Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/19539 E. 2013/19698 K. 11.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/19539
KARAR NO : 2013/19698
KARAR TARİHİ : 11.12.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1) Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi, tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi hâlinde, nitelikli hali oluşmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun 17/11/2009 tarih ve 2009/8-122-266 sayılı kararında belirtildiği gibi; ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” yani “kuşkudan sanık yararlanır” kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilmesinin tek yolu budur.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Sanığın katılan firmada yedek parça satış danışmanı ve satış personeli olarak çalıştığı dönemde müşterilerden yaptığı tahsilatları muhasebeye intikal ettirmeyip uhdesinde tuttuğu iddia olunan olayda, bilirkişi heyetinden alınan raporda, şirket muhasebecisi …’nun sanığın şifahi olarak bildirdiği tahsilatlara ilişkin makbuzları istemeden bu tahsilatları muhasebe kayıtlarına usul ve esaslara aykırı olarak işlediği, katılan şirket müşteriler nezdinde irtibata geçip muhasebeye intikal etmeyen tahsilatları araştırdığında kayıtlara geçmeyen tahsilat makbuzlarını temin ederek şirket kayıtları ile karşılaştırma yapıldığında şirket hesabına 13.279,00 TL’nin intikal ettirilmediğinin belirlendiği, sanığın aşamalarda istikrarlı beyanlarında yaptığı tahsilatları muhasebeye aktardığını söylemesi karşısında, sanığın yaptığı tahsilatlara ilişkin tahsilat makbuzlarını muhasebe görevlisi …’ya teslim edip etmediği, muhasebeye hangi miktarda paranın teslim edildiği, teslim edilen paranın hangi miktarının kayıtlara işlendiği hususunda kuşkular bulunmakta olup, “kuşkudan sanık yararlanır” kuralı uyarınca sanığın atılı suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
2) Kabule göre de; hapis cezası alt sınırdan tayin olunduğu halde ayrıca yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınması gereken tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak tayini suretiyle çelişkiye düşülmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.