Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/24911 E. 2013/9526 K. 22.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/24911
KARAR NO : 2013/9526
KARAR TARİHİ : 22.05.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli Dolandırıcılık, Resmi Belgede Sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; 30.05.2006 tarihinde müşteki …’in işyerinde hırsızlık olduğu, bir kısım eşyaların çalındığı, kasa içinde bulunan şirket çeklerinin de çalındığı, daha sonra şirkete ait bu çeklerden 30082225 seri nolu olan çekin 14.11.2006 keşide tarihli ve 13,500 TL’lik bir çek şeklinde düzenlenip keşideci imzasının da sahte olarak atıldıktan sonra sanığın, 04.11.2006 tarihinde katılana ait işyerine giderek bu işyerinden aldığı mal karşılığında keşide yeri bulunmayan suça konu sahte çeki ciro yolu ile imzalayıp katılana verdiği bu çekin ödenmek üzere 14.11.2006 tarihinde katılan tarafından bankaya ibraz edildiği, bankaca çekin keşidecinin rızası hilafına elinden çıktığı anlaşılması nedeniyle ödemenin yapılmadığı, çekin sanık tarafından imzalanmak suretiyle aldığı mal bedeli olarak katılana verildiği, çekin ön yüzünde bulunan yazı ve rakamların sanığın eli ürünü olduğunun anlaşıldığı olayda;

1-Özel belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmün incelenmesinde,
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA oybirliğiyle;
2-Nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün incelenmesine gelince,
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Hile unsuru olan çekin, unsurlarının eksik olması nedeniyle adi senet niteliği taşıdığından, eylemin 5237 sayılı yasanın 157/1.maddesine uyduğu gözetilmeden suçun nitelendirilmesinde hataya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi,
Kabule göre de; 5237 Sayılı TCK.nun 158.maddesinin 1. fıkrasının (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli ise; o takdirde tespit olunacak temel gün, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52.maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir.Bu açıklama kapsamında sonuç adli para cezası belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde nitelikli dolandırıcılık suçundan, 5275 sayılı Yasanın 106.maddesinde öngörülen adli para cezası yerine çektirilecek hapis cezası süresinin belirlenmesi açısından infazda tereddüt oluşturacak şekilde doğrudan haksız elde olunan yararın iki katı esas alınmak suretiyle karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, oyçokluğuyla;
22.05.2013 tarihinde karar verildi.

(Karşı Oy)

Karşı Oy;
Yerel Mahkemece, nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık …’ın TCK.nın 158/1-f, 62/1, 53.maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 22.500-TL Adli Para Cezasıyla mahkumiyetine karar verilmiştir.

Sanığın temyizi üzerine, Dairemizce suçun sübut bulduğu kabul edilmiş, eylemin TCK.nın 157/1.maddesindeki suç tipine uygun düştüğü halde suçun nitelendirilmesinde hataya düşüldüğü belirtilerek, hüküm bozulmuştur.
Oluş ve sübutta uyuşmazlık bulunmayan olayda; sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, dolandırıcılık eyleminin bankayı aracı kılmak suretiyle gerçekleşip gerçekleşmediği, dolayısıyla dolandırıcılık suçunun niteliğinin belirlenmesine ilişkindir.
5237 sayılı TCK.nın “Dolandırıcılık” başlıklı 157.maddesinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş, anılan Kanunun 158.maddesinde ise; Dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri sayılmış olup, bunlardan biride anılan maddenin 1.fıkrasının (f) bendinde öngörülen, “Dolandırıcılık suçunun; ‘…, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle’ işlenmesidir.
Fıkrada belirtilen, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılmasıyla, anılan kurumlara duyulan güven sarsılmakta, sergilenen hile ile zarar bireysellikten çıkıp kurumsallaşmaktadır. Fiilin kandırıcı niteliği daha fazla olmaktadır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka veya kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Suçun bu nitelikli halinin oluşabilmesi için, bankaya ait mal veya hizmetler ile fonksiyonlarının kullanılması yeterlidir; suçun mağdurunun kim olduğu, nitelikli halin oluşumu bakımından ayırıcı bir önem taşımamaktadır.
Diğer yandan, konunun aydınlığa kavuşturulabilmesi açısından, çekin hukuki niteliği ve yapısının irdelenmesinde de zorunluluk bulunmaktadır. Çek, Türk Ticaret Kanununun 780-824.maddeleri arasında düzenlenmiş poliçe ve bonodan sonra üçüncü bir ticari senet türü olarak kabul edilmiştir. Çek hukuki niteliği itibariyle, poliçe gibi bir havaledir, ancak bu havalenin çek olarak nitelendirilebilmesi için aynı zamanda bir banka üzerinde çekilmiş olması zorunludur. Bir bankada hesap bulundurmak mücerret çek keşide hakkını vermeyeceğinden ayrıca önceden bu hesap üzerinde çek keşidesi suretiyle tasarruf edilebileceğinin de kararlaştırılmış olması gerekir. Genellikle “çek anlaşması”, “çek sözleşmesi” olarak adlandırılan bu akit ile muhatap banka keşideciye, üzerine çektiği çekteki miktarı ödemeyi vaat eder, keşideci ise muhatap bankanın ödediği meblağları kendisine tediyeyi taahhüt eder. Böylece, muhatap banka meşru hamil veya cirantaya kendi mal varlığından ancak keşidecinin şahsında hukuki sonuç doğurmak üzere ödemede bulunma yetkisini elde eder.

Çek kullanımının ticari hayatta bir güven unsuru taşımasının yanında, banka, keşideci, hamil ve cirantaya bir takım hak ve sorumluluklar yüklemesi nedeniyle 5941 sayılı Çek Kanununda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş, anılan Kanunun 2.maddesinin 5.fıkrasında ise “çek defterleri bankalarca bastırılır.” hükmü yer almıştır.
Bu yasal düzenleme karşısında, banka tarafından bastırılan çek defterinin bankanın maddi varlığı olduğu konusunda bir kuşku bulunmamaktadır. Çek yaprağının doldurulması sırasında Türk Ticaret Kanundaki unsurlardan birinin eksik olması bu belgeye çek vasfı kazandırmaz ise de; bu belgenin bankanın maddi varlığı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz. Çünkü yukarıda da belirtildiği gibi söz konusu belge bankaca bastırılmış bir belgedir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.02.2006 gün ve 11-129/13, 28.12.2004 gün ve 6-173228 sayılı kararlarında banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılmasının ne anlama geldiği açıklanmış, bu bağlamda “bentte adları geçen kurumlara ait, kimlik, sağlık karnesi, giriş kartı, banka cüzdanı, çek, kredi kartı gibi etkin işlevi bulunan maddi varlıkları kapsadığı” şeklinde belirtilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında, somut olay değerlendirildiğinde; sanığın banka tarafından bastırılmış olan ve bu nedenle bankanın maddi varlığı olan boş çek yaprağını sahte olarak düzenleyip, aldığı mal karşılığı katılana vermesi nedeniyle, sanığın bankayı aracı kılmak suretiyle dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine ilişkin Yerel Mahkemenin kararı isabetli olup, hükmün onanması düşüncesinde olduğumdan, sayın çoğunluğun bozma düşüncesine katılmıyorum. 22.05.2013

(Karşı Oy)