Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/944 E. 2013/15409 K. 10.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/944
KARAR NO : 2013/15409
KARAR TARİHİ : 10.10.2013

MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇ : Güveni kötüye kullanma ( değişen suç vasfına göre bir hukuki alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık )
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılanın, galerici olan sanık …’den iki yıl önce … plakalı aracı 15000 TL’ye haricen satın aldığı, araca ait borcun 13000 TL’sini peyder pey ödediği, ancak geriye kalan 2000 TL borcu zamanında ödeyemediği, akabinde sanık …’nin söz konusu aracın vergi bandrol borcunu ödeyeceğini belirterek araca ait ruhsatı katılandan istediği, katılanın da aracın o tarihte kayden maliki olarak gözüken sanık …’ye ruhsatı verdiği, daha sonradan katılanın ruhsatı geri istemesine rağmen sanığın “2000 TL borcunu öde öyle vereyim” diyerek aracın ruhsatını katılana geri vermediği, akabinde bir kaç gün sonra durumu bilen ve katılandan alacağı olan diğer sanık …’ın
katılanın sanık …’ye olan 2000 TL borcunu ödeyerek aracın ruhsatını …’den aldığı, daha sonra emaneten kullanmak üzere katılandan suça konu aracı istediği, katılanında verdiği, ancak bir müddet sonra katılanın suça konu aracı geri istemesine rağmen sanık …’nın kendine olan borcunu ödemesi durumunda aracı geri vereceğini söyleyerek iade etmediği, daha sonra diğer sanık … ile birlikte hareket ederek söz konusu aracı tanık …’a sattıkları olayda, mahkemenin bir hukuki ilişkiye dayanan alacağı tahsil amacıyla dolandırıcılık suçunun oluştuğuna ilişkin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, Üst Cumhuriyet savcısı, O Yer Cumhuriyet savcısı, sanık … müdafii ve sanık …’ın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 10.10.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Yargılamaya konu olay: Katılan, sanık … üzerine kayıtlı olan aracı, 15000 TL karşılığı katılandan haricen satın almış ve 13000 lirasını ödemiştir. Sanık …, “kalan 2000 lira borcunu öde de vereyim” demesine rağmen; katılanın kalan borcunu ödememesi üzerine, araca ait vergi borçlarını ödeyeceğini söyleyerek katılandan aldığı ruhsatı iade etmemiştir. Sanık … ise; bir süre kullanmak amacıyla katılandan emanet aldığı aracı iade etmemiştir. Bir müddet sonra da sanık … aracın resmi satışını üçüncü bir kişiye verip, mülkiyetinin intikalini sağlamıştır. Mahkemenin kabulü bu şekilde olup, bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla dolandırıcılık suçundan her iki sanığın cezalandırılmasına karar vermiştir.
Bu karar Dairemiz tarafından oy çokluğu ile onanmış olup, sayın çoğunluğun kararına aşağıdaki gerekçeyle katılmam mümkün değildir.
Karşı oy gerekçem:
Sanıkların baştan itibaren dolandırıcılık kastıyla
hareket ettiklerini söylemek mümkün değildir. Aslında olayın daha iyi anlaşılabilmesi için sanıkların eylemlerini ayrı ayrı irdelemekte ve hukuki durumlarını belirlemekte yarar var:
1- Sanık … açısından;
Motorlu araçların satışı ancak noter tarafından yapıldığında geçerlik kazanır ve mülkiyet, ancak bu satış işleminden sonra trafik siciline yapılan kayıtla geçmiş olur. Hangi nedenle olursa olsun henüz noter satışı yapılmamış bir aracın maliki, bu aracı bir başkasına teslim etmek zorunda değildir. Üstelik, aracı teslim etsi bile malikin kendi adına düzenlenmiş olan ruhsatını da vermek zorunda olduğunu söylemek mümkün değildir. Malik noter satışını yapmadığı sürece, aracın vergi borcundan sorumlu olduğu gibi, aynı zamanda kazaya karışması halinde kusursuz sorumluluk sahibi olarak karşı mağdur tarafa tazminat ödemekle de yükümlüdür. Aracın haricen satış ile başkasına teslim edilmesi satıcıyı sorumluluktan kurtarmayacaktır. Haricen satışlar sadece satıcı için değil; alıcı için de risk oluşturmaktadır. Yani mülkiyet alıcıya geçmediği için satıcının her zaman noter satışını vermekten kaçınması muhtemeldir. Bu durumda alıcı için, zararının tazmin edilmesini isteme; yahut bu şahsi hakka bağlı olarak ferağ davası açma hakkı doğar. Bu nedenle haricen yapılan satışla alıcı, malik olamadığı için sadece şahsi hak sahibi olur. Şahsi haklara dair uyuşmazlıklar, ceza davalarının değil; hukuk davalarının konusudur.
