Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/5934 E. 2021/2420 K. 27.10.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5934
KARAR NO : 2021/2420
KARAR TARİHİ : 27.10.2021

7. Hukuk Dairesi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 27.07.2001 tarihinde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15.04.2021 tarihli hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içeriğindeki tüm kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi uyarınca satın alma ve eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davasıdır.
Davacı … vekili; dava konusu 6807, 6808 ve 6845 parsellerin Emirdağ Noterliğince düzenlenen 31.07.1981 tarihli noterlik satış vaadi sözleşmesiyle önceki maliki …’dan satın ve devralındığını, satın alma tarihinden tespit tarihine kadar koşullarına uygun olarak tasarruf edildiğini, ancak kadastro sırasında hatalı olarak davalılar adına tespit edildiğini açıklayarak tapu kayıtlarının iptaliyle müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir
Davacının 30.12.2001 tarihinde ölmesi üzerine mirasçıları vekaletname vermek suretiyle davayı sürdürmüşler, feragat yetkisi bulunan davacılar vekili, 28.04.2003 tarihli keşif ile 18.03.2010 tarihli oturumda dava konusu 6808 parsel hakkında davadan feragat ettiklerini, bu parsele ilişkin bir dava ve taleplerinin bulunmadığını bildirmiştir.
Davalı Hazine vekili, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu, kazanma süresi ve koşullarının davacı lehine gerçekleşmediğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı … mirasçıları, 6808 parselin miras yoluyla kaldığını, davacıya satılmasının söz konusu olmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuşlar, davalılardan … vekili, 6845 parselin Kamil Tüzan mirasçılarından 19.06.2000 tarihinde tapuda yapılan resmi işlemle satın alındığını, üzerinde hakkı bulunmayan Sultan Tüzan’ın taşınmazı satma yetkisinin bulunmadığını,vekil edenin iyi niyetli olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece ilk kararda; davanın kabulüne, dava konusu 6807,6808 ve 6845 parsellerin tapu kayıtlarının iptaliyle veraset belgesindeki payları oranında … mirasçıları adına tapuya tesciline karar verilmiş, hüküm, davacılar vekili, davalı Hazine vekili, davalı … vekili ile davalılar … ve müşterekleri vekili tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince, özetle mahallinde yapılan keşifler sırasındaki açıklamalardan temyize konu 6845 parsel sayılı taşınmazın teknik bilirkişi raporunda (A) harfiyle gösterilen bölümünün davacıların zilyetliği ve tasarrufu altında bulunduğu, davalı …’ın tespit maliki … mirasçılarından …’ın oğlu olması sebebiyle TMK’nın 1023 ve devamı maddelerindeki haklardan yararlanamayacağı, davalının iyiniyetli olduğuna ve iktisabının korunması gerektiğine yönelik savunmalarına değer verilemeyeceği, bu nedenle satış sözleşmesinin kapsamında kaldığı ve davacıların zilyetliği altında bulunduğu anlaşılan temyize konu 6845 parsel sayılı taşınmazın teknik bilirkişi raporunda (A) harfiyle gösterilen bölümü yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, temyize konu 6845 parsel sayılı taşınmazın teknik bilirkişi raporunda (A) harfiyle ve yeşil renkle gösterilen 1.330,50 metrekarelik kısmının tapu kaydının iptali ile davacılar adına miras payları oranında tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili ile davalı … vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiş,Yargıtay 16. Hukuk Dairesince karar: “1- Her ne kadar 20.05.2002 tarihli teknik bilirkişi raporunda, krokide (C) harfiyle gösterilen bölümün davacı tarafın dayandığı 1981 yılına ait satış sözleşmesi kapsamında kaldığı belirtilmiş ise de, bu bölüm 1991 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında yol olarak paftasında gösterilmek suretiyle tespit dışı bırakılmış olup, davacı tarafça bu bölüme yönelik olarak usulüne uygun şekilde açılmış bir dava bulunmadığından ve Mahkemece de bu bölüm hakkında olumlu ya da olumsuz herhangi bir hüküm tesis edilmediğinden davacı vekilinin krokide (C) harfiyle gösterilen bölüme yönelik yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, 2-Dava konusu 6845 parsel sayılı taşınmaz yönünden yapılan temyiz incelemesinde; Mahkemece, çekişmeli taşınmazın 20.05.2002 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfiyle gösterilen bölümünün davacı tarafın dayandığı 1981 tarihli satış sözleşmesinin kapsamında kaldığı ve bu kısım üzerinde davacı taraf yararına zilyetlikle kazanım koşullarının gerçekleştiği kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yapılan inceleme, araştırma ve uygulama hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Mahkemenin hükmüne esas aldığı fen bilirkişi raporu 2002 tarihli olup, çekişmeli taşınmazın bulunduğu bölgede iş bu raporun tanzim tarihinden sonra 2006 yılı içerisinde 3402 sayılı Yasanın 41. maddesi uyarınca düzeltme çalışması yapılmış ve herhangi bir itiraz vaki olmadığından kesinleşerek tapuya tescil edilmiştir. Yapılan düzeltme çalışması sonucunda, çekişmeli 6845 parsel sayılı taşınmaz ve komşu taşınmazların sınırlarında esaslı değişiklikler olmuştur. Buna rağmen mahkemece paftada gerçekleşen değişiklikler dikkate alınmamış ve düzeltme çalışması yapılmadan önceki sınırlara göre düzenlenen fen bilirkişi raporu esas alınarak hüküm kurulmuştur. Somut olayda, düzeltme çalışması yapılmadan önceki sınırlara göre karar verilmiş olduğundan, mevcut pafta durumu ve taşınmaz sınırları itibariyle hükmün infazı kabil değildir. 