YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/22235
KARAR NO : 2013/5841
KARAR TARİHİ : 01.04.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık , özel belgede sahtecilik
…
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın, müştekinin işyerine giderek, ele geçirilmeyen … adına düzenlenmiş sahte sürücü belgesini kullanarak araç kiralayıp, yine … adına düzenlenen kira sözleşmesini imzalayıp …,… marka aracı teslim aldığı, kira süresinin bitiminde aracın teslim edilmemesi üzerine müştekinin şikayetçi olduğu, sanığın işlediği başka suçlar nedeniyle yakalandığında müştekinin sanığı teşhis ettiği, sanığın böylece araç kiralama sözleşmesini sahte olarak düzenleyerek özel belgede sahtecilik ve bu şekilde haksız menfaat temin ederek dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,
04/03/2008 günlü iddianameyle sadece, araç kiralama sözleşmesindeki sahtecilik eylemi nedeniyle dava açılmış olup ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.06.1997 gün ve 88/147 sayılı ve benzer kararlarında da açıklandığı üzere; bir olayın açıklanması sırasında başka bir olaydan söz edilmesi o olaydan da dava açıldığını göstermeyeceği cihetle, iddianamede açıklanan sanığın sahte sürücü belgesini düzenlemesi eyleminden kamu davasının bulunmadığı dikkate alınarak zamanaşımı süresi içerisinde bu hususta kamu davası açılması mümkün görüldüğünden ve müştekinin, davanın şirket avukatları tarafından takip edeceğini belirtmesine rağmen, ilgili şirketin davadan haberdar edilmemesinin yasaya aykırı olduğu belirtilmiş ise de, müştekinin soruşturma aşamasından itibaren davayı takip ettiği, mahkemenin, müştekinin beyanının alınmasından sonra ilgili şirketin avukatlarına tebligat çıkartma zorunluluğunun bulunmadığı anlaşılmakla, bu hususlarda bozma isteyen tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
1-Dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla
mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği,fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Suçun işlendiği gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Özel belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
a-Belgelerde sahtecilik suçlarında; aldatma yeteneği bulunup bulunmadığının takdirinin mahkemeye ait olduğu dikkate alınarak, suça konu belge aslının celbinin sağlanıp incelenmesi, denetime olanak verecek şekilde sahte belge aslının dosya içerisine konulması, kararın gerekçe bölümünde aldatma yeteneğine sahip olup olmadığının tartışılması ve neticesine göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
b-Kabule göre de; sanık müdafiinin “lehe hükümlerin uygulanması” yönündeki talebinin 5237 sayılı TCK’nın 52/4 maddesinde tanımlanan adli para cezasının taksitlendirilmesini de kapsadığı gözetilmeden, bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 01/04/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.