YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3275
KARAR NO : 2021/3824
KARAR TARİHİ : 13.12.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 22/07/1996 gününde verilen dilekçe ile asıl dava müdahalenin men’i, kal ve ecrimisil; birleştirilen davada müdahalenin men’i ve kal; karşı davada temliken tescil talebi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin bozma ilamına uyularak yapılan duruşma sonunda; asıl davanın kısmen kabulüne, birleştirilen davanın kabulüne, temliken tescil istemlerinin reddine dair verilen 29/04/2021 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı … vekili ile birleştirilen davada davalı … vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Asıl dava; müdahalenin önlenmesi, yıkım ve ecrimisil istemine; birleştirilen dava, müdahalenin önlenmesi ve yıkım istemine ilişkindir.
Davacı vekili 22.07.1996 tarihli dava dilekçesinde, müvekkilinin 2841 parsel (yargılama sırasında tevhit işlemi ile 8370 parsel) sayılı taşınmazın maliki olduğunu, 2842 parsel sayılı komşu taşınmaz maliki olan davalının bu taşınmazı üzerinde bulunan 2 katlı binasının davacının taşınmazına tecavüzlü olduğunu ileri sürerek, davalı tarafça yapılan müdahalenin önlenmesini, tecavüzlü kısmın yıkılmasını ve 20.000.000 TL ecrimisilin davalıdan tahsilini istemiştir.
Davalı vekili, davalının iyi niyetli olarak binayı yaptığını; davacının babası ile müvekkilinin dava konusu taşınmazları 1973 tarihinde belediyeden ihale ile satın aldıklarını, davalının ölçüm yaptırarak binasını inşa ettiğini, taraflar arasında uzun süre niza yaşanmadığını, davacı taşınmazına tecavüzlü olan kısım var ise yanlış ölçüm ve yer göstermeden kaynaklanmış olabileceğini, temliken tescil istemleri olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Birleştirilen dosyada davacı vekili; davacının 5218 parsel sayılı taşınmazın maliki olup, komşu 5219 parsel sayılı taşınmaz maliki olan davalının binasının davacının taşınmazına tecavüzlü olduğundan bahisle, davalı tarafça yapılan müdahalenin önlenmesi ve tecavüzlü kısmın yıkılması talebinde bulunmuştur.
Birleştirilen dosyada davalı; davacı ile kardeş olduklarını, 5218 ve 5219 parsel sayılı taşınmazların öncesinde tek parsel numarası ile tapuya kayıtlı olduğunu ve bu taşınmazı davacı ile satın aldıklarını, 1981 yılında kendisince açılan dava sonucu taşınmazın ifraz görerek 5218 ve 5219 parsel numaraları ile tapuya tescil edildiğini, herkesin kendi taşınmazı üzerine evini inşa ettirdiğini beyan ederek, davanın reddini savunmuş; ancak, yapılacak ölçüm sonucu tecavüz bulunması halinde bu kısmın bedelini davacıya ödenmesi karşılığında kendi adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, davacının müdahalenin önlenmesi ve yıkım talebinin kabulüne, davalının temliken tescil talebi ve davacının ecrimisil talebinin reddine; birleştirilen dava bakımından ise, müdahalenin önlenmesi ve yıkım talebinin kabulüne, davalının temliken tescil talebinin reddine karar verilmiş, hükmün davalı-birleştirilen davacı vekili ve birleştirilen davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 06.02.2018 günlü ve 2015/7114 E, 2018/822 K. sayılı kararında “…. birleştirilen dosyada dava konusu 5219 ve 5218 parsel sayılı taşınmazların Silifke Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.04.1981 tarih 1981/122 Esas, 1981/81 Karar sayılı ilamı ile 2842 parsel sayılı taşınmazın ifrazı