Somut olaya baktığımızda;
Sanık aracın sahibi olup bu aracı katılana haricen satmıştır. Bu satış işlemi sırasında sanığın kötü niyetli olduğuna; yani katılanı dolandırmak istediğine dair her hangi bir iddia veya şüphe bulunmamaktadır. Sanığın, “vergi borcunu ödeyeceğini” söyleyerek katılandan kendi adına düzenlenmiş ruhsatı istemesi ve katılanın rızası ile vermesi eylemini dolandırıcılık suçunun hile unsuru olarak kabul etmek de mümkün değildir. Aksi takdirde niyet okuyuculuğu yapılarak ön yargılı davranılmış olur. Zaten sanık, “kalan borcunu ödediği takdirde ruhsatı vereceğini” söylemek suretiyle katılanı dohandırma kastı bulunmadığını açıkça göstermiştir. Katılan, sözleşme hükümlerine uymamış ve borcunun tamamını ödememekte ısrar ettiği için sanık sözleşmeden cayma hakkını ruhsatını ve aracın devrini katılana vermekten vazgeçmiştir.
Sanık … ile katılan arasındaki uyuşmazlık, sanığın vergi borcunu yatıracağını söyleyerek aldığı kendisine ait
ruhsatı borç ödenmediği için geri vermemesi ve aracı başkasına satmasıdır. Yukarıda izah edildiği üzere; sanık kendisine ait olan ruhsatı vermek zorunda değildir. Hatta vermesi kendisi açısından sakıncalıdır. Katılanın sözleşme şartlarına uymaması nedeniyle cayma hakkı bulununan sanığın hukuken kendisine ait olan aracı başka birine satmasında da yasal bir engel olmadığından katılanın şahsi hak talebine konu olabilecek uyuşmazlığın hukuki ihtilaf niteliğinde bulunduğu açıktır. Bu yüzden sanığın beraati yerine yazılı şekilde cezalandırılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
2- Sanık … açısından;
Sanığın, katılandan suça konu aracı kullanmak için istemesinde nasıl bir hile kullanılmıştır. Hile, dolandırıcılığın en önemli unsurudur. Sanık, katılanın aracı teslimini sağlayacak hileli bir harekette bulunmamıştır. Ortada yalın bir talep ve bu talebe uygun teslim vardır. Katılan, mülkiyeti sanık …’ye ait olan aracın iyi niyetli zilyedi iken sanık …, kullanıp iade etmek üzere emanet olarak aldığı aracı katılana iade etmemiştir. Katılan malın sahibi olmasa bile, haklı nedenle ve iyi niyetli olarak aracı elinde bulundurduğundan üçüncü kişilere karşı malik gibi korunmalıdır. Bu nedenle tanımlanan eylem, güveni kötüye kullanma suçunu oluşturmaktadır. Bu nedenle; vasıfta hataya düşülerek, hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması yasaya uygun düşmemektedir.
Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere … Sulh Ceza mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının bozulması yerine; onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim.