YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/18250
KARAR NO : 2013/14407
KARAR TARİHİ : 30.09.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık … hakkında hükmolunan ceza miktarına nazaran, sanıklar müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken CMUK’nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Ticarî faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin, güvenilirliğini sağlamak amacıyla, bu suçun, tacir (kişisel olarak ticaretle uğraşan kimseler) veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticarî faaliyetleri sırasında işlenmesi, TCK’nın 158/1-h bendinde nitelikli hâl kabul edilmiştir. Bu kavramlar, Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre belirlenecektir.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 14. maddesinde tacir;
1) Kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından … bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir
kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır” denilmektedir.
Ticaret şirketleri, aynı kanunun 124. maddesinde;
1) Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir.
2) Bu kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır” şeklinde tanımlanmıştır.
Bu suçun oluşabilmesi için, tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir. Keza, kooperatif yöneticilerinin bu nitelikli halden cezalandırılabilmeleri için suçun kooperatifin faaliyeti kapsamında, işlenmesi gereklidir. Bu suçun faili tacir veya şirket yöneticisi yada şirket adına hareket eden kişi yada kooperatif yöneticisi olabilir.
Sanık …’ın, … Tekstil İnş. Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti’nin sahibi ve yöneticisi olduğu, … Merkez Keşirler köyünde kain 932/2 ve 936/2 ada ve parsel sayılı arsaların sahipleriyle gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmeleri yaptığı, bu kapsamda şikayetçilerden …’in; … Budak, …,…, …, …, …, …, … ve … tarafından verilen yetkiye dayanarak, sanıkla … 5. Noterliği’nde 5 Temmuz 2005 tarihinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yaptığı, sanığın, şikayetçi … ile iki daire karşılığı 40.000 TL’ye anlaştıktan sonra, 13.000 TL nakit ve 30 TL’lik senet alarak, Korkuteli Noterliği’nin 03.05.2005 gün ve 1853 yevmiye no’lu taşınmaz satış sözleşmesini yaptığı, şikayetçi … ile Korkuteli Noterliği’nde 22.04.2005 tarihinde imzaladığı sözleşme uyarınca ondan 13.000 TL aldığı, şikayetçi …’dan bir daire bedeli olarak 10.000 TL nakit aldığı, geri kalan 10.000 TL için senet yaparak Korkuteli Noterliği’nde 06.06.2005 tarihinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi imzaladıkları, şikayetçi … Taka ile bir daire karşılığı 18.000 TL’ye anlaşıp, 6300 TL para alarak Korkuteli Noterliği’nde 22.04.2005 tarihinde sözleşme imzaladığı, şikayetçiler … ve …’in de, daire satın almak için 14.500 TL para vererek anlaştıkları, ayrıca sanığın, vergi, masraf ve gider gibi bahanelerle şikayetçi …’e 10.000 TL tutarında iki adet bono senedini imzalatıp imar durumundaki krizlerini çözeceğini vaat ederek, aldığı senetleri bina yapımı ve teslimi ile ilgili işlem yapmadan kullandığı ve bir kısım şikayetçiler aleyhine icra takibine geçerek dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda;
1-Sanık … hakkında kurulan beraat hükmüne yönelik olarak müdafii tarafından yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık müdafii … Terlemez’in, son celsede
yetkilendirdiği Avukat …’nin yüzüne karşı verilen hükme karşı vermiş olduğu 26.03.2009 tarihli süre tutum dilekçesinde, sanıklardan … hakkında kurulan hükme yönelik temyiz talebinde bulunduğu, 09.06.2009 tarihli dilekçesinde ise, sanık … ile birlikte sanık … hakkındaki hükmü de temyiz ettiğini belirttiği anlaşılmakla, sanık … yönünden verilen hükme yönelik yasal süresi geçtikten sonra yaptığı temyiz inceleme başvurusunun, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2- Sanık …’ın, şikayetçiler …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve …’a yönelik eylemleri hakkında verilen mahkumiyet kararlarına yönelik incelemede;
