YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5433
KARAR NO : 2021/6471
KARAR TARİHİ : 11.10.2021
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davası üzerine, Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından davanın kabulüne ve İtiraz Hakem Heyeti tarafından davalı vekilinin itirazının reddine dair verilen kararın davalı vekili tarafından süresi içinde temyizi istenilmekle, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
K A R A R
Davacı vekili; davalının trafik sigortacısı olduğu aracın karıştığı kaza sonucunda araçta yolcu olarak bulunan davacının yaralanıp % 14 oranında malul kaldığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş; 22.06.2017 tarihli ıslah dilekçesiyle taleplerini 102.617,25 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı vekili; davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığını da belirterek davanın reddini savunmuştur.
Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından; davanın kabulü ile 102.617,25 TL. tazminatın 01.02.2017 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline dair verilen karara davalı vekili tarafından yapılan itiraz üzerine, İtiraz Hakem Heyeti tarafından, davalı vekilinin itirazının reddine karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine; özellikle, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 30/1. maddesi gereği, zorunlu sigortalar bakımından tahkime üyelik şartı bulunmadığı için, eldeki uyuşmazlıkta Sigorta Tahkim Heyeti’nin görevli olduğuna ilişkin kabulde usule aykırı bir yön bulunmamasına; UHH tarafından dosyanın teslim alındığı tarih (23.03.2017) ile kararın verildiği tarih (20.07.2017) dikkate alındığında, 4 aylık yasal süre aşılmadan karar verilmiş olmasına göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, trafik kazası sonucu oluşan bedensel zarar nedeniyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
Davalı tarafın yargılamanın başından itibaren zamanaşımı def’ini ileri sürdüğü; UHH tarafından bu savunmaya itibar edilmeyerek davanın kabulüne dair verilen karara, davalı yanca alacağın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle İHH nezdinde itiraz edildiği; davalının zamanaşımı savunmasının değerlendirilebilmesi için, maluliyetin ortaya çıktığı ve davacı tarafça öğrenildiği tarihin tespiti konusunda adli tıp uzmanı bilirkişiden rapor alınması gerektiği dikkate alınarak, davalı vekiline rapor giderinin yatırılması için kesin süre verildiği
halde giderin yatırılmadığı ve davalının zamanaşımı savunmasına itibar edilmediği belirtilerek, İHH tarafından itirazın reddine karar verildiği görülmektedir. Davaya konu edilen kaza sonucu zarara uğradığını iddia eden ve bu zararının giderilmesini talep eden davacının, HMK’nın 190/1. maddesi ve BK’nın 50/1. maddesi gereği zararı (maluliyetin bulunduğunu ve zamanaşımı süresi dolmadan önce ortaya çıktığını) ispat yükü altında olduğu açıktır. Bu itibarla; zararı ispat yükü altında olanın davacı taraf olduğu dikkate alınmadan, davalının ispat yükü altında olduğunun kabul edilmesine dayanan İHH gerekçesi yerinde değildir.
Kaza tarihi olan 24.05.2009 tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 41. maddesinde (6098 sayılı TBK’nın 49. md) haksız fiil tanımlanmış, 60. maddesinde de (TBK’nın değişik 72. md) haksız fiilden zarar görenin bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine (TBK’nın 72. maddesinde 2 ve 10 yıllık zamanaşımı süreleri öngörülmüştür) tabi olduğu belirtilmiştir.
Buna karşılık 2918 sayılı KTK’nın 109/1. maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler için, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde kaza gününden başlayarak 10 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Maddenin özellikle 2. fıkrasında “dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa” ifadesi ile kanun koyucu, taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3.kişi) fiil cezayı gerektiriyor ise, uzamış ceza zamanaşımının uygulanacağını kabul etmiştir. Görüldüğü gibi, BK’nın 60. ve 2918 sayılı KTK’nın 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı yönünden birbirine paraleldir. Aralarındaki tek fark, zamanaşımı süresinin trafik kazalarından doğan tazminat talepleri bakımından 1 yıl yerine, 2 yıl olarak öngörülmesidir (TBK’nın 72. maddesi ile bu konuda da paralellik sağlanmıştır).
