Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/65476 E. 2013/9514 K. 22.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/65476
KARAR NO : 2013/9514
KARAR TARİHİ : 22.05.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
1-Sanık hakkında katılan …’a yönelik dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmü bakımından yapılan temyiz isteğinin incelenmesinde;
Somut olayda; sanığın … adına düzenlenmiş kendi fotoğrafının bulunduğu sahte nüfus cüzdanı Tuzla Telekom müdürlüğünden telefon hattı aldığı anlaşılmakla dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluştuğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Sanık müdafiinin bulunduğu oturumda, Cumhuriyet savcısının, TCK’nın 158/1-e maddesi gereğince sanığın cezalandırılmasına dair verdiği mütalaya karşı, sanık ve müdafiinin savunma yapmış olması karşısında, sanık hakkında TCK’nın 158/1-d-h maddesinden dava açılmasına rağmen, aynı yasanın 158/1-e maddesinden ek savunma hakkı verilmeden cezalandırılması hususu, sonuca etkili bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Sanığın sahte nüfus cüzdanı ile … A.Ş’den sabit telefon hattını aldığı tarihin dolayısıyla suç tarihinin 13.06.2005 olduğu anlaşılmakla … A.Ş’nin suç tarihinden sonra 14.11.2005 tarihinde özelleştirilmesi ve suç tarihinde kamu kurumu niteliğini taşıması nedeniyle sanığın Nüfus Müdürlüğü’nün maddi varlıklarından olan sahte nüfus cüzdanı kullanarak telefon hattı bağlatması şeklindeki eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 158/1-d maddesinde düzenlenen kamu kurumunun aracı kılınması suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğu yönündeki bozma isteyen tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanık hakkında temel ceza tayini sırasında hürriyeti bağlayıcı cezanın alt sınırdan belirlendiği halde adli para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak tespit edilmesi,
2-Sanık hakkında tekerrüre esas olmayan ve suç tarihinden sonra kesinleşen hükümlülüğünün tekerrüre esas alınarak hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlarin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan,hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “12 gün”, “10 gün” ve ” “200 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün”,”4 gün” ve “80 TL” adli para cezası ibaresinin eklenmesi ve hüküm fıkrasından TCK’nın 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-Sanık hakkında müşteki …’a yönelik dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmü bakımından yapılan temyiz isteğinin incelenmesinde;
Somut olayda;sanığın sahte olarak tanzim ettiği nüfus cüzdanı ile müştekiye ait olan … yerine geldiği bu sahte nüfus cüzdanını ibraz etmek suretiyle toplam değeri 2.638 TL olan mal satın aldığı anlaşılmakla dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluştuğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanık hakkında temel ceza tayini sırasında hürriyeti bağlayıcı cezanın alt sınırdan belirlendiği halde adli para cezasının alt sınırdan uzaklaşılarak tespit edilmesi,
2-Sanık hakkında tekerrüre esas olmayan ve suç tarihinden sonra kesinleşen hükümlülüğünün tekerrüre esas alınarak hükmolunan cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi,
3-Sanığın müştekinin işyerinden farklı tarihlerde alışveriş yaptığı ve eylemi teselsül ettiği halde hükmolunan cezasının zincirleme suç hükümlerine göre artırılması gerektiğinin gözetilmemesi
4-Sanık müdafiinin lehe hükümlerin uygulanmasını talep etmesine rağmen, tayin olunan kısa süreli hapis cezasının TCK’nın 50.maddesinde belirlenen adli para cezasına ya da diğer seçenek yaptırımlara çevrilip çevrilmeyeceği hususunda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi,
5-Müştekinin zararlarının yaklaşık 2700 TL olduğunu 70 TL’sinin ödendiğini diğer zararlarının karşılanmadığını beyan etmesi karşısında, kısmi iade söz konusu olduğu gözetilerek müştekiye, 5237 sayılı TCK’nun 168/4.maddesi kapsamında kısmi ödemeye muvafakatı olup olmadığının sorulup sonucuna göre sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nun 168/2. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafi ve o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayııl CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 22.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.