Suç tarihinde … Konut Yapı Kooperatifi başkanı olarak görev yapan tanık …’un beyanlarında, 1994 yılında şikayetçi … ile suça konu araziler üzerinde inşaat yapılması için anlaştıklarını, ancak kooperatif arsası dışında kalan yapı sahiplerinin belediyenin parselasyon projesine itiraz etmeleri nedeniyle belediyenin izin vermediğini, bu nedenle inşaata başlayamadıklarını, süresini de kaçırdıkları için inşaat ruhsatının iptal olduğunu, 1998 yılında sanık …’e projeyi verdiğini, aradan uzun süre geçtikten sonra 28.12.2003 tarihinde … ile sözleşme yaptıklarını, kooperatifi feshedip, projeyi …’a devrettiklerinde … Belediyesi tarafından inşaat ruhsatının iptal edildiğini ve yasaklama konulduğu tarihte belediyenin iptal ettiği belgenin de ortada olduğunu, bunları sanığın bildiğini söylediği, … Belediyesi’nin 31.01.2007 tarihli yazılarında da, 932/2 ve 936/2 arsaları kapsayan alanlarda imar uygulamasına yönelik mahkeme kararlarının mevcut olduğunu ve dava sonuçlanıncaya kadar yapı ruhsatının verilmeyeceğinin belirtildiği, bunları bildiği halde sanığın, şikayetçilerden vergi borcu ve diğer masraflar adı altında çeşitli paralar aldığı, şikayetçi Şükrü’den bono senetleri alıp bunları takibe koyduğu, … 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2007/911 değişik … sayılı dosyasında yapılan tespit sırasında düzenlenen bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere, mağdurları inandırmak ve ikna etmek amacı ile taşınmaz üzerine sadece işçiler ile ilgili şantiye binası yapıldığı ve onların da terk edildiği, şikayetçi … ile defalarca yaptığı akdi ilişkiyi, bazen noterden bazen de harici senetlerle feshedip sonrasında belediyeden imar izni alınmış gibi tekrar istisna akdi yapmasının ticari hayatın akışına uygun olmadığı, sanık …’in ifadesinde, başka bir arsayı satın almak için şikayetçi Şükrü’ye 250.000 TL verdiği, arsayı almadığı gibi parasını de geri alamadığını, bu nedenle şikayetçiden senet aldığını belirtmiş ise de, bu senede dayanak olacak şekilde herhangi bir resmi belgenin bulunmamasının ve bu kadar yüksek
meblağın herhangi bir belge düzenlemeden verilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, mağdurlardan … tarafından bazen noter aracılığı ile bazen de yazılı ve sözlü olarak defalarca uyarılmasına rağmen sözleşmeye uygun hiçbir girişimde bulunulmadığı anlaşıldığından, sanığın eylemlerinin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Şikayetçiler …, …, …, … ve …’un … ve diğer (… yönünden … dışındaki) mağdurlarla birlikte hareket etmemeleri ve bu mağdurlara yönelik eylemlerin farklı zaman dilimlerinde gerçekleştirilmesi itibariyle, sanık hakkında bu eylemlerinin müstakil eylem oluşturmaları nedeniyle ayrı hükümler kurulması gerekeceğinin gözetilmemesi suretiyle eksik ceza tayin edilmesi hususu aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
3-Sanığın, şikayetçi …’e yönelik eylemi nedeniyle kurulan mahkumiyet hükmü dolayısıyla yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dosya kapsamına göre, katılan … ile 09.03.2005 tarihinde Korkuteli 1. Noterliği’nde düzenlenen Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Sözleşmesi dışında, katılanın yaptığı başka ödemeye dair bir tarihin tespit edilememesi nedeniyle, suç tarihinin 09.03.2005 olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
Suç tarihi olan 09.03.2005’ten temyiz inceleme gününe kadar 765 sayılı TCK’nın 102/4 ve 104/2 maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımının dolduğu anlaşıldığından; 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA; ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi gereğince sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 30.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.