Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/24901 E. 2013/9479 K. 22.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/24901
KARAR NO : 2013/9479
KARAR TARİHİ : 22.05.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, Tehdit, Hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Tehdit, bir kimsenin başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin, onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının

gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da yakıştırmalarda bulunmak ya da sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur.İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Somut olayda; sanığın, internet ortamında İstanbul.net ve siberalem.com isimli arkadaşlık sitelerinde kendisini Kıbrıslı emekli ziraat mühendisi ve bekar olarak göstererek bayanlar ile chat yaptığı ve arkadaşlık teklif ettiği, bu şekilde 2006 yılı içerisinde tanıştığı katılan ile önce internet ortamında akabinde buluşarak arkadaşlıklarını ilerlettiği ve birlikte olmaya başladıkları, daha sonra işyeri açacağını ve ortak yürüteceklerini söyleyerek katılandan para istediği, bu amaçla birlikte çalıştıracakları Maltepe İlçesinde bulunan internet cafeyi işyeri olarak gösterdiği, sanığın hileli davranış ve sözlerine inanan katılanın banka şubelerinden 60.000 TL civarında kredi çekerek elden sanığa teslim ettiği, ayrıca kendisine ait banka kredi kartlarını vererek kullanmasına izin verdiği, bu şekilde katılandan aldığı paralar ile kendisine haksız menfaat temin eden sanığın daha sonraları katılan ile ilişkisini kestiği, kendisini arayan katılana yönelik olarak internet ortamında “ha si..tir, terbiyesiz, orospu, adi pislik, sahtekar, seni döverim” tarzında tehdit ve hakaret içeren sözler sarf ederek kendisini bir daha aramamasını istediği anlaşıldığından, eyleminin yüklenen suçlarını oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak,
1-Sanığa yüklenen hakaret suçunun soruşturma ve kovuşturulmasının, mağdurun şikayetine bağlı suçlardan olduğu, katılanın hazırlık aşamasında alınan ifadesinde sanık ile en son telefon görüşmelerinin 2007 yılı Kasım ayı içerisinde olduğunu beyan etmesi ve dosyada bulanan hakaret içerikli internet ortamında gerçekleşen konuşmaların Eylül 2007 tarihinde yapıldığının anlaşılması karşısında suç tarihi ile yasal başvurunun yapıldığı 18.06.2008 tarihleri arasında altı aylık “hak düşürücü süre” niteliğinde bulunan yasal şikayet süresinin geçmesi nedeniyle, TCK.nun 73/4 ve CMK.nun 223/8 maddesi uyarınca hakaret suçundan düşme kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-Sanık hakkında dolandırıcılık suçu yönünden, temel ceza tayini sırasında hürriyeti bağlayıcı cezanın alt sınırdan belirlendiği halde adli para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak tespit edilmesi,
3-Sanık müdafiinin lehe hükümlerin uygulanması talebinin bulunmasına karşın, sanık hakkında TCK’nın 62. maddesinin uygulanması hususunda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.