YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/43455
KARAR NO : 2022/2802
KARAR TARİHİ : 23.02.2022
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Resmi belgede sahtecilik, Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
5271 sayılı CMK’nin 231/8-son cümlesi uyarınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 16.11.2012 tarihinden, denetim süresi içinde ikinci suçun işlendiği 11.01.2015 tarihine kadar dava zamanaşımının durduğu gözetilerek yapılan incelemede;
A) Resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik temyiz incelemesinde;
Suça konu sürücü belgesi üzerinde Heyetimizce yapılan gözlemde, belgenin ilk bakışta ve kolaylıkla sahteliğinin anlaşılmadığı ve aldatma niteliğinin bulunduğu anlaşıldığından, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yargılamanın hukuka uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmada ileri sürülen hususların gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delillerin değerlendirilerek, fiilin sanık tarafından işlendiğinin tespit edildiği, suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, cezanın kanuni takdir sınırlarında uygulandığı, tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanığın temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükmün ONANMASINA,
B) Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan kurulan hükme yönelik sanığın temyiz nedenlerinin incelenmesine gelince;
1) TCK’nin 206. maddesindeki “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunun oluşabilmesi için, sanığın açıklamaları üzerine oluşturulan resmi belgenin, bu beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gereklidir. Beyanı alan memur bu beyanın doğruluğunu araştırıp tahkik etmek ve daha sonra edindiği kanaate göre resmi belgeyi düzenlemek durumunda ise, bir başka ifade ile resmi belge sadece sanığın beyanına göre değil de memur tarafından yapılacak inceleme sonucuna göre meydana getirilmekte ise maddede tanımlanan suç oluşmayacaktır.
TCK’nin 268. maddesinde tanımlanan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşması için; failin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması, TCK’nin 267/1. maddesinde tanımlanan “iftira” suçunun oluşması için ise, yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunmak suretiyle işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekir.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, hırsızlık suçunun işlendiğine dair yapılan ihbar üzerine sanığın yakalandığı, sahte nüfus cüzdanını ibraz ederek kendisini … olarak tanıttığı ve hırsızlık suçuna ilişkin soruşturma işlemlerinin bu isme göre yapıldığı ve tutuklandığı, cezaevinden gönderdiği dilekçe ile kendisinin … olmadığını beyan etmesi ve parmak izi incelemesinde sanığın gerçek kimliğinin tespit edildiğinin anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin TCK’nin 268/1. maddesi delaleti ile 267/1. maddesinde tanımlanan ”başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında hataya düşülerek ‘resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak’ suçundan hüküm kurulması yasaya aykırı,
2) Kabule göre de; sanık hakkında üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren “resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçundan dolayı kurulan hükümden sonra 16.03.2021 tarihi ve 31425 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 14.01.2021 tarihli, 2020/81 Esas ve 2021/4 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 31. maddesiyle eklenen geçici 5. maddesinin (d) bendinde yer alan “hükme bağlanmış” ibaresinin, basit yargılama usulü yönünden Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olması karşısında, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, aleyhe temyiz bulunmadığından ceza miktarı itibarıyla kazanılmış hakkın saklı tutulmasına, 23.02.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.