki ifadelerinde, ‘Ben daha önceden de (mağdurenin) başkası ile beraber olduğunu da biliyordum zaten, isim bilmiyorum tam olarak (ama) başka birisi ile beraber olduğunu biliyorum’ demiş olması, ve mahkeme başkanının ‘Cinsel ilişki olarak mı?’ şeklindeki sorusu üzerine de ‘Evet evet, çünkü (mağdure bana) daha önceden de olmuştu dedi, …’la da oldu ama ben isteyerek oldu dedi bana, daha önceden de başkası ile olduğunu da biliyorum zaten’ demiş olması, dolayısıyla mağdurenin sanık …’dan önce başkası ile cinsel ilişkiye girdiğini kendisinin de bildiğini beyan etmiş bulunması;
Tüm dosya münderecatı, iş bu yukardaki tanık anlatımları, mağdurenin sanık … ile cinsel ilişkisini tüm ayrıntıları ile adli makamlar ve mahkememiz huzurunda açıkça anlatmış bulunması hususları da birlikte değerlendirildiğinde, sanık …’ın ve tanık …’nin yukarıdaki anlatımlarındaki, mağdurenin sanıklardan … ile birlikte olmadan önce cinsel ilişkiye girdiği kişinin sanık … olduğunun tereddütsüz görülmesi;
Hususları da birlikte değerlendirildiğinde, sanık …’ın savunmalarının gerçeğe aykırı, suçtan ve cezasından kurtulmak için mahkemeyi yanıltmak maksadına yönelik beyanattan ibaret olduğu, ve bu itibarla Yargıtay bozma ilamının da dosya içeriğine aykırı olduğu görüldüğü..”, gerekçesiyle bozmaya direnerek suça sürüklenen çocuğun ilk hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.
Bu hükmün de suça sürüklenen çocuk müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 02.09.2015 tarihli ve 272257 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 7725-1669 sayı ile 6763 sayılı Kanun’un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.03.2017 tarih ve 433-1468 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 16.04.2019 tarih ve 577-324 sayı ile; 29.05.2015 tarihli kararın yargılama aşamasında kamu davasından haberdar edilmeyen Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına ve katılan mağdure vekiline tebliğinin sağlanması için Yerel Mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiş ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından kararın temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.10.2019 tarihli ve 98376 sayılı “bozma” istekli ek tebliğnamesiyle ve Yargıtay 14. Ceza Dairesince 04.03.2020 tarihli ve 7154-1741 sayı ile; 5271 sayılı CMK’nın 237/2. maddesine göre kanun yolu muhakemesinde davaya katılma talebinde bulunulamayacağından Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin temyiz istemi reddedilmiş ve Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İnceleme dışı sanık … Karataş hakkında Yerel Mahkemece katılan mağdureye yönelik reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan verilen düşme kararı Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnme kararının kapsamına göre inceleme; suça sürüklenen çocuk … hakkında katılan mağdureye karşı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuğun katılan mağdureye yönelik eyleminin sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan mağdure …’un suç tarihinde on beş yaşından küçük olduğu (Kararın devam eden kısımlarında katılan mağdure …’dan “mağdure” olarak söz edilecektir.),
Suça sürüklenen çocuk …’ün suç tarihinde on yedi yaşında olduğu,
Mağdure ve annesinin, 2007 yılı Ocak ayında gerçekleştiği iddia olunan olayı 04.05.2010 tarihinde adli mercilere intikal ettirmeleri üzerine suça sürüklenen çocuk hakkında soruşturmanın başladığı,
04.05.2010 tarihinde Uşak Devlet Hastanesince mağdure hakkında düzenlenen rapora göre; mağdurenin psikiyatrik muayenesi sonucunda zorla alıkonma ve kızlık bozma iddiasıyla ilgili olarak ruh sağlığının bozulduğunun ancak 6 ay sonra ruh sağlığının yeniden değerlendirilmesi gerektiğinin belirtildiği,
