YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/361
KARAR NO : 2021/1716
KARAR TARİHİ : 21.12.2021
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya mal sattığını ve teslim ettiğini, ancak davalının bedelini ödemediğini, her ne kadar davalı tarafça, müvekkili ile aralarında ticarî ilişki bulunmadığı ve takip konusu faturanın müvekkili şirkete iade edildiği iddia edilmiş ise de, bu durumun doğru olmadığını, davalıya gönderilen ihtarnameye rağmen ödeme yapılmadığını ileri sürerek itirazın iptali ile asıl alacağın %40’ı oranından az olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin davacıya 77.555TL bedelli yedi adet makine parçası siparişi verdiğini, bu siparişe istinaden işleyen cari hesaba mahsuben 49.825TL ödeme yaptığını, müvekkilince sipariş edilen malların teslim edilmesinden sonra yapılan incelemede bir kısmında kusur tespit edildiğini ve davacının bu ürünleri geri aldığını, iade edilen ürünlerin bilahare müvekkiline yeniden teslim edildiğini, ancak teslim edilen ürünlerde hata olduğunun saptandığını ve davacıdan bunları geri almasının istendiğini, davacının ürünleri geri almaktan kaçındığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 22.12.2015 tarihli ve 2012/163 E., 2015/914 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında dişli satılması hususunda anlaşma yapıldığı, davacının, davalıya satıp teslim ettiği iki adet dişli için düzenlediği 27.730TL bedelli ve 04.02.2010 tarihli faturanın ödenmediğini iddia ettiği, davalının ise takip konusu faturaya konu dişlileri satın ve teslim aldığını inkâr etmediği, ancak satın alınan dişlilerin ayıplı olduğunu ve davacıya bildirilmesine rağmen iade almadığını savunduğu, bu durumda öncelikle satıma konu dişlilerde davalının savunması gibi ayıp bulunup bulunmadığı, ayıp var ise süresi içinde ayıp ihbarının yapılıp yapılmadığının tespitinin gerektiği, alınan bilirkişi raporuna göre, davacı tarafından davalıya satılan ve incelenen dişlilerin yüzeylerinde çatlaklar bulunduğu ve bunların üretim hatasından kaynaklandığı ve gizli ayıp niteliğinde olduğu, satılan malda gizli ayıp bulunduğu ve davalının süresinde talepte bulunmasına rağmen iade alınmadığı, ayıp ihbarının süresinde olduğu, her ne kadar davacı incelenen dişlilerin satılan dişliler olmadığını bildirmiş ise de, bu iddiasını ispat edemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 22.02.2017 tarihli ve 2016/7123 E., 2017/1365 K. sayılı kararı ile;
“…Uyuşmazlık, taraflar arasında numuneye göre üretilen ve davalıya teslim edilen dişlilerin ayıplı olup olmadığına ilişkindir. Davacı tarafından üretilen ürünlerin üzerinde model numaraları bulunmaktadır. Bu durumda ayıplı olduğu ileri sürülen dişlilerden örnek alınarak incelenmesi ve üretim hatası bulunup bulunmadığının tespiti gerekir. Ne var ki hükme esas alınan bilirkişi raporunda incelenen ürünlerin model numaraları bulunmadığı belirtildiğinden incelemenin hangi ürün üzerinde yapıldığı anlaşılamamaktadır. Kaldı ki davacı taraf 10.07.2015 tarihli dilekçe ile rapora itiraz ederek incelenen ürünlerin kendi ürünleri olmadığını beyan etmiştir. Bu durumda malın ayıplı olduğunun ispatı davalı alıcıda olup gönderdiği numuneye aykırı ürün teslim edildiğini kanıtlamakla yükümlüdür. Mahkemece ispat yükünün tayininde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 11.07.2017 tarihli ve 2017/391 E., 2017/726 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, ispat külfetinin davalıda olduğu kabul edilse dahi, davalının süresi içinde düzenleyip davacıya gönderdiği ayıba ilişkin faturanın davacı tarafından alınıp itiraz edilmeden ticarî defterlerine kaydedildiği bilirkişi raporu ile belirlendiğinden davalının ayıp iddiasını ispat ettiğinin kabulünün gerektiği, diğer yandan davacının incelenen ticarî defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı, davalı tarafından düzenlenip gönderilen ayıba ilişkin faturanın itirazsız kabul edilip kendi ticarî defterlerine kaydedildiği, davacının kendi ticarî defterlerine göre iade faturasındaki bedelin mahsubu sonucu davalıya 28.320TL borçlu bulunduğu, davalı tarafın usulüne uygun tutulan ticarî defterlerinin de bu hususu doğruladığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 222/4. maddesi gereğince usulüne uygun tutulmayan davacı defterlerindeki kayıtların aleyhine delil kabul edilmesi, bu nedenle ayıp hususunun bizzat davacı tarafından itirazsız olarak kabul edilmiş sayılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı tarafından davalıya satılan dişlilerin ayıplı olduğu ve numuneye aykırı ürün teslim edildiği iddiasına ilişkin olarak ispat yükünün davacı mı yoksa davalıda mı olduğu noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında öncelikle, temyize konu kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; dolayısıyla, temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
