Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/65627 E. 2013/9530 K. 22.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/65627
KARAR NO : 2013/9530
KARAR TARİHİ : 22.05.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanıkların hemşehrileri olan ve kendisinde para olduğunu düşündükleri katılan …’a,…ilinde ucuz gömü altın olduğunu belirterek bir adet gerçek altını gösterdikleri, katılanın altınları satın almayı kabul etmesi üzerine birlikte…iline gittikleri, katılanın sanıklar ile birlikte Ziraat Bankası’na giderek hesabından 35,885 TL parayı çektiği ve sanıkların altını vereceklerini belirttikleri şehir dışındaki açık bir araziye birlikte gittikleri, katılanın sanıklardan …’a 45,000 TL parayı vermesinden sonra…ın, altınları alacağını belirttiği … isimli şahsın yanına gitmek üzere olay yerinden ayrıldığı, sanıkların katılana altın vereceklerini söyledikleri halde vermeyerek paralarla birlikte ortadan kayboldukları iddiasıyla yapılan yargılama sonucunda; sanıklardan …’ın savunmalarında, asker arkadaşı olan …’un 2006 yılı Haziran ayı içerisinde kendisini telefonla arayarak altın gömü işi

olduğunu, eniştesi olan … isimli şahsın …ın …ilçesinde altın çıkardığını, eniştesinin parası olmadığı için altınları piyasaya süremediğini, bu altınları ortak olarak piyasaya sürebileceklerini söylediğini, parası olmadığını söyleyince 30.000 TL karşılığında kendilerine bir miktar altın verebileceğini beyan ettiğini, Haziran ayı sonlarında …’e gidip …’den bir adet altın alarak …’a getirdiğini, altını tanıdıklarına gösterip değerini öğrendiklerini, babasının bacanağı olan katılan …’ı arayarak altınları alabilmeleri için borç para istediklerini, mevzuyu …’a anlattıklarında onun da ortak olmak istediğini, bunun üzerine kendisinin … ile birlikte …a gittiğini, daha sonra babası … ile katılan …’ın da …a geldiklerini, …’un eniştesi olduğunu bildiği … isimli şahısla telefonda görüştüğünü, …’ın altınları almak için tek başına gelmesini istemesi üzerine katılandan parayı alıp … ve …’ın yanlarına gittiğini ve paraları …’a verdiğini, şahısların parayı alıp götüreceklerini ve saydıktan sonra altınları teslim edeceklerini söyleyerek paralarla birlikte gittiklerini, kendisinin de köyün dışında onları beklediğini, bir süre sonra arkadaşı olan …’in “kapıda jandarma var, oradan uzaklaşın, ben sizi arayacağım” şeklinde mesaj çekmesi üzerine geri dönerek katılan ve diğer sanıkların yanına gittiğini, telefonla …’i aradığında telefona yüzbaşı olduğunu beyan eden bir şahsın çıktığını ve …’in tutuklandığını söylediğini, daha sonra karakoldan araştırdıklarında böyle bir olay olmadığını öğrendiklerini, diğer kişi …’ı da köyde araştırdıklarında ulaşamadıklarını ve dolandırıldıklarını anladıklarını beyan etmesi, diğer sanıkların da aynı doğrultuda savunmada bulunmaları karşısında, katılanın soyut ve tutarsız beyanları dışında, sanıkların atılı suçu işlediklerine dair mahkumiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1136 sayılı Kanunun 168 ve hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13.maddesinin 5. fıkrası uyarınca, beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanıklar lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasına “Sanıkların kendilerini vekil ile temsil ettirdiği anlaşıldığından,

hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre belirlenen 500 TL vekalet ücretinin hazineden alınarak sanıklara verilmesine” ibaresinin eklenmesi suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 22.05.2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.