Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2018/979 E. 2021/1589 K. 07.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/979
KARAR NO : 2021/1589
KARAR TARİHİ : 07.12.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili; davalıya banka havalesi yoluyla 10.11.2009 tarihinde 120.000TL, 08.12.2009 tarihinde 110.000TL olmak üzere toplam 230.000TL borç para gönderdiğini, borç alınan paranın ödenmemesi üzerine tahsili için başlattığı icra takibine haksız itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı cevabı:
5. Davalı vekili; davacı yanın eşi ve oğlunun ortak olduğu… İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş.’nin dava dışı Bankpozitif Kredi ve Kalkınma Bankası A.Ş.’ye olan yüklü borçlarının yapılandırılması için müvekkilinin babası dava dışı …’ın yardımı ile protokol imzalandığını, protokol gereği ödenmesi gereken bedellerin … tarafından ödenmesinden sonra davacının eşi Mahmut…’ın hesabında haciz olması nedeniyle davacının hesabından müvekkiline, oradan babasına gönderildiğini, davacı yanın havale açıklamasına kötüniyetli olarak borç para olarak verildiğini belirten ibareyi yazdığını ve bu durumun fark edilmediğini, davacı yanın, eşinin ve şirketlerinin aleyhine yüksek bedelli takipler varken hiç tanımadığı müvekkiline 230.000TL borç para göndermesinin hayatın olağan akışına uygun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuş ve kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararı:
6. İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 06.02.2014 tarihli ve 2011/42 E., 2014/33 K. sayılı kararı ile; davacı ve eşinin ortağı olduğu şirketlerin Bankpozitif Kredi ve Kalkınma Bankası A.Ş.’ye olan borçları için yapılan yapılandırma sözleşmesinde ödeme taahhüdünde bulunan dava dışı üçüncü kişi …’ın kızı olan davalı …’ın hesabına “borç olarak gönderilmiştir” ibaresi ile gönderdiği havalelerin gerçekte borç ödemesi için yapıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 25.05.2016 tarihli ve 2015/7361 E., 2016/13580 K. sayılı kararı ile; “…Davacı, davalıya ödünç para gönderdiğini iddia etmiş, davalı ise davacının da ortak olduğu dava dışı şirketin bankaya olan borcunun protokol kapsamında babası tarafından ödendiğini, kendi hesabı üzerinden gönderilen paraların babasına aktarıldığını savunmuştur. Davacı toplamda 5 ayrı havale yapıldığını, diğer gönderilen paraların protokol kapsamında olduğunu, dava konusu gönderilen paraların borç olduğunu belirtmiştir. Davalının savunması gerekçeli inkardır. Davacının davalı hesabına gönderdiği havalelerde borç olarak kaydı bulunmaktadır. İspat yükü kendinde bulunan davacı iddiasını ispat etmiştir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Mahkemenin 12.07.2018 tarihli ve 2017/446 E., 2018/193 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacı tarafından “borç olarak gönderilmiştir” kaydıyla davalıya gönderilen havalelerin borç ödemesi olarak kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davanın reddinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Mahkeme ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın çözümünde öncelikle ispat yükü konusuna değinilmelidir.
13. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir.
14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 187/1. maddesi;
“İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir” şeklinde düzenlenmiştir.
15. Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukukî sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.
16. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK’nın “İspat yükü” başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup;
“İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde hüküm altına alınmıştır.
17. Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.

18. Bu hüküm, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “İspat yükü” başlıklı 6. maddesinde yer alan: “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir.
19. Çekişmeli vakıaların ispatı için ise delillere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu noktada kesin deliller arasında sayılan “ikrar” kavramı hakkında açıklama yapılmasında yarar vardır.
20. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 188. maddesinde taraflar veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıaların çekişmeli olmaktan çıkacağı ve ispatının gerekmediği belirtilmiş, ancak ikrarın tanımı yapılmamıştır.
21. Türk Hukuk Lûgatında ikrar; aleyhine hukukî sonucu yaratabilecek maddi ya da hukukî bir olgunun doğruluğunu belirterek onama, şeklinde tanımlanmıştır. Öğretideki tanımlamalara göre ise, ikrar (dar anlamda ikrar), görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukukî sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir. Yargıtay uygulamasında da, ikrara bu anlam yüklenmektedir (İkrar kavramının tanımı ve aşağıda ikrarın türlerine ilişkin olarak yapılan açıklamalar bakımından ayrıntılı bilgi için bakınız. Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı Cilt: 2, Ankara 2001, s. 2037 ve devamı; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: 1-2, 3. Bası, İstanbul 1984, s. 549 ve devamı; Bilge, Necip: Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, 3.Baskı, Ankara 1978, s. 510 ve devamı; Tanrıver, Süha: Türk Medeni Yargılama Hukukunda İkrarın Bölünüp Bölünemeyeceği Sorunu, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 1993/2, s. 212 ve devamı).
22. İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi karşı tarafın ileri sürdüğü hukukî sebepler de ikrara konu olamazlar.
