YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/21531
KARAR NO : 2013/6425
KARAR TARİHİ : 09.04.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli Dolandırıcılık, Cinsel Saldırı
…
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1)Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK.nun 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar
bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Olay günü öğle saatlerinde evde yalnız bulunduğu bir sırada kapısının zili çalınan katılan … ‘in kapıyı açması üzerine, sanığın Hacıbektaş’tan geldiğini söyleyerek dua etmeye başladığı, elindeki iki dini kitabı katılana vererek satın almasını istediği, katılanın parasının olmadığını söylemesi üzerine “evinde paran var biliyorum, senin adağın da var” dediği, katılanın doğrulaması üzerine “paraları getir adağını bozacağım” dediği, katılanın para getirmek istemediği ancak sanığın yoğun ısrarı nedeniyle 50,00 TL parayı getirip sanığa verdiği, parayı alan sanığın “sen hamilesin” diyerek katılanın karnını okşadığı, “karnını, göğüslerini aç bakacağım” demesine katılanın kızması üzerine oğlun olup olmadığına bakacağım diyerek katılanı sakinleştirmeye çalıştığı, bir ara katılanın boşluğundan yararlanıp katılanı yanağından öptüğü, katılanın ittirerek sanığı evinden çıkarırken “hakkını helal et, ben Konya’ya Mevlana’ya gidiyorum” gibi sözler söyleyerek kendisini “… ” gibi göstermeye çalıştığı, o esnada katılanın eşinin eve geldiği, sanığın evden uzaklaşmasının ardından şok halinde bulunan katılanın durumu eşine anlatması üzerine katılanın eşi tanık … ‘ın sanığı bir başka sokakta yakalayarak kolluğa teslim ettiği olayda, mahkemenin “dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık” suçunun oluştuğuna yönelik kabulünde Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.04.2013 günlü kararı karşısında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
2)Sanık hakkında cinsel taciz suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde;
Sanığın dolandırıcılık yapmak amacıyla girdiği evde katılanın karnını okşayıp, yanağından öpmesi şeklindeki eyleminin bedensel temas içermesi nedeniyle 5237 sayılı TCK.nun 102/1 maddesinde düzenlenen basit cinsel saldırı
suçunu teşkil ettiği gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgıya düşülerek anılan yasanın 105/1 maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca, hükmolunan ceza yönünden sanığın kazanılmış hakkı saklı tutulmak kaydı ile BOZULMASINA, 09.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.