Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/18785 E. 2013/19162 K. 04.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/18785
KARAR NO : 2013/19162
KARAR TARİHİ : 04.12.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Somut olayda, tarımla uğraşan sanık …’nin, kendisiyle birlikte anne ve babası için 2005 yılı ikinci ürün mısır ekimi için destekleme dosyaları tanzim ederek doğrudan gelir desteği alabilmek için İlçe Tarım Müdürlüğüne verdiği, dosyalardaki tüm ürün tespit formları ve başvuru dilekçelerini doldurarak anne ve babası yerine imza attığı, ayrıca ürün tespit formlarını İlçe Tarım Müdürlüğündeki teknik personele imzalattıktan sonra köy muhtarı ve azaların yerine imza atarak sahte mühürle mühürlediği, ilgili kurumun durumu farketmesi üzerine doğrudan gelir desteği ödemesi yapılmadığı sabit olmakla nitelikli dolandırıcılık suçuna teşebbüs ve resmi belgede sahtecilik suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine;
1-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08/06/2010 tarihli ve 2010/11-98, 143 sayılı kararında da belirtildiği gibi, 5237 sayılı TCK’nın 43/1 maddesinde bulunan, “değişik zamanlarda” ifadesi nedeniyle, zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların değişik zamanlarda işlenmesi gerekli olup, somut olayda suça konu ürün tespit formlarının aynı tarihli olması ve aynı anda İlçe Tarım Müdürlüğüne verilmesi, belgelerin farklı zamanlarda düzenlendiğine dair delil bulunmaması karşısında, nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarında zincirleme suç koşullarının oluşmadığı gözetilmeden, sanık hakkındaki cezaların TCK’nın 43/1 maddesi gereğince artırılması suretiyle fazla ceza tayini,
2-Resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet kararı verilirken hükmün 1. fıkrasında dosya ile bağlantısı bulunmayan sanık “…’in” azmettirmesinden bahisle hükümde karışıklığa neden olunması,
3-1136 sayılı Kanun’un 168. ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 13. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, mahkumiyet kararı verilmesi halinde, kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili ile sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, 04.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.