04.05.2010 tarihinde Uşak Devlet Hastanesince mağdure hakkında düzenlenen raporuna göre; mağdurenin sağ kol dirsek bölgesinde 3×5 cm, triceps kası üzerinde 2×2 cm boyutlarında yerleşimli morumsu renk değişikliği, sol göğüs üst kısımda 4×5 cm boyutunda yeşilimsi travmaya bağlı renk değişimi, sol göz kapağı üzerinde ve altında 1×3 cm boyutunda morarma izi olduğu, sol ayak uyluk dış kısımda 10×10 cm boyutunda morluk olduğu, genel cerrahi konsültasyonunda; anal muayenede fiili livata bulgusuna rastlanılmadığı, anal tonusun normal olduğu, akut-kronik fissür saptanmadığı, kadın doğum konsültasyonunda; dış genital organların normal bulunduğu, hâlen menstruasyon mevcut olduğu, hymenin halkavi yapıda, orta enlikte olup saat 15 hizasında eski yırtık olduğu, bakire olmadığı,
06.07.2010 tarihinde İlçe Nüfus Müdürlüğünce düzenlenen yazıda; mağdurenin doğum raporunun bulunamadığının ancak 03.03.1994 tarihinde doğduğunu belirtir doğum tutanağı suretinin gönderildiğinin belirtildiği,
21.07.2010 tarihinde Uşak Devlet Hastanesince mağdurenin doğumuna ilişkin düzenlenen yazıda; 1994 yılına ait arşiv kayıtlarının imha edildiğinin ancak mağdurenin annesinin 03.03.1994 tarihinde sancılı gebelik teşhisiyle hastaneye yatırıldığının bildirildiği,
30.03.2011 tarihinde Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunda yapılan muayenede; mağdurenin suça sürüklenen çocuk ile yaşamış olduğu olaydan dolayı ruh sağlığının bozulduğunun ve travma sonrası kişilik değişikliği bulunduğunun belirtildiği,
11.04.2011 tarihinde Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunca mağdure hakkında düzenlenen raporda; mağdurede ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede olan “posttravmatik stres bozukluğu” denilen psikiyatrik bozukluğun tespit edildiğinin, bu duruma göre mağdurede 2007 yılı Ocak ayında mağduru bulunduğu olaydan kaynaklanan ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede olan travma sonrası kişilik değişikliği tespit edildiğinin mütalaa edildiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılan mağdure … Kollukta; 2007 yılı Ocak ayında Atatürk İlköğretim Okulunda 8. sınıf öğrencisi olduğunu, o tarihlerde boş zamanlarında Şirin Simit Sarayı isimli iş yerine gidip bir şeyler yiyip içtiğini, ilgili iş yerinde çalıştığını bildiği suça sürüklenen çocuk … ile orada tanıştığını, tanıştıktan 15-20 gün sonra aralarında duygusal bir ilişkinin başladığını, 2007 yılı Ocak ayında simit sarayında suça sürüklenen çocukla oturdukları esnada suça sürüklenen çocuğun, kendisine meyve suyu ısmarladığını, içtikten bir müddet sonra kendisini kötü hissettiğini, suça sürüklenen çocuğun, kendisine bu hâlde tek başına eve gidemeyeceğini söyleyerek ablası olan tanık Havana’nın evine bırakmayı teklif ettiğini, ablasının eviyle suça sürüklenen çocuğun evinin birbirine yakın olduğunu, birlikte yola çıktıklarını, suça sürüklenen çocuğun, annesinin evde olduğunu söyleyerek evlerinde oturmayı teklif ettiğini, kabul etmesi üzerine birlikte suça sürüklenen çocuğun evine gittiklerini, evde sadece suça sürüklenen çocuğun annesi tanık …’nin olduğunu, birlikte meyve yiyip konuştuklarını, sonrasında kendinden geçtiğini, kendine geldiğinde evin salon kısmında çırılçıplak bir vaziyette olduğunu, suça sürüklenen çocuğu da aynı şekilde gördüğünü, ağlamaya başlaması üzerine suça sürüklenen çocuğun “Korkma. Ben seninle evleneceğim.” diyerek alnından öptüğünü, o anda suça sürüklenen çocuğun annesinin evde olmadığını, sonrasında suça sürüklenen çocuğun, kendisini evine bıraktığını, ailesinden korktuğu için bu olayı söyleyemediğini ve suça sürüklenen çocukla ilişkilerine