Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/16161 E. 2013/2459 K. 12.02.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16161
KARAR NO : 2013/2459
KARAR TARİHİ : 12.02.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Mala Zarar Verme, Kişinin Yerine Getirdiği Kamu Görevi Nedeniyle Basit Kasten Yaralama, Tehdit
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Tehdit, bir kimsenin başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin, onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Sanığın, olay günü Kamu Personeli Seçme Sınavı’na (KPSS) girmek üzere Meram Atatürk Kız Teknik ve Meslek Lisesi’ne geldiği, salonun başkanlığını katılanın yaptığı, sanığın iddiasına göre, henüz sınav süresi bitmeden katılanın sınav kağıtlarını toplamaya başladığı, sanığın da cevapları soru kitapçığına işaretlediğini;
fakat henüz cevap kağıdına kodlamadığını, katılandan biraz zaman vermesini istediğini belirttiği, katılanın bunu kabul etmediği ve sanığın kulağına eğilerek birşeyler söylediği, katılana göre ”seni öldürürüm, ağzına sı…, bunu kimseye söyleyemezsin” dediği, bunun üzerine sanığın, katılana saldırdığı, gömleğini yırttığı, katılana karşı ”seninle görüşeceğim, bunun hesabını sana soracağım” diyerek tehdit ettiğinin iddia edildiği olayda,
Sanığın aşamalarda değişmeyen beyanlarında suçlamaların hiçbirini kabul etmediği, sanığın akrabaları olan ve tanık olarak dinlenen kişilerin olayın bitmesinden sonra gelmeleri nedeniyle, bu iddialar hakkında bilgilerinin bulunmadığının belirlendiği, salon görevlilerinin, olayın kendilerine intikal etmesinden sonra haberdar olmaları nedeniyle, sanıkla katılan arasında geçen olaylar hakkında görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığı, sadece olaydan sonra kendi aralarında geçenler hakkında tanıklık yaptıkları, bina sorumlusu olarak görev yapan tanık … ve olay tarihinde tutanak tutan diğer görevli tanıkların, katılan görevlinin yüksek sesle bağırdığını, bütün binayı rahatsız ettiğini belirttikleri, tanık …, katılanın sinirlendikten sonra kendisine yumruk attığını, gözlüğünün kırıldığını belirttiği, buna karşılık, dış kapı görevlisi olan tanık … ise, olay olduğunun kendisine bildirilmesinden sonra yukarıya çıktığını, sanığın öğretmenler odasında oturduğunu, ağladığını, katılanla diğer görevlilerin ise tartıştıklarını belirttiği, aynı salonda sınava giren tanık …, katılanın sınav bitti dediği anda sınav süresinin aslında henüz dolmadığını, sanığın, cevaplarını kağıda geçirmek için süre istediğini, sanık ayağa kalktığında, katılanın onun kulağına eğilerek bir şeyler söylediğini, katılanın fevri davrandığını, araya giren başka bir öğrenciye de kızdığını, bu öğrenciyi, sınavını geçersiz saymakla tehdit ettiğini, sanığın herhangi bir eylemde bulunmadığını belirttiği, sınava giren diğer bir öğrenci … ise, sanığın herhangi bir eylemde bulunmadığını, tam aksine katılanın, sanığın omzundan ittirerek çık dışarı git dediğini belirttiği, alınan adli rapora göre, katılanda darp ve cebir izinin bulunmadığının belirlendiği, katılanın gömleğinin yırtıldığına dair bir tutanak veya mala zarar verildiğine dair veya suça konu tehdit sözlerinin söylendiğine dair tanık veya başkaca bir delilin bulunmadığı, böylece katılanın soyut iddiasından başka sanığın mahkumiyetine yeterli her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı dikkate alınarak, şüpheden sanık yararlanır ilkesi çerçevesinde sanığın bütün suçlardan beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
2-Kabule göre de;
a-Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14/06/2011 tarih ve 2011/1-24 Esas, 2011/124 Karar sayılı kararına göre, failin haksız bir fiilin yarattığı hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında hareket ederek bir suç işlemesinin haksız tahrik olduğu, haksız tahrik durumunda, failin suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında yarattığı karışıklığın sonucu olarak suç işlemeye yöneldiği, buna göre; katılanın, henüz sınav süresi dolmadan sanığın sınav kağıdını alması, sanık için önemli olan bir sınavın iptaline neden olması gibi yapılan haksız hareketin yarattığı elem sonucu suç işlendiğinin anlaşılması karşısında, 5237 Sayılı TCK’nın 29. maddesi kapsamında, haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılmaması,
b-5237 sayılı TCK’nın 106/1. maddesinin 1.cümlesinde; bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişinin tehdit suçu nedeniyle, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı düzenlenirken; aynı maddenin 2. fıkrasında, malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte bulunulması halinde ise, mağdurun şikâyeti üzerine, sanığın, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasıyla cezalandırılacağının hüküm altına alındığı, buna göre; sanığın söylediği iddia edilen ”seninle görüşeceğiz, bunun hesabını sana sorarım” şeklindeki sözlerin vücut dokunulmazlığına ne gibi bir saldırı teşkil ettiği açıklanmadan ve TCK’nın 106/1.fıkrasının 2.cümlesinde düzenlenen sair tehdit suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışılmadan, yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
c-Sanık hakkında “yargılama sürecindeki davranışları göz önüne alınarak” 5237 sayılı TCK’nın 62. maddesi uyarınca takdiri indirim uygulandığı ve sabıkasız geçmişi, suç işleme hususundaki eğilimi, cezanın ertelenmesi halinde ilerde suç işlemekten çekineceği hususunda mahkemeye yeterli kanaat geldiği gerekçesiyle de TCK’nın 51. maddesine göre cezaların ertelenmesine karar verildiği halde “sanığın olumsuz kişilik özellikleri, suç işleme hususundaki eğilimleri, cezanın ıslah amacı, suçun işleniş şekli, suçun işlenmesindeki özellikler ve şikayetin devam ediyor olması” gibi gerekçeler gösterilerek de 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilerek, aynı gerekçelerin hem lehe hem aleyhe değerlendirmede esas alınarak çelişki yaratılması, buna göre yasal olmayan gerekçelerle sabıkası bulunmayan sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
d-Mala zarar verme suçundan hüküm kurulurken, sevk maddesi olarak TCK’nın 151/1 maddesi yerine 86/2 maddesinin yazılarak uygulama yapılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12/02/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.