sonucu oluştuğu; anılan davanın … tarafından … aleyhine ikame edilmiş tapu iptali ve tescil davası olup, dava dilekçesinde 2842 parsel sayılı taşınmaz üzerine taraflarca ev yapıldığının belirtildiği ve mahalli bilirkişinin keşif sırasında, taşınmaz üzerinde taraflara ait binaların bulunduğunu beyan ettiği; ancak, binaların bilirkişice krokide gösterilmediği anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca, davaya konu taşkın binanın ifraz parsellerinin oluşmasından önce mi sonra mı yapıldığının gerekirse taraf tanıkları keşif mahallinde dinlenmek suretiyle tespit edilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, asıl ve birleştirilen davanın aydınlatılabilmesi için mahallinde birçok kez keşif yapılmış, mahkemece 04.11.2011 tarihinde yapılan keşif sonucu hazırlanan 16.11.2011 tarihli fen bilirkişi raporu ve 31.11.2012 tarihli inşaat bilirkişisi ile emlakçı bilirkişi raporuna üstünlük tanınanarak hükme esas alındığı anlaşılmıştır. Dosya içerisinde mevcut önceki keşifler sonucu düzenlenmiş fen bilirkişi ve inşaat bilirkişisi raporlarında, taşkın kısımlar tespit edimiş, taşkın kısımların binanın bütünlüğünü bozacağından yıkımlarının uygun olmadığı yönünde görüş belirtilmiş olmasına rağmen, hükme esas alınan bilirkişi raporlarında ise gerekli ilave taşıyıcı kolonlar ve kirişler yapılarak binanın tamamına zarar vermeden yıkım işleminin yapılabileceği bildirilmiş olup; mahkemece raporlar arasında çelişki oluştuğu halde bu çelişki giderilmeksizin ve bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığı düşünülmeksizin eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda asıl dava yönünden davacının müdahalenin men’i ve yıkım davasının kabulü ile davalı …’ın, Mersin ili, Silifke ilçesi, Taşucu Beldesi, 8370 parsel sayılı taşınmazda fen bilirkişisinin 25.03.2019 tarihli raporunda A harfi ve sarı renk ile gösterilen 3,56 m²’lik müdahalesinin önlenmesi ile söz konusu müdahalenin yıkım suretiyle giderilmesine, davalının temliken tescil talebinin reddine, davacının ecrimisil talebinin koşulları oluşmadığından reddine, birleştirilen dava yönünden; davacı …’ın müdahalenin men’i ve yıkım davasının kabulü ile, davalı …’ın, Mersin ili, Silifke ilçesi, Taşucu Beldesi, 5218 parsel sayılı taşınmazda fen bilirkişisinin 25.03.2019 tarihli raporunda C harfi ve yeşil renk ile gösterilen 16,85 m²’lik kısmına müdahalesinin önlenmesi ile söz konusu müdahalenin yıkım suretiyle giderilmesini, davalının temliken tescil talebinin reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davalı – birleştirilen davacı vekili ile birleştirilen davalı vekili temyiz etmiştir.
Yasal ayrıcalıklar dışında, Türk Medeni Kanununun 684/1 ve 718/2. maddeleri hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Türk Medeni Kanununun 725. maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş olup anılan hüküm; “Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmaz bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devrini isteyebilir” şeklindedir.
Böylece, muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine aşağıdaki koşulların oluşması halinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır.
Ancak bunun için yasada öngörülen diğer koşulların yanında taşkın kısmın ana taşınmazdan ayrılarak müstakil parsel oluşturacak şekilde veya ait olduğu taşınmazla birleştirilerek ifrazen tescilinin mümkün olması da şarttır.
