Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/108 E. 2013/13464 K. 18.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/108
KARAR NO : 2013/13464
KARAR TARİHİ : 18.09.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Suç tarihinde emlakçılık yaptığı anlaşılan sanığın kendisine gösterdiği evlerden birini beğenen şikayetçinin, evin 100.000 TL bedel mukabilinde satışı hususunda anlaştıkları, kendisinde evin satışına ilişkin vekaletname bulunduğunu söyleyen sanığın evin üzerinde 5.000 TL’lik ipotek bulunduğunu söyleyerek ipoteği kaldırmak için bahsi geçen miktarı katılandan istediği ve bu miktarı hesaptan düşeceklerini söylediği, şikayetçinin parayı verip sanıktan 5.000 TL bedelli bono aldığı, birkaç gün sonra ipotek işini halletiğini söyleyen sanığın tapu işlerini yürütmek için şikayetçiden bu kez 3.000 TL para istediği, şikayetçinin 2.000 TL vermesinin ardından sanığın şikayetçiye tapu işlerini yapacak memurun hastasının olduğunu daha sonra işlemlere devam edileceğini söylediği, bir müddet sonra daha evvelden kararlaştırdıkları gün buluşmak üzere şikayetçinin tapu idaresine gittiği ancak sanığın gelmediği, durumdan kuşkulanan şikayetçinin tapu idaresinde araştırdığında sanığın işlemlere başlamadığını, vekaletnamesinin
olmadığını öğrendiği, sanığın işyerine gidip sorduğunda ve polise gideceğini söyleyerek biraz sıkıştırdığında sanığın da durumu kabul ederek parayı harcadığını, arabasını satıp şikayetçinin parasını ödeyeceğini söylediği, birlikte bir galeriye gittiklerinde sanığın arabasını 1.000 TL önden alarak sattığı, bu miktarı da şikayetçiye verdiği, kalanını galericinin kendisine ödeme yaptığında vereceğini söylediği, bu arada işyerinde şikayetçiye 1.000 TL bedelli bir bono daha düzenleyip verdiği ancak vadesinde borcunu ödemeyip şikayetçiyi oyaladığı, şikayetçinin icra takibi yoluyla parasını tahsil etmeye çalıştığı olayda, bahse konu evin maliki olan tanık …’un sanığa evin satışı hususunda vekaletname vermediğini, alıcı çıkması halinde kendisini haberdar etmesini istediğini beyan etmesi, evin üzerinde ipotek bulunduğuna ilişkin delil bulunmaması dikkate alındığında sanığın söylediği yalanlarla şikayetçiyi aldatıp menfaat elde etmiş olması nedeniyle, mahkemenin “dolandırıcılık” suçunun oluştuğuna yönelik kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 18.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.