IV. GEREKÇE
13. Direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir.
14. Mahkemenin yeni bir bilgi, belge ve delile dayanarak veya bozmadan esinlenip gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek, dolayısıyla da ilk kararının gerekçesinde dayandığı hukukî olguyu değiştirerek karar vermiş olması hâlinde direnme kararının varlığından söz edilemez.
15. İstikrar kazanmış Yargıtay içtihatlarına göre; mahkemece direnme kararı verilse dâhi bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak, bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme veya toplanan yeni delillere dayanmak, önceki kararda yer almayan ve Özel Daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak suretiyle verilen karar direnme kararı olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucunda verilen yeni hüküm olarak kabul edilir.
16. Bu açıklamalar kapsamında eldeki davaya gelince, yerel mahkemece davanın reddine dair verilen ilk kararda, alınan bilirkişi raporlarına göre davacı tarafından davalıya satılan dişlilerin ayıplı olduğunun belirtildiği, kararın davacı tarafından temyizi üzerine Özel Dairece, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, incelenen ürünlerin model numaraları bulunmadığı belirtildiğinden incelemenin hangi ürün üzerinde yapıldığının anlaşılamadığı, davacının 10.07.2015 tarihli dilekçe ile rapora itiraz ederek incelenen ürünlerin kendi ürünleri olmadığını beyan ettiği, bu durumda malın ayıplı olduğunun ispatının davalı alıcıda olup gönderdiği numuneye aykırı ürün teslim edildiğini kanıtlamakla yükümlü olduğu, ispat yükünün tayininde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
17. Mahkemece bozma sonrası yapılan yargılamada, önceki karar gerekçesi yanında, davalının süresi içinde düzenleyip davacıya gönderdiği ayıba ilişkin faturanın davacı tarafından alınıp itiraz edilmeden ticarî defterlerine kaydedildiği bilirkişi raporu ile belirlendiğinden davalının ayıp iddiasını ispat ettiğinin kabulünün gerektiği, diğer yandan davacının incelenen ticarî defterlerin usulüne uygun tutulmadığı, davalı tarafından düzenlenip gönderilen ayıba ilişkin faturanın itirazsız kabul edilip kendi ticarî defterlerine kaydedildiği, davacının kendi ticarî defterlerine göre iade faturasındaki bedelin mahsubu sonucu davalıya 28.320TL borçlu bulunduğu, davalı tarafın usulüne uygun tutulan ticarî defterlerinin de bu hususu doğruladığı, HMK’nın 222/4. maddesi gereğince, usulüne uygun tutulmayan davacı defterlerindeki kayıtların aleyhine delil kabul edilmesi, bu nedenle ayıp hususunun bizzat davacı tarafından itirazsız olarak kabul edilmiş sayılması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiş olup, görüldüğü üzere önceki kararda yer almayan ve Özel Daire denetiminden geçmemiş yeni ve değişik bir gerekçe ile hüküm kurulmuştur.
18. Buna göre mahkemenin direnme olarak adlandırdığı kararın, usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, bozmadan önceki kararda tartışılıp değerlendirilmemiş, dolayısıyla Özel Daire denetiminden geçmemiş yeni gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.
19. Hâl böyle olunca, kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir.
20. Bu nedenle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
V. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 11. Hukuk Dairesine gönderilmesine,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21.12.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.