Haksız fiile dayanan tazminat isteminde zamanaşımının işlemeye başlayacağı tarih, zararın ve zarar sorumlusunun öğrenildiği andır. Zararın öğrenilmesi kavramıyla kastedilen ise, haksız fiil nedeniyle oluşan bedensel zararın kapsamının öğrenilmesi olup, bu bedensel zararın sebep olacağı maluliyet oranının belirlendiği tarihin, zararın öğrenilmesi kavramına bir etkisi yoktur. Bedensel zararın (yaralanmanın) gerçekleşmesi ve bu yaralanmayla ilgili tedavinin tamamlanması ile zararın kapsamının belli olduğu kabul edilmelidir.
Açıklanan ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; kaza sonucu davacı ile birlikte 3 kişi yaralanmıştır. Kaza tarihinde yürürlükte olan 5237 sayılı TCK’ya göre zamanaşımı süresi 8 yıldır. Davaya konu trafik kazası 01.09.2008 tarihinde meydana gelmiş, dava ise 28.02.2017 tarihinde açılmıştır. Davalı taraf, davaya konu alacağın zamanaşımına uğradığı savunmasında bulunmuş olmasına rağmen, UHH davacının zararı 08.12.2016 tarihli maluliyet raporuyla öğrendiği ve bu tarihten sonraki 2 yıl içinde davanın açıldığı gerekçesiyle, zamanaşımı savunmasına itibar etmemiş; İHH ise, ispat yüküne ilişkin yanılgılı değerlendirmesi nedeniyle davalının zamanaşımına ilişkin itirazını reddetmiştir.
Davacının maluliyet oranını belirleyen 08.12.2016 tarihli Engelli Sağlık Kurulu Raporu’nda, kazadaki sol köprücük kemiği kırığından kalan eklem hareket kısıtlılığı ile başa alınan darbe nedeniyle oluşan başlangıç evresindeki epilepsi için maluliyet tayin edildiği; anılan raporda, davacının tedavi süreci ile tedavisinin bittiği tarihe ilişkin hiçbir tespitin yer almadığı; ayrıca bu rapordaki maluliyet belirlemesinde hangi yönetmelik ile cetvellerinin kullanıldığı bilgisine de yer verilmediği görülmektedir. Kaza tarihinde yürürlükte olan
Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü ile ekindeki cetveller dahilinde maluliyet belirlemesi yapmayan 08.12.2016 tarihli rapor, sadece bu yönüyle dahi karara esas alınabilecek bir rapor değildir. Anılan nedenle yetersiz olmasının yanında, zamanaşımının denetlenmesi bakımından, kazadaki yaralanmalara ilişkin tedavi süreci ile tedavinin bittiği tarih bakımından hiçbir tespit de içermeyen bu raporun sadece tarihinin esas alınarak (davacı tarafın maluliyette artışa ilişkin ispatının da bulunmadığı dikkate alındığında) davalının zamanaşımı savunmasına itibar edilmeyişi, eksik inceleme niteliğindedir.
Açıklanan nedenlerle; zararı ispat yükü altında olan davacı tarafa süre verilip alınacak sağlık raporu giderinin yatırtılması; zararın kapsamının (maluliyetin) öğrenildiği tarihin saptanması bakımından, davacının davaya konu kazadaki yaralanmasına ilişkin tüm tedavi belgelerinin davacı taraftan sorularak temin edilmesinden sonra, en yakın üniversite hastanesinin adli tıp ana bilim dalı başkanlığından Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü ile ekindeki cetvellere göre maluliyet oranının belirlenmesi, davacının tedavisinin bittiği ve zararın kapsamının (maluliyetin) ortaya çıktığı tarihin ne olduğu hususlarında rapor tanziminin istenmesi; raporla tespit edilecek maluliyetin öğrenilme tarihine göre davalının zamanaşımı savunması üzerinde durularak, oluşacak sonuç dahilinde karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
3-Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davalı vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA; (3) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına; dosyanın, hakem kararının saklanması kararını veren İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne gönderilmesine; peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine 11/10/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.