Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/224 E. 2013/13296 K. 16.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/224
KARAR NO : 2013/13296
KARAR TARİHİ : 16.09.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Kadastro çalışmaları sırasında arazileri tespit gören şikayetçiler aleyhine orman idaresi tarafından kadastro tespitinin iptali davası açıldığı, dava açıldıktan sonra, sanık …’ın şikayetçilerin yanına giderek “Ben kadastro memurları ile görüştüm, kişi başı 10000 TL verirseniz, orman mühendislerine ve kadastro memurlarına sizin taşınmazın orman olmaması için para vereceğim, tarlalarınızı kurtaracağım” dediği, bu kapsamda şikayetçiler …, … ve …’un sanığa 10000’ar TL, …’ün ise, 3600 TL para verdiği, aradan 2 ay geçtikten sonra, sanık …’ın, şikayetçileri temyiz dışı … ile tanıştırdığı ve şikayetçilere “İşte paraları dağıtacak olan ve işlerinizi yaptıracak olan bu adamdır” diyerek güven telkin ettiği, …’nın da şikayetçilere “Biz daha önceden bu işleri yaptık, vatandaşa tarlalarını kazandırdık, içiniz rahat olsun” şeklinde sözler söylediği, akabinde orman idaresi tarafından açılan davaların şikayetçilerin aleyhine sonuçlanmasına rağmen, sanığın katılanlara paralarını geri vermeyerek haksız menfaat temin ettiğinin iddia edildiği olayda;
1-Sanığın şikayetçi …’e yönelik eylemi nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
5271 sayılı CMK’nın 231.maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” ilişkin kararına karşı aynı kanunun 231/12. maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığından 5271 Sayılı CMK’nın 264. maddesi uyarınca kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunda merciin belirlenmesinde yanılma, başvuranın haklarını ortadan kaldırmayacağından temyiz dilekçesinin itiraz dilekçesi olarak kabulü ile görevli ve yetkili ilk derece mahkemesince itiraz konusunda inceleme yapılması için, dosyanın incelenmeksizin iade edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na GÖNDERİLMESİNE,
2-Sanığın diğer şikayetçilere yönelik eylemleri nedeniyle kurulan mahkumiyet hükümlerine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a) Birden fazla mağdurdan aynı yer ve zamanda tek bir fiil sonucunda çıkar sağlanması halinde TCK’nın 43/2. maddesi yollamasıyla 43/1. maddesinin uygulanması gerektiği, farklı mağdurlardan değişik tarihlerde haksız menfaat elde edilmesinde ise mağdur sayısı kadar suç oluşacağı dikkate alınarak, maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeksizin ortaya çıkarılması bakımından, sanığın katılanlara yönelik hileli eylemlerini aynı yer zaman diliminde mi yoksa farklı zamanlarda mı gerçekleştirdiği, hangi katılanlardan aynı yer ve zamanda, hangilerinden farklı zamanlarda para aldığı araştırılıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi,
b)Katılan …’ın, sanığa vermiş olduğu 10000 TL’nin 5500 TL’sini sanığın kendisine geri verdiğini beyan etmiş olması karşısında; sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168/4. maddesinin uygulanması açısından katılanın rızasının bulunup bulunmadığı ve sanığın etkin pişmanlık gösterip göstermediğinin araştırılmasından sonra hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
c)Sanık hakkında hükmolunan uzun süreli hapis cezalarının ertelenmiş olması karşısında, TCK’nın 53/3 maddesi gereğince, aynı maddenin 1.fıkrasının “c” bendinde yer alan kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından hak yoksunluklarının uygulanma olanağının bulunmadığının düşünülmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.