Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/21142 E. 2013/5653 K. 27.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/21142
KARAR NO : 2013/5653
KARAR TARİHİ : 27.03.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK. nun 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda: sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde katılanın saflığı ve dini duygularını kullanarak, sanık … vasıtasıyla işlerinin kötü gittiğini hatta felaket beklemesi gerektiğini cinlerin kendisini hamile bırakabileceğini, sevgilisinden ayıracağını, bunu önlemek için para göndermesi ve kendisinin göndereceği ilacı uygulaması gerektiğini söyleyerek hesap numaraları verip, katılandan sık aralıklarla pek çok kez para isteyerek sanık …’nın İzmir Çamdibi şubesindeki hesabına 269.063,80 TL, sanık …’in hesabına 60.000 TL göndermesini sağlamak suretiyle dolandırdıkları iddiasıyla açılan davada, katılanın beyanını doğrular içerikte mesajların sanık …’ya ait cep telefonu ve tanık tarafından sanık …’ya verildiği belirtilen cep telefonlarından gönderilmiş olması, sanık …’nın katılan ile önceden birlikteliğimiz vardı ben 300.000.00 TL’yi kendisine değerlendirmesi için vermiştim sözkosu parayı ihtiyaç oldukça hesabıma ve bir kezde üvey kızım hesabına göndermiştir şeklindeki kaçamaklı ikrarı karşısında sanıkların eyleminin zincirleme halde 5237 Sayılı TCK’nun 158/1-a maddesinde öngörülen dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden her sanığın cezai sorumluluğunun ayrı ayrı değerlendirilerek hukuki durumlarının tayini gerekirken yazılı şekilde beraatlarına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.