Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/9738 E. 2013/13455 K. 17.09.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/9738
KARAR NO : 2013/13455
KARAR TARİHİ : 17.09.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık …’ın yokluğunda verilen karar 19.01.2009 tarihli duruşmada verdiği … Caddesi No:… D:… … adresine teblige çıkartıldığı, ancak adreste numaranın 42 ve … yerine … Merkez … yazılması nedeniyle, tebliğ edilmeksizin iade olunan tebligatın usulsüz olduğu, sanığın MERNİS adresine 26.05.2012 tarihinde Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi gereğince tebligat yapıldığı ancak herhangibir komşuya haber verilmediği, ayrıca sanığın müdafii olan Av. …’in istifa ettiğinin sanığa tebliğ edilememesi nedeniyle, sanığın adı geçen avukatın müdafiiliğinin devam ettiğini düşünerek kararı temyiz etmemiş olabileceği de gözönüne alınarak, sanık müdafiinin temyiz talebinin öğrenme üzerine ve süresinde olduğunun kabulu ile yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kulanılmasının,ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için,bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma,bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanıkların “Tüm Şehit Aileleri Derneği” adıyla kurdukları derneğe gelir getirmesi için …’ün imtiyaz sahibi, … ve …’ın reklam grup başkanı olduğu, diğer sanıkların da görev aldığı “Vatan Sağolsun” adlı dergiyi çıkartmaya başladıkları satış elemanlarına, dergiyi şehit ve gazi ailelerinin zor durumda olduğu gelirin tamamının bu ailelere harcanacağını belirterek sattırıp, satışlar sonrası elde edilen gelirlerin sanıklar tarafından konumlarına göre belli oranlarda paylaşıldığı belirtilen somut olayda;
Bilirkişi raporlarında satışı belgeli olarak tespit edilen dergi satış gelirlerinden satış elemanı primi ve masraflar çıktıktan sonra gelir olarak kalan 34.694,00 TL’nin dernek hesaplarına aktarılmamış olması, abone yapılan müştekilerden yıllık abone ücreti alındığı halde dergilerin gönderilmemiş olması karşısında, sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 158/1-d maddesinde öngörülen dolandırıcılık suçunu oluşturduğu yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
1-Sanıklar …, …, …,… ve … hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükümlere yönelik incelemede;
Sanıkların eyleminin herbir müştekiye karşı ayrı suç oluşturduğu gözetilmeden tek suç kabul edilerek 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinin uygulanması aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanık … vasisi … tarafından atanan müdafii, sanık …, sanık … , sanık … ve sanık …’ün yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
2-… hakkında kurulan hükme yönelik incelemede;
Sanığın eyleminin herbir müştekiye karşı ayrı suç oluşturduğu gözetilmeden tek suç kabul edilerek 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinin uygulanması aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,
Sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı ceza ile birlikte hükmedilen 1166 gün adli para cezasının 5237 sayılı TCK’nın 52/2 maddesi gereğince günlüğü 20 TL’den adli para cezasına çevirirken 23.320,00 TL olarak belirlenmesi gerektiği halde, 33.320,00 TL olarak belirlenmek suretiyle sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Kanun’un 52/2 maddesinin uygulanmasına ilişkin paragraftaki “33.320,00 TL” ibaresi çıkartılarak yerine “23.320,00 TL” ibaresinin yazılmak suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 17.09.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.