devam ettiklerini, birkaç kez kendi isteğiyle yine suça sürüklenen çocuğun evinde onunla cinsel birliktelik yaşadığını ancak cinsel ilişkiyi istemediği zamanlarda suça sürüklenen çocuğun olayı ailesine anlatmakla tehdit ettiğini ve bu şekilde mecburen suça sürüklenen çocukla cinsel ilişkiye girdiğini, bu ilişkilerinin yaklaşık olarak 2,5 ay sürdüğünü, 2007 yılı Ocak ayında suça sürüklenen çocuğun kendisinden ayrıldığını, Haziran ayında inceleme dışı sanık …’la tanıştığını ve arkadaş olduklarını, …’ın, kendisine cinsel ilişki teklifinde bulunduğunu, kabul etmemesi üzerine …’ın, suça sürüklenen çocuğun yaşadıkları cinsel ilişkiyi kendisine anlattığını belirterek dediklerini yapmazsa yaşadıklarını annesine söylemekle tehdit ettiğini, bunun üzerine korkudan …’la cinsel ilişkiye girdiğini, 1 yıla yakın ilişki yaşadıklarını hatta bir defasında …’ın evde girdikleri cinsel ilişkiyi videoya kaydettiğini görerek ondan bu kayıtları silmesini istediğini, …’ın da sildiğini söylediğini, 2008 yılı sonunda …’la ilişkisini sona erdirdiğini, 2009 yılı Mart ayında bir giyim mağazasında çalışmaya başladığını, iş yeri sahibinin kardeşi olan …’ın, kendisine cinsel ilişki teklif ettiğini, önce kabul etmediğini ancak sonrasında onunla birden fazla kez cinsel ilişkiye girdiğini, …’in kendisine herhangi bir tehdit veya şantajda bulunmadığını, …’ten ayrıldıktan sonra …’ın tekrar arkadaşlık teklifinde bulunduğunu, kabul etmemesi üzerine …’ın, kendisini cinsel ilişki sırasında çekilmiş video kayıtlarını ifşa etmekle korkutması üzerine isteklerini kabul etmek zorunda kaldığını, 2010 yılının Şubat ayına kadar bu ilişkisinin sürdüğünü, sonrasında …’dan ayrıldığını, başından geçen tüm bu olayları annesi müşteki …’a anlattığını, suça sürüklenen çocuk …’dan şikâyetçi olduğunu,
İstinabe olunan Mahkemede; Kolluk beyanına ek olarak suça sürüklenen çocukla simit sarayında tanışarak arkadaşlık kurduklarını, yaklaşık 1 ay oturup konuşma şeklinde arkadaşlıklarının devam ettiğini, bu süre içerisinde eve veya başka bir yere gitmediklerini, olay günü simit sarayında otururlarken suça sürüklenen çocuğun, kendisine meyve suyu ısmarladığını, meyve suyunu içince fenalaştığını, suça sürüklenen çocuğun, kendisini ablasının evine bırakmayı teklif ettiğini ve beraber yola çıktıklarını, sonrasında suça sürüklenen çocuğun evde annesinin olduğunu belirterek onu evine davet ettiğini, evde suça sürüklenen çocuk ve annesiyle birlikte sohbet ettiklerini, hâlsizliğinin devam ettiğini, suça sürüklenen çocuğun annesinin sigara almak için markete gitmek üzere evden ayrıldığını, o sırada kendisinin daha da kötüleştiğini ve vücudunun gevşemeye başladığını, suça sürüklenen çocuğun, kendisini dudaklarından öperek üzerini çıkarmaya başladığını, suça sürüklenen çocuğun orada bulunan sehpayı çekerek oturma grubunu açtığını, pantolonunu ve külotunu çıkarttığını, direnemediğini, ses çıkardığını ancak bu sesin evde duyulamayacak şekilde olduğunu, suça sürüklenen çocuğun kendisinin üst giysilerini çıkartmadığını, yalnızca pantolonu ve külotunu dizine kadar sıyırdığını, kendisini kollarından tutarak öpmeye başladığını, ses çıkartamadığını, o esnada suça sürüklenen çocuğun cinsel organını kendisinin cinsel organına soktuğunu, birkaç kez sokup çektiğini, canının yandığını, acıyla bağırdığını ancak yanlarına kimsenin gelmediğini, cinsel organından kan geldiğini ve ağlamaya başladığını, bağırması üzerine suça sürüklenen çocuğun geri çekildiğini, sonrasında suça sürüklenen çocuğun, alnından öperek “Helalimsin.” dediğini, üzerini giyinip ablasının evine gittiğini, ablasına bir şey anlatamadığını, ilişkilerinin bu şekilde 2-2,5 ay boyunca devam ettiğini ve ilişki süresince 7- 8 defa cinsel ilişkiye girdiklerini, bu ilişkilerinin hepsinin vajinal yoldan gerçekleştiğini, eski sevgilisiyle barışan suça sürüklenen çocuğun bu nedenle kendisinden ayrıldığını, Kolluk beyanında her ne kadar olay anında kendinden geçtiğini söylemişse de olay sırasında hareket edemediğini, bilincinin yerinde olduğunu,
