Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/6964 E. 2012/40051 K. 27.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/6964
KARAR NO : 2012/40051
KARAR TARİHİ : 27.06.2012

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli Dolandırıcılık, Resmi Belgede Sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Karar başlığında “02.02.2007” olarak yazılmış olan suç tarihinin, çekin katılana verildiği tarih olan “03.12.2006” olarak mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2011/6-386 E – 2012/99 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere, yoklukta verilen hükme ilişkin olarak temyiz süresinin, sanığın bu hükmü usulüne uygun olarak öğrenmesi yani tebliğle işlemeye başlayacağı açık olduğundan, bildirimde ayrıca “tefhim” kelimesine de yer verilmesinin, sanık açısından yasa yolu süresinin tebliğ ile işlemeye başlayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği, mahkemece gerekçeli kararda “…kararın tefhim ve tebliğinden itibaren işlemek üzere yedi günlük süre içerisinde…” şeklinde gösterilen sürenin başlangıcı ile ilgili herhangi bir yanıltma bulunmadığı ancak; 19/01/2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 SK ile değişik 7201 sayılı Tebligat Kanununun 10/2 ve 21/2 maddeleri uyarınca, bilinenen son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresinden kendisine tebligat yapılması gerekmekte olup, sanığın MERNİS adresi olarak geçmeyen ancak sorgusunda bildirdiği adresinden 7201 sayılı Tebligat Kanununun 35.maddesine göre tebligat yapılmış olması usulsüz bulunduğundan, sanığın öğrenme üzerine verdiği 25.02.2011 tarihli dilekçesinin süresinde olduğu kabul edilip mahkemenin temyiz isteminin reddine ilişkin 04.11.2011 tanihli ek kararı kaldırılarak yapılan temyiz incelemesinde,
Suça konu çek hesabının bulunduğu banka şubesinin 06.06.2007 tarihli yazısına göre, sahte olarak düzenlenen 0713092 seri numaralı çekin aslının 25.08.2006 tarihinde bankaya ibraz edilip ilgilisine ödendiğinin bildirilmiş olduğu hususu dikkate alındığında, suçta kullanılan çekin sahte olarak düzenlendiğinin sabit olması karşısında, tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın katılandan aldığı borç karşılığı olmak üzere, nereden ve kimden temin ettiği belirlenemeyen suça konu sahte içerikli çeki katılana vermesi şeklinde gelişen olayda, sanığın bankanın maddi varlığı olan çeki kullanmış olması karşısında, mahkemenin “bankanın araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” ve resmi belgede sahtecilik suçlarının oluştuğuna yönelik kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 27.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.