YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/11247
KARAR NO : 2021/16627
KARAR TARİHİ : 27.12.2021
Mahkemesi :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
Asıl ve birleşen dava, rücuan tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, uyulan bozma ilamı sonrası yapılan yargılamada ilamında belirtildiği şekilde davanın husumet yokluğu yönünden reddine karar verilmiştir.
Hükmün, davacı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1- Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesi uyarınca; “Hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.” Aynı Kanunun 294-301 maddelerinde ise mahkeme kararlarının nasıl olması gerektiği belirlenmiştir. Bu düzenlemelere göre Mahkeme, usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla davayı sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında verilen nihai karar, hükümdür. Yine aynı Kanunun 297. maddesinin (2). fıkrasına göre hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması, zorunludur.
Somut olayda davacı kurum asıl dava ile …. Ltd. Şti.’ne birleşen dava ile …’a husumet yöneltmiş, mahkeme 21.01.2021 tarihli duruşmada verdiği kısa kararında “davanın husumet yokluğu yönünden reddine” karar vermiş, mahkemece yazılan kararın gerekçesinde ise “davalı olarak gösterilen …’ın davada davalı sıfatının olmadığı bu nedenle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilerek … yönünden husumet yokluğundan davanın reddine, diğer davalı … Ltd. Şti yönünden kabulüne karar verilmesi gerekirken sehven sadece … yönünden karar verilmiştir” gerekçesiyle “Davanın husumet yokluğu yönünden reddine” şeklinde hüküm kurulmuştur.
Kamu düzeni amacıyla konulmuş, emredici hükümlerden olan yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırı olarak gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturulması, talepler hakkında hüküm kurulmaması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
2- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Taraf ehliyeti” başlığını taşıyan 50’inci maddesinde, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olanın, davada taraf ehliyetine de sahip olduğu belirtilmiştir. Buna göre taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneği olup, medeni (maddi) hukuktaki medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekildir. Medeni hukuktaki haklara ve borçlara sahip olma ehliyeti hak ehliyetini oluşturmakta, gerçek ve tüzel kişiler bakımından geçerli olmaktadır. Hak ehliyeti bulunan her gerçek ve tüzel kişi, davada taraf olabilme ehliyetine de sahiptir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 28’inci maddesinde ise, kişiliğin, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlayıp ölümle sona erdiği ve çocuğun hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde ettiği hüküm altına alınmış olup, gerçek kişilerin kişiliği ve bununla medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyeti ölümle sona erdiğinden, ölmüş kişinin taraf ehliyeti bulunmamaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 114. maddesinde, taraf ve dava ehliyetine sahip olunması, dava şartı olarak düzenlenmiş ise de; anılan Yasanın tarafta iradi değişikliği düzenleyen 124/3. maddesinde, maddi bir hatadan kaynaklanan ve ya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebinin, karşı tarafın rızası aranmaksızın hakim tarafından kabul edileceği belirtilmiştir.
Mahkemece verilen önceki karar dairemizin 20.05.2019 tarihli ilamıyla “Eldeki dava ile birleştirilen Anamur Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/265 E. sayılı dosyasında davanın, kimlik bilgileri dosya içeriğinden anlaşılamayan … adlı kişiye karşı açıldığı, duruşma gününün ilanen tebligat yoluyla yapılarak birleştirme kararı verildiği, birleştirme kararının davalıya tebliğ edilmediği, asıl dosyada ise taraf teşkili sağlanmaksızın yargılama yapılarak verilen gerekçeli kararın, … TC Kimlik nolu … isimli kişiye tebliğ edildiği, kararı tebliğ alan …’ın ise davalı sıfatına itiraz ederek hükmü temyiz ettiği anlaşılmıştır.
Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, davaya konu iş kazasında ekskavatörü kullanan ve kusurlu olduğu kabul edilen …’ın kimlik bilgileri tespit edilememektedir.
O halde Mahkemece öncelikle; hükmü temyiz eden …’ın sıfat itirazı irdelenip ilgisi belirlendiği takdirde savunması ve delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmelidir” gerekçesiyle bozulmuş olup, mahkemece davalı görünen Ercan’a husumet düşmeyeceği kabul edilmişse de davacı tarafından husumet yöneltilen … tespit edilip usulünce jusumet yöneltilmeksizin karar verilmesi isabetsiz bulunmuştur.
Kurumun tahkikat raporunda adı geçen gerçek … tespit edilerek yöntemince taraf teşkili sağlandıktan sonra bu davalının göstereceği deliller de toplanarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmelidir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle eksik araştırma ve incelemeyle, yazılı biçimde çelişkili karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davacı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 27.12.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.