23. Öğretide ve uygulamada ikrar, kapsamına ve içeriğine göre türlere ayrılmaktadır.
24. Kapsam yönünden, ikrar, çekişmeli olan maddi vakıanın tamamını veya belli bir kesimini kapsayabilir. İlkinde tam, ikincisinde ise kısmi ikrar söz konusudur.
25. İçeriği itibariyle ikrar ya basit (adi), ya vasıflı (mevsuf) ya da bileşik (mürekkep) nitelikte olabilir. Vasıflı ikrara, gerekçeli inkâr da denilmektedir.
26. Basit (adi) ikrar, karşı tarafça ileri sürülen bir vakıanın doğru olduğunun, herhangi bir kayıt veya şart bildirilmeksizin kabul edilmesidir. Basit ikrarda, onun konusunu oluşturan vakıalar artık tartışmalı olmaktan çıkarlar; dolayısıyla bunların ayrıca kanıtlanmasına gerek kalmaz.
27. Vasıflı ikrarda, (ki buna gerekçeli inkâr da denilmektedir) karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığı kabul edilmekle birlikte, onun hukukî niteliğinin (vasfının) ileri sürülenden başka olduğu bildirilir. Örneğin; davalı, davacıdan 1.000TL aldığını ikrar eder, fakat bu parayı ödünç olarak değil hibe olarak aldığını bildirmesi hâlinde olduğu gibi, vasıflı ikrar bölünemeyeceğinden, davacı iddiasını, yani parayı ödünç verdiğini kanıtlamalıdır.
28. Bileşik (mürekkep) ikrarda ise, bir tarafın ileri sürdüğü vakıa karşı tarafça bütünüyle kabul edilmekle; eş söyleyişle, vakıanın doğru olduğu ve bildirilen vasıfta bulunduğu kabul edilmekle birlikte, ikrara öyle bir vakıa eklenir ki, eklenen bu vakıa, ya ikrar edilen vakıanın hukuksal sonuçlarının doğmasını engeller ya da onu hükümsüz kılar. Bileşik ikrar, ikrara konu olan vakıa ile, ona eklenen vakıa arasında bir bağlantı bulunup bulunmamasına göre, bağlantılı bileşik ikrar ve bağlantısız bileşik ikrar olarak ikiye ayrılır.
29. Ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir.
30. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 tarihli ve 2013/13-2338 E., 2015/1499 K.; 21.09.2021 tarihli ve 2017/(13)3-3146 E., 2021/1051 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
31. Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde; davaya konu edilen iki havalenin davalıya borç olarak gönderildiğine dair davacı iddiası davalı tarafça kabul edilmemiş, borç ödemesi olduğu savunulmuştur. Böylece davalı, davaya konu paraların kendisine gönderildiğini (maddi vakıayı) ikrar etmiş, ancak, bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle (borç olarak alınması) değil, başka bir nedenle (davacının ve eşinin ortağı olduğu şirketlerin borçlarının babası … tarafından ödenmesi nedeniyle kendisi kanalıyla babasına ödenmesi amacıyla) gönderildiğini savunmak suretiyle, vakıanın hukuksal niteliğinin ileri sürülenden farklı olduğunu bildirmiştir.
32. Davalının, ikrar ettiği maddi vakıanın hukukî vasfının ileri sürülenden farklı bulunduğunu bildirmesi karşısında, somut olayda, basit (adi) veya bileşik ikrarın söz konusu olamayacağı çok açıktır. Zira, her ikisinin de temel koşulu, ileri sürülen maddi vakıanın ve onun hukukî vasfının birlikte kabul edilmiş olmasıdır.
33. Vakıa kabul edilmekle birlikte, onun farklı bir hukukî vasıfta olduğunun ileri sürülmesi durumunda, vasıflı ikrardan söz edilmesi gerektiği ve vasıflı ikrarın bölünemeyeceği yukarıda açıklanmıştır.
34. O hâlde, somut olayda davalının savunması, vasıflı ikrar (gerekçeli inkâr) niteliğindedir ve bu ikrar bölünemez. Buna göre, vasıflı ikrarda kanıtlama yükümlülüğü, ikrar eden tarafa (davalı …’a) değil, vakıayı ileri süren tarafa (davacıya) aittir.
35. Bu durumda, davacı, davaya konu paraların borç olarak gönderildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür.
36. Öte yandan, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 457 ve ardından gelen maddelerinde düzenlenmiş olan havale, hukuksal nitelikçe (tıpkı onun özel biçimlerinden biri niteliğindeki çek gibi), bir ödeme vasıtasıdır. Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil), bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür (Havale kavramı hakkında geniş bilgi için bkz: Prof. Dr. Arif. B. Kocaman, Türk Borçlar Hukukunda Havale, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayını, Ankara 2001; Hukuk Genel Kurulunun 12.03.2003 tarihli ve 2003/3-118 E., 2003/158 K. sayılı kararı).