Tanık … Öztürk Kollukta; suça sürüklenen çocuğun annesi olduğunu, 2007 yılının Eylül ayında Dikilitaş mahallesinde bulunan evlerine taşındıklarını, suça sürüklenen çocuğun arkadaşı olduğunu söylediği mağdurenin, ablası tanık Havana’nın, evlerine yakın bir yerde oturması nedeniyle tanışmak istediğini söylediğini ve 2008 yılı içerisinde suça sürüklenen çocuğun, mağdure ve mağdurenin ablası olan tanık Havana’yı, tanıştırmak için evlerine getirdiğini, beraber kahve içtiklerini ve yaklaşık 5 dakika oturduklarını, o sırada hiçbir şekilde evden ayrılmadığını, suça sürüklenen çocukla mağdurenin bu ziyaret esnasında yalnız kalmadıklarını, suça sürüklenen çocuğun, mağdure ve ablasını yolcu ettikten sonra evine döndüğünü,
Mahkemede; 2007 yılı Ocak ayında Dikilitaş mahallesinde oturmadıklarını, bir gün evdeyken mağdure, ablası ve suça sürüklenen çocuğun eve geldiklerini, birlikte kahve içtiklerini ve evden ayrıldıklarını, suça sürüklenen çocukla mağdurenin samimi olarak görüştüklerini düşünmediğini,
Tanık Havana Mıdık Kollukta; mağdurenin ablası olduğunu, kesinlikle suça sürüklenen çocuğun evine gitmediğini ve oturdukları evi de bilmediğini, mağdurenin tanıştırmasıyla bir defa suça sürüklenen çocuk ve annesiyle ayaküstü konuştuklarını,
Mahkemede; suça sürüklenen çocuk ve kardeşi olan mağdurenin konuştuklarını bildiğini ancak cinsel ilişkiye girdiklerine dair bir duyumunun olmadığını,
Tanık … Sevim Kollukta; suça sürüklenen çocuk ve ailesinin ev sahibi olduğunu, 15.09.2007 tarihinde evine taşındıklarını ve hâlen o evde kiracı olarak oturduklarını, aralarında herhangi bir kira kontratı bulunmadığını,
Mahkemede; suça sürüklenen çocuğun ve ailesinin kaldığı apartmanda ikamet ettiğini, onların oturduğu evin sahibi olduğunu ancak aralarında bir kira kontratı yapmadıklarını, suça sürüklenen çocuğun eve bir kızla gelip gittiğine tanık olmadığını,
Tanık Vedat Güneşhan Mahkemede; suça sürüklenen çocuk ve ailesinin, kayınvalidesinin kiracısı olduğunu, evin Sarayaltı Camisi’nin arkasında bulunduğunu ve 2006 yılının sonundan itibaren kiracı olarak oturduklarını,
Tanık … 26.01.2011 tarihinde Mahkemede; mağdure ile inceleme dışı sanık …’ı kendisinin tanıştırdığını, mağdurenin …’ı sevdiğini ve rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini, mağdurenin sanık …’dan önce de bir başkasıyla cinsel ilişkiye girdiğini bildiğini ancak o şahsın kim olduğunu bilmediğini,
İnceleme dışı sanık … Karataş Kollukta; mağdureyle yaklaşık 1 yıl arkadaşlık yaptıklarını, mağdureyle suça sürüklenen çocuk arasındaki cinsel ilişkiyi çevreden öğrendiğini, kendisinin mağdureyle rızası dahilinde bir defa cinsel ilişkiye girdiğini hatta bu ilişkiye ait görüntülerin mağdure tarafından kendisinin cep telefonuna video olarak kaydedildiğini, o esnada yaklaşık 1 hafta süreyle cep telefonunun mağdurede kaldığını ve mağdurenin bu görüntü kayıtlarını sildiğini kendisine söylediğini, ilişki esnasında görüntü kaydederken mağdurenin şakayla karışık kendisini polise şikâyet edeceğini söylediğini,
Savcılıkta; Kolluk beyanına ek olarak mağdurenin arkadaşlık yaptığı suça sürüklenen çocuk …’ı okuldan tanıdığını ancak aralarında herhangi bir arkadaşlık ilişkisinin bulunmadığını,
13.07.2010 tarihinde Mahkemede; mağdurenin, kendisine suça sürüklenen çocuk …’la olan ilişkisinden bahsettiğini,
Beyan etmişlerdir.
