Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/20588 E. 2013/8517 K. 07.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20588
KARAR NO : 2013/8517
KARAR TARİHİ : 07.05.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK.nun 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.

Somut olayda; katılanın titizlik ve temizlik rahatsızlığı bulunduğu, bu nedenle sorunlar yaşadığı, bir takım insanların sende büyü var, cin var şeklinde sözlerinin etkisinde kalması sonrasında, internette Medyum İbrahim hoca isimli şahsın telefonunu bularak irtibata geçtiği, kendisini İbrahim hoca olarak tanıtan sanık …’in kendisinde büyü olduğunu arkadaşlık ilişkilerinin bu büyü sebebiyle bozulduğunu ve titizlik hastalığının bu sebeple bulaştığını , kendisine 500 TL para göndermesini, havale edilen parayı aldıktan sonra tedaviye başlayacağını söylediği, parayı aldıktan sonra katılana işleme başladığını ayrıca her gün gece yarısı saat 00.00 da arayıp kendisine vekalet vermesini talep ederek bu şekilde işlemleri sürdüreceğini beyan ettiği,sonrasında vekaleti aldığını ve büyüyü araştırmaya başladığını söylediği, ayrıca katılana büyünün bozulması için 40 karışımdan oluşan bir ilaç gerektiğini bu ilacında 1640 TL ye mal olduğunu söyleyerek yine para havale etmesini sağladığı, sonrasında karışımın yeterli gelmediğini Arabistan ülkesinde bulunan kırmızı civa getirilmesi için 3900 TL paranın gerektiğini söylediği, katılan 3.900 TL yi gönderdiği, gelen civanın yeterli olmadığınısöyleyerek tekrar kendisine 4.650 TL havale edilmesini sağladığı, bir kaç gün geçtikten sonra yapmış olduğu işlemlerin tesirinin olamadığını, …’a gelmesinin gerektiğini söylediği, katılan … iline geldikten sonra sanık …’ın da bulunduğu bir eve geldikleri, bir süre oturup sohbet ettikten sonra sanık …’in birtakım büyü bozma ayini yapmış gibi çeşitli gösteriler yaptığı, sonrasında başarıya ulaşabilmesi için 214 gr 22 ayar altının gerektiğini söylediği, katılanında sanık … tarafından kendisine söylenen sanık … adına Yurtiçi kargo aracılığı ile bu miktar altını gönderdiği, sonrasında sanık … tekrar katılanı arayarak adak kanının bozulduğunu yeniden adak kesilmesi gerektiğini bu yüzden 6100 TL para göndermesini katılandan istediği, katılanın aynı hesaba 6100 TL parayı havale ettiği, aradan bir süre geçtikten sonra sanık … katılanı arayarak parayı aldığını adakçı ile birlikte Suriye ülkesine gideceklerini altınları ve adak kanını burada okuyacağını söylediği, ayrıca katılanın kendisini araması halinde telefonu asistanı olan sanık …’ın açacağını belirttiği, aynı gün akşam saatlerinde sanık …’in katılanı sürekli aradığı telefondan kendisini hocanın asistanı olarak tanıtan sanık …’nın aradığı ve bu kişinin katılana, Suriye’li adakçı ile … arasında anlaşmazlık çıktığını bu nedenle para gerektiğini söyleyerek katılandan 6.100 TL daha havale etmesini istediği, ayrıca bu şahsın katılana yapılan büyü ile ilgili cinin büyüdüğünü söylediği, bütün bu olaylar karşısında dolandırılmış olabileceğini düşünerek şikayetçi olduğu olayda eylemin TCK’nın 158/1-a maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğunu kabul eden mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine;ancak,
1-Sanıkların katılanlardan aynı suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda kısa aralıklarla aynı suçu birden fazla işledikleri anlaşılmakla, cezalarının TCK’nın 43/1 maddesi uyarınca artırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini,
2-Katılanın … Ağır Ceza Mahkemesi aracılığı ile gönderdiği 01/08/2012 havale tarihli dilekçesinde, sanık …’in ailesi tarafından olay nedeni ile uğradığı zarar olan 36.840 TL’nun 13/07/2012 günü kendisine ödendiğini belirttiği anlaşılmasına ve ödendiği bildirilen tarihin karar tarihi öncesi olmasına göre; ödenme tarihinin kesin olarak tespiti için mağdurun yeniden dinlenilerek, karar tarihi öncesine ilişkin zararın giderildiğine dair kayıt ve evrakın olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre sanıkların etkin pişmanlık gösterip göstermediğinin de değerlendirilerek 5237 Sayılı TCK’nın 168/2.addesinin uygulanması gerekip gerekmediğinin tartışılması zorunluluğu,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 07.05.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.