Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/20241 E. 2013/18823 K. 02.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20241
KARAR NO : 2013/18823
KARAR TARİHİ : 02.12.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, olay tarihinde şikayetçilerin işlettiği kuyumcu dükkanlarına giderek elindeki sahte altın bilezikleri bozdurup şikayetçilerden para aldığı, en son …’a ait işyerine gelip sahte bilezikleri bozdurmak istediğinde, şikayetçinrin yaptığı inceleme sonucunda altının sahte olduğunu son anda farkettiği, yapılan incelemede, suça konu bileziklerin sahte olduğunun belirlendiği, bu şekilde sanığın, sahte olan altınları, gerçek altınmış gibi kuyumculara satarak dört kez ayrı ayrı dolandırıcılık suçunu, bir kez de, dolandırıcılığa teşebbüs suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık, müşteki ve tanık ifadeleri, yakalama tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre suçların sanık tarafından işlendiği sabit olmakla; mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 27/10/2009 tarih ve 2009/6-132 Esas ve 2009/251 karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; 5237 sayılı Kanun’un 168. maddesinde yer alan “etkin pişmanlık” hükmünün uygulanabilmesi için, sanığın bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi gerektiği, 765 sayılı Kanun’un 523. maddesi, “iade ve tazmin esasına” dayalı bir düzenleme iken, 5237 sayılı Kanun’un 168. maddesi tazminden çok “pişmanlık” esasına dayanmakta olup, pişmanlık sonucu olan iade ve tazminin önem taşıması nedeniyle iade ve tazminin cebri icra yoluyla gerçekleştirilmesi, zararın failin rızası hilafına veya ondan habersiz olarak üçüncü kişilerce giderilmesi gibi hallerde sanığın etkin pişmanlığından söz edilemeyeceği, somut olayda, sanığın, sahte altınları son olarak bozdurmak istediği sırada yakalanmasından sonra durumun polise bildirildiği, bu sırada sanığın üzerindeki paralara el konularak şikayetçilere verildiği olayda, etkin pişmanlık koşullarının oluşmadığı dikkate alınmadan, TCK’nın 168. madesi gereğince indirim yapılmak suretiyle eksik ceza tayin edilmesi hususu, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık ve sanık müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 02/12/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.