Suça sürüklenen çocuk … Kollukta; mağdureyle 2007 yılı içerisinde sürekli gidip geldiği Şirin Simit Sarayı isimli iş yerinde tanıştıklarını, kendisine âşık olan mağdurenin duygularına karşılık vermediğini, arkadaş olarak görüşmeye devam ettiklerini, arkadaşlıklarının yaklaşık 2 hafta sürdüğünü, sonrasında mağdurenin ruh sağlığının iyi olmadığını anladığını ve görüşmeme kararı aldığını, o tarihlerde Sarayaltı Mahallesinde oturduklarını hatırladığını, mağdureyle görüştüğü tarihlerde mağdurenin, kendisini ablasıyla tanıştırdığını, mağdurenin, ablasının kimseyle görüşmediğini, annesiyle yakın yerlerde oturduklarından annesiyle ablasının görüşmesi için onları tanıştırmasını kendisinden istediğini, bunun üzerine hep birlikte o tarihte oturdukları Dikilitaş mahallesindeki eve gitiklerini, evde sadece annesinin olduğunu ve birlikte kısa bir süre oturduktan sonra mağdure ve ablasının evden ayrıldıklarını, suçlamayı kabul etmediğini, inceleme dışı sanık …’ı okuldan tanıdığını, sadece selamlaştığı bir kişi olduğunu, yakınlığının bulunmadığını,
Savcılıkta; mağdureyle tam olarak hangi tarihte tanıştığını hatırlamadığını ancak 2007 yılının sonlarına doğru tanıştıklarını düşündüğünü, mağdureyle arkadaşlık ilişkisinin bulunduğunu, sonrasında mağdurenin yaşının küçük olması ve ruh sağlığının iyi olmaması sebepleriyle ondan ayrıldığını, ailece 2007 yılının Eylül ayında Dikilitaş’ta bulunan evlerine taşındıklarını, suçlamaları kabul etmediğini,
Mahkemede; mağdureyle arkadaşlık ilişkisinin yaklaşık 2 hafta sürdüğünü, fazla samimi olmadıklarını, mağdureyi yaklaşık 3 yıldır görmediğini, mağdurenin neden böyle bir beyanda bulunduğunu bilmediğini, böyle bir beyanda bulunması için herhangi bir sebebin de bulunmadığını,
Savunmuştur.
Amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” şeklinde, Latincede ise “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından gözönünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi halinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Mağdurenin Kollukta; suça sürüklenen çocuk …’la tanıştıktan 15-20 gün sonra aralarında duygusal bir ilişkinin başladığını, 2007 yılı Ocak ayında suça sürüklenen çocukla oturdukları esnada suça sürüklenen çocuğun, kendisine meyve suyu ısmarladığını, içtikten bir müddet sonra kötü hissettiğini, suça sürüklenen çocuğun, bu hâlde tek başına eve gidemeyeceğini söyleyerek onu ablası olan tanık Havana’nın evine bırakmayı teklif ettiğini, ablasının eviyle suça sürüklenen çocuğun evinin birbirine yakın olduğunu, birlikte yola çıktıklarını, suça sürüklenen çocuğun, annesinin evde olduğunu söyleyerek evlerinde oturmayı teklif ettiğini, kabul etmesi üzerine birlikte suça sürüklenen çocuğun evine gittiklerini, evde sadece suça sürüklenen çocuğun annesi tanık …’nin olduğunu, birlikte meyve yiyip konuştuklarını, sonrasında kendinden geçtiğini, kendine geldiğinde evin salon kısmında çırılçıplak bir vaziyette olduğunu, suça sürüklenen çocuğu da aynı şekilde gördüğünü, ağlamaya başlaması üzerine suça sürüklenen çocuğun “Korkma. Ben seninle evleneceğim.” diyerek alnından öptüğünü, o esnada suça sürüklenen çocuğun annesinin evde olmadığını, sonrasında suça sürüklenen çocuğun, kendisini evine bıraktığını, ailesinden korktuğu için bu olayı söyleyemediğini ve suça sürüklenen çocukla ilişkilerine devam ettiklerini, birkaç kez kendi isteğiyle yine suça sürüklenen çocuğun evinde onunla cinsel birliktelik yaşadığını ancak cinsel ilişkiyi istemediği zamanlarda suça sürüklenen çocuğun olayı ailesine