3402 sayılı Kadastro Kanununun 1. maddesi uyarınca kadastro hakimi doğru, infazı kabil, infaz sırasında tereddüt oluşturmayacak ve taşınmaz hakkında sicil oluşturmaya elverişli şekilde karar vermek zorundadır. Hal böyle olunca, Mahkemece Yargıtay bozma ilamına uyulmakla oluşan kazanılmış haklar da göz önüne alınarak, 20.05.2002 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfiyle gösterilen kısım yönünden 3402 sayılı Yasanın 41.madde uyarınca yapılan düzeltme çalışması da dikkate alınmak suretiyle yeniden inceleme yapılmalı ve hasıl olacak sonuca göre de bir karar verilmelidir.” gerekçesiyle kararın bozulduğu, mahkemece bozma ilamına uyularak davanın kısmen kabul kısmen reddi ile, 6807 parsel sayılı taşınmaz yönünden mahkemenin 2004/173 Esas ve 2011/29 Karar sayılı ilamıyla verilen hükmün, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2011/7657 Esas ve 2012/5229 Karar sayılı ilamıyla onanmasına karar verildiğinden bu parsel yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına; 6808 parsel sayılı taşınmaz yönünden davanın feragat nedeniyle reddine; 6845 parsel sayılı taşınmazın ifraz işlemi neticesinde oluşan 9552 parsel sayılı taşınmazın içinde kalan ve fen bilirkişisi …in hazırlamış olduğu 07/12/2020 tarihli raporda A harfi ile gösterilen 777,83 metrekarelik kısım ile yine aynı ifraz işlemi neticesinde oluşan diğer taşınmaz olan 9551 parsel sayılı taşınmaz içinde kalan ve fen bilirkişisi…in hazırlamış olduğu 07.12.2020 tarihli raporda C harfi ile gösterilen 564,37 metrekarelik kısmın tapu kaydının iptali ile, Ortaca Sulh Hukuk Mahkemesinin 2002/2 Esas ve 2002/2 Karar sayılı ilamında gösterilen hisseleri oranında davacılar adına tapuya tesciline, 07.12.2020 tarihli fen bilirkişisi raporunun kararın eki sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya kapsamına göre davalı … vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.
2-Bilindiği üzere, HMK 297/2. maddesinde “hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin,taleplerden her biri hakkında verilen hükümle,taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların,sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” düzenlemesi yer almaktadır.
Somut olayda ise; hükme esas alınan ve fen bilirkişisi tarafından düzenlenen 07.12.2020 tarihli bilirkişi raporunda davaya konu satış senedindeki taşınmazın zemin durumunu rapor ekinde sunduğu krokide kırmızı renkli kalemle gösterildiği, krokide A harfi ile gösterilen kısmın 9552 parsel içerisinde kaldığı ve alanının A = 777.83 m² olduğu, krokide B harfi ile gösterilen kısmın yolda kaldığı ve alanının B =564,37 m² olduğu, krokide 6807 parsel olarak gösterilen kısmın tamamını kapsadığı ve alanının 6807 =4604.01 m² olduğu, satış senedinin kadastro paftasındaki parsel koordinatları doğrultusunda hesaplanan toplam alanının 5946,21 m² olduğunun belirtildiği; hüküm fıkrasında ise, “6845 parsel sayılı taşınmazın ifraz işlemi neticesinde oluşan 9552 parsel sayılı taşınmazın içinde kalan ve fen bilirkişisi …’in hazırlamış olduğu 07.12.2020 tarihli raporda A harfi ile gösterilen 777,83 metrekarelik kısım ile yine aynı ifraz işlemi neticesinde oluşan diğer taşınmaz olan 9551 parsel sayılı taşınmaz içinde kalan ve fen bilirkişisi …’in hazırlamış olduğu 07.12.2020 tarihli raporda C harfi ile gösterilen 564,37 metrekarelik kısmın tapu kaydının iptali… “şeklinde tespite yer verilmiş olduğu, verilen hükmün kararda açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde tesis edilmesi gerekliliğinin göz ardı edildiği açıktır.
Hal böyle olunca; HMK’nın 297/2 maddesi uyarınca kararda, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların açık ve tereddüt uyandırmayacak şekilde oluşturulması, evvelki bozma ilamlarında değinilen hususlarda gerekli araştırma ve incelemenin yapılması, alınacak fen bilirkişisi raporunda ve eki krokide sözleşme alanında kalan kısımların ve bu kısımların hangi parseller içerisinde kaldığı tereddüte mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmesi gerekirken infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm kurulması,hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ:Yukarıda (1) No’lu bentte açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) No’lu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 27.10.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.