1- Asıl dava yönünden davalı – birleştirilen davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Davacının mülkiyetinde bulunan 2841 parsel sayılı taşınmaz yargılama sırasında tevhit ile 8370 parsel numarasını almıştır. Davacıya ait taşınmaz ile davalıya ait 2842 parsel sayılı taşınmaz 1973 yılında belediyeden ihale ile davacının babası ve davalı tarafından ayrı ayrı satın alınmıştır. Davalı … 1975 tarihinde dava konusu binanın zemin ve 1. katını inşa etmiştir. 21.01.2019 tarihli fen bilirkişisi raporu ve ekindeki kroki ile hükme esas alınan 25.03.2019 tarihli fen bilirkişisi ek raporunda davalıya ait 5218 parsel sayılı taşınmazda bulunan yapının 3,56 metrekarelik kısmının davacıya ait 8370 parsel sayılı taşınmaza taşkın olarak inşa edildiği tespit edilmiştir. 1975 yılındaki ölçüm aletlerinin hassasiyet derecesi itibariyle davalıya ait yapının 8370 parsel sayılı taşınmaza yönelik 3,56 metrekarelik tecavüz miktarı kabul edilebilir miktardadır. Asıl davadaki taşınmazların 1973 tarihinde davacının babası ve davalı tarafından ayrı ayrı belediyeden satın alındığı, dosyada dinlenen tanıkların beyanlarına göre dava tarihinden kısa bir süre öncesine kadar taraflarca nizasız kullanıldığı sabittir.
Dosyaya gelen 14.04.2021 tarihli 5880 sayılı Silifke Belediye Başkanlığı Plan ve Proje Müdürlüğünün cevabi yazısından asıl davanın konusu taşınmazlarda ifrazın mümkün olmadığı belirtilmiştir. Davalının savunma ile temliken tescil isteminde bulunduğu hususu ve yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alınarak 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 725/2. maddesindeki koşulların oluşup oluşmadığı mahkemece belirlenmeli, koşulların oluştuğu kanaatine varılması halinde hükme esas alınan fen bilirkişisi raporunda “A” harfi ile gösterilen 3,56 metrekarelik alanda davalı … lehine irtifak hakkı kurulması gerektiği düşünülmeden eksik araştırma ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2- Birleştirilen dava yönünden birleştirilen davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
Birleştirilen davanın konusu olan taşınmazlar evveliyatta 366,94 metrekarelik yüzölçümlü 2842 parsel sayılı taşınmaz iken, davalı – birleştirilen davacı … tarafından 1973 tarihinde belediyeden ihale ile satın alınmıştır. Taraflar arasında görülen Silifke Asliye Hukuk Mahkemesinin 1981/22 Esas sayılı dava dosyasında 28.04.1981 tarihinde verilen hüküm ile 2842 parsel sayılı taşınmazın hükmen ifrazına karar verilmiştir. 2842 parsel sayılı taşınmaz hükmen ifraz edilerek 5218 ve 5219 parsel numaralarını almış, 5218 parsel sayılı taşınmaz birleştirilen davacı …, 5219 parsel sayılı taşınmaz ise birleştirilen davalı … adına tescil edilmiştir. Dosyada dinlenen taraf tanıklarının beyanlarına göre birleştirilen davanın tarafları olan kardeşler 2842 parsel sayılı taşınmazdaki yapılarının zemin ve 1. normal katlarının inşalarını ifraz tarihi olan 1981 yılından önce tamamlamışlardır. Tarafların ifraz tarihinden önce evlerini birlikte inşa etmeleri nedeniyle birleştirilen davalının kötüniyetli olduğu söylenemez.
Dosyaya gelen 14.04.2021 tarihli 5880 sayılı Silifke Belediye Başkanlığı Plan ve Proje Müdürlüğünün cevabi yazısından birleştirilen davanın konusu taşınmazlarda da ifrazın mümkün olmadığı belirtilmiştir. Birleştirilen davalı savunma ile temliken tescil isteminde bulunmuştur. Birleştirilen davada davalının iyiniyetli olduğu ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 725/2. maddesindeki koşulların oluştuğu kabul edilerek uygun bir bedel karşılığı birleştirilen davalı lehine irtifak hakkı tesisi gerektiği düşünülmeden karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2.) bentte açıklanan nedenlerle; davalı – birleştirilen davacı vekili ile birleştirilen davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatıranlara iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 13.12.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.