anlatmakla tehdit ettiğini ve bu şekilde mecburen suça sürüklenen çocukla cinsel ilişkiye girdiğini, bu ilişkilerinin yaklaşık 2,5 ay sürdüğünü, 2007 yılı Ocak ayında suça sürüklenen çocuğun, kendisinden ayrıldığını, istinabe olunan Mahkemede alınan beyanında ise; Kolluk beyanından farklı olarak evde suça sürüklenen çocuk ve annesiyle birlikte sohbet ettiklerini, hâlsizliğinin devam ettiğini, o esnada sırada suça sürüklenen çocuğun annesinin sigara almak için markete gitmek üzere evden ayrıldığını, daha da kötüleştiğini ve vücudunun gevşemeye başladığını, suça sürüklenen çocuğun, kendisini dudaklarından öperek üzerini çıkarmaya başladığını, orada bulunan sehpayı çekerek oturma grubunu açtığını, pantolonunu ve külotunu çıkarttığını, direnemediğini, ses çıkardığını ancak bu sesin evde duyulamayacak şekilde olduğunu, suça sürüklenen çocuğun üst giysilerini çıkartmadığını sadece pantolonunu ve külotunu dizine kadar sıyırdığını, kollarından tutarak öpmeye başladığını, ses çıkartamadığını, o esnada suça sürüklenen çocuğun cinsel organını kendisinin cinsel organına soktuğunu, birkaç kez sokup çektiğini, canının yandığını, acıyla bağırdığını ancak kimsenin gelmediğini, cinsel organından kan geldiğini ve ağlamaya başladığını, bağırması üzerine suça sürüklenen çocuğun geri çekildiğini, sonrasında suça sürüklenen çocuğun, alnından öperek “Helalimsin.” dediğini, üzerini giyinip ablasının evine gittiğini, ablasına bir şey anlatamadığını, bu ilişkilerinin bu şekilde 2-2,5 ay boyunca devam ettiğini ve ilişki süresince 7- 8 defa cinsel ilişkiye girdiklerini, bu ilişkilerinin hepsinin vajinal yoldan gerçekleştiğini, eski sevgilisiyle barışan suça sürüklenen çocuğun bu nedenle kendisinden ayrıldığını iddia ettiği; sanığın ise aşamalarda suçlamayı kabul etmediğini, mağdureye cinsel bir eylemde bulunmadığını savunduğu olayda;
Mağdurenin Kolluk beyanında kendinde olmadığı gerekçesiyle cinsel eyleme ilişkin detaylı bir anlatımda bulunmamasına rağmen Mahkeme beyanında eylemi daha da genişleterek ayrıntılara yer vermesi, suça sürüklenen çocuğun aşamalardaki savunmalarında suçlamayı kabul etmemesi, mağdurenin olayın 2007 yılında yaşandığını belirtmesine karşın intikalin 04.05.2010 tarihinde gerçekleşmesi ve olay tarihiyle intikal arasında geçen sürenin uzun olmasını haklı gösterecek bir delilin de dosya kapsamında bulunmaması, olay sonrasındaki süreçte mağdurenin birden çok kişiyle cinsel ilişki yaşaması nedeniyle hymendeki yırtığın gerçekleşebileceği, aradan geçen 3 yılı aşkın zaman nedeniyle beden ve ruh sağlığının bozulmasına, sebebiyet veren eylemin belirlenmesinin mümkün olmaması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; suça sürüklenen çocuğun mağdureye karşı eylemlerini gerçekleştirdiğini gösteren her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı kanıt bulunmayıp iddianın şüphede kalması ve bu şüphenin de suça sürüklenen çocuk lehine yorumlanması gerektiğinden, suça sürüklenen çocuğun mağdureye yönelik eylemlerinin sabit olmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla isabetli bulunmayan Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemenin direnme kararının yerinde olduğu ve onanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1-Uşak 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.05.2015 tarihli ve 36-100 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, suça sürüklenen çocuğa atılı eylemin sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 12.10.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.