37. Somut olayda, davaya konu edilen 10.11.2009 tarihli 120.000TL bedelli ve 08.12.2009 tarihli ve 110.000TL bedelli havalelerde “borç olarak gönderilmiştir” ibaresi bulunmaktadır. Gelinen noktada davacı üzerine düşen ispat yükünü yerine getirmişse de, bu husus davanın kabulü sonucu doğurmayıp ispat yükünün davalıya geçmesine neden olacaktır. O hâlde, davalının savunmasını ispat amacıyla dosyaya sunduğu delillerin değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Davalının delilleri arasında saydığı; davacının ailesinin ortaklarını oluşturduğu şirketlerin dava dışı Bankpozitif Kredi ve Kalkınma Bankası A.Ş.’ye olan borçlarının ödenmesi hususunda imzalanan ön protokol, bu protokolde borcu ödemeyi taahhüt eden kişinin davalının babası … oluşu, davacının davaya konu edilen iki havale dışında davalıya üç ayrı havale daha gönderdiği ve bu ödemelerin anılan ön protokol kapsamında borç ödemesi olduğunun kabul edilmesine rağmen havale kaydında davaya konu edilenlerle aynı şekilde “borç olarak gönderilmiştir” ibaresini taşımaları, davacının davalıya gönderdiği beş havalenin büyük kısmının davalı tarafından babası …’a gönderildiğinin de hesap dökümleri ve tüm dosya kapsamından anlaşılması karşısında, davalının savunmasını ispatlandığının kabulü hakkaniyet gereğidir.
38. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının üzerine düşen ispat yükünü gönderdiği havalelere düştüğü “borç olarak gönderilmiştir” kaydı ile ispatladığı, bundan sonra artık davalının aksi yöndeki iddiasını ancak alacağın miktarı itibariyle yazılı belge ile ispat edebileceği, bu yönde bir delil sunulmadığı, delil olarak gösterilen protokolü imzalayanların bu davanın tarafları olmamaları nedeniyle bağlayıcılığının bulunmadığı, somut olayda ispat hususunun takdire bırakılamayacağı, direnme kararının bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
39. O hâlde; usul ve yasaya uygun olan direnme kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07.12.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede, oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Uyuşmazlık, somut olayda; davacı tarafından “borç olarak gönderilmiştir” kaydıyla davalıya gönderilen havalelerin borç ödemesi olarak kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.

Havale mevcut bir borcun alacaklısına ödendiğine dair bir karine teşkil eder. Çünkü kural olarak havale bir ödeme vasıtasıdır ve mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapılır. Havale ödeme belgesi olup, ödünç akdinin varlığını kanıtlamaz. Ödünç ilişkisinin inkâr edilmesi hâlinde, ödünç ilişkisinin varlığını davacının kanıtlaması gerekir. Yapılan bir havalenin ödünç sözleşmesine dayalı olması hâlinde, havale açıklamasında ödünç olarak verildiğine dair bir açıklama bulunması gerekir.
Dekontta paranın karz olarak gönderildiğine dair bir açıklama yok ise, borç olarak gönderildiğini ispat yükü davacıya aittir. Havalede borç olarak gönderildiği açıklaması var ise, bu durumda bunun aksini de ispat yükü davalıya aittir.
Somut uyuşmazlıkta davacı davalıya banka havalesi yoluyla “Borç olarak ödenmiştir” açıklamasıyla toplam 230.000TL göndermiş, borcun ödenmemesi üzerine tahsili için icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptalini talep etmiştir.
Davalı, davacının eşi ve oğlunun ortak olduğu şirketin dava dışı bankaya olan borçların yapılandırılması için babasının yardımı ile protokol imzalandığını, protokol gereği ödenmesi gereken bedellerin babası tarafından ödenmesinden sonra, Mahmut…’ın hesabında haciz olması nedeniyle eşi olan davacının hesabından kendisine gönderildiğini bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Davalının savunmasında dayandığı protokol borçlu… İnşaat İthalat İhracaat Sanayi ve Ticaret A.Ş…… ve borcu ödemeyi taahhüt eden … arasında düzenlenmiştir. Davalı ve davacı bu protokolün tarafı olmadığı gibi, ödemelerin davacı tarafından davalının hesabına yatırılacağına ilişkin bir açıklamaya da protokolde yer verilmemiştir.
Davacının alacağı “Borç olarak ödenmiştir” açıklamasını içerir, iki adet havale makbuzuna ilişkindir. Bu nedenle artık somut olayda davalı savunmasını alacağın miktarı itibari ile HMK 200. maddesi gereğince yazılı delille ispatlayabilir. Davalı bu konuda yazılı delil sunmamış ve yemin deliline de dayanmamıştır. Davalının savunmasında bildirdiği protokolde davacının eşi ve oğlunun ortak olduğu şirket ile davalının babası arasında düzenlenmiş olup, tarafları bağlamayacağından bu protokol kapsamında ödemelerin yapıldığı savunmasına da itibar edilemez.
Bu nedenle direnme kararının bozulması düşüncesinde olduğumuzdan Sayın çoğunluğun aksi yöndeki düşüncesine katılamıyoruz.