YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/18786
KARAR NO : 2013/19241
KARAR TARİHİ : 05.12.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Bankanın aracı olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de,birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir.
Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler, internet
Bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten süjelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanık …’nin 2007 yılı Kasım ayı içerisinde Ankara ili … Mahallesinde bulunan ve açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen bazı şahıslardan yaprağı 1.250 TL üzerinden olmak üzere iki ayrı tarihte boş ve imzalı toplam 10 adet çek yaprağı satın aldığı, bu çeklerden 3 adetini elde edecekleri menfaati aralarında paylaşmak şartıyla kullanması için sanık …’e verdiği, akabinde sanık …’in 17/12/2007 tarihinde katılan …’in iş yerine giderek laminant parke satın alıp, karşılığında suça konu çeklerden Türkiye Halk Bankası …… ait … seri nolu 12.800 TL bedelli unsurları sonradan tamamlanan çeki katılana teslim ettiği, katılanın söz konusu çeki muhatap bankaya telefonla sorduğunda muteber olduğunu ve herhangi bir sorunun bulunmadığını öğrenmesi üzerine katılanın satışa konu laminant parkeleri sanık …’e teslim ettiği, sanık …’e teslim edilen bu malların diğer sanık … tarafından temyiz dışı sanık …’nın temin ettiği depoya gönderildiği,yine 02/01/2008 tarihinde sanık …’in bu defa Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Ankara … ait … seri nolu 15.000 TL bedelli çekin fotokopisini katılana vererek mal almak istediğini söylediği, bunun üzerine katılanın söz konusu bu çekin sağlam olup olmadığını öğrenmek için keşidecisi olan …İnş. Mak. Elk. San. Tic. Ltd. Şti’nin temsilcileri ile görüştüğü, akabinde sahte olduğunu öğrenmesi üzerine daha önce aldığı çekin geçerliliğini araştırmak için keşidecisi …Kilim Mob. Elek. Ev Aletleri Tic. Ltd. Sti’yi aradığı, ilgili şirket yetkililerinin kendilerinin böyle bir çekinin olduğunu ancak kullanılmadığını, çekin ellerinde boş olarak bulunduğunu beyan etmeleri üzerine katılanın emniyete müracaat ederek sanıkların yakalanmasını sağladığı olayda, mahkemenin bankanın araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarının oluştuğuna ilişkin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanıkların dolandırıcılık eylemlerini, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda gerçekleştirdiğinin anlaşılması karşısında, TCK’nın 43/1 maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık … müdafii ve sanık …’in yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
5237 sayılı kanunun 53. maddesinin 3.fıkrası gereğince c bendi yönünden getirilen kısıtlamanın sanıkların kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından koşullu salıverilme tarihine kadar geçerli olduğu gözetilmeden fıkranın tamamını kapsar şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafii ve sanık …’in temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “53. maddenin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA 5.12.2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.