YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/15899
KARAR NO : 2013/15402
KARAR TARİHİ : 10.10.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılığa teşebbüs, özel belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen,Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı,o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için,eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek,kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun Kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Sanık …’in, tanık … ile müteahhit sıfatıyla gayrimenkul satış vaadi ve daire karşılığı inşaat sözleşmesi yaptığı, ve bu anlaşma uyarınca yapılan inşaat sırasında, 2004-2006 tarihlerinde öğrenci ve akabinde stajyer avukat olan oğlu sanık …’i 28.02.2005 tarihli işe giriş bildirgesine işveren … adına imza atıp, katılan idareye vermek suretiyle sigortalı çalışanı olarak gerçeğe aykırı şekilde beyan ettiği ve yine 2007 eylül ayına kadar sanık … adına aylık prim hizmet belgesi düzenleyerek katılan kuruma gönderdiği, bu şekilde sanıkların anlaşma ve dayanışma içinde gerçeğe aykırı sahte belgeler düzenleyip sanık …’i inşaatta çalışıyormuş gibi göstererek katılan … dolandırmaya çalıştıklarının iddia edildiği olayda, sanık …’in gerçekten bu inşaatta çalışmış olması nedeniyle 28.2.2005 tarihli işe giriş bildirgesinin gerçeğe aykırı olmadığı, sanıkların söz konusu çalışmanın gerçek olduğunu beyan ettikleri ve bu savunmaların aksine bir delilin de dosyada mevcut olmadığı, sanıkların herhangi bir hile yaparak katılan … aldatıp kendilerinin yararına ve katılan kurumun zararına haksız bir menfaat temin etmeleri veya etmeye çalışmalarınında söz konusu olmadığı, zaten kendilerini her zaman denetleme yetkisine sahip olan bir kuruma karşı hile yapmalarının da mantıken mümkün olmadığı, bu nedenle sanıkların atılı suçları işlediklerine dair savunmalarının aksine kesin, somut ve cezalandırılmalarını gerektirir bir delilin bulunmadığı gerekçelerine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 10.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.