YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/17068
KARAR NO : 2013/18245
KARAR TARİHİ : 25.11.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanık ve temyiz dışı arkadaşı …’ın, katılanın köyüne dilenci kılığında gelip kendilerini … ve … isimleriyle tanıttıkları, sanık ve arkadaşının katılanın babasına, köylerinde define olduğunu, kimseye söylemezse birlikte çıkarabileceklerini söyledikleri, katılanın babasının da durumu katılana anlattığı, katılanın bu teklifi kabul ettiği, sanığın, daha önce köyde boş bir yere sahte bir heykel gömdüğü, olay günü de, katılanla birlikte gidip, sanki ilk kez kazı yapıyormuş gibi o bölgeyi kazarak heykeli çıkarttıkları, sanığın, heykelin çok değerli olması nedeniyle yurtdışında pazarlanması gerektiğini, bunun için de para lazım olduğunu söylediği, katılanın ilk aşamada ve 12/07/2008 tarihinde, sanığa 50 Cumhuriyet altını, 4 adet bilezik ve 500 TL para verdiği, bunları alan sanığın heykeli orda bırakarak, araştırma yapmak üzere katılanın yanından ayrıldığı, iki gün sonra tekrar katılanı telefonla aradığı, verilen paranın yetmediğini belirtip yine para istediği, katılanın da 14/07/2008 tarihinde sanık adına 10.000 TL gönderdiği, bir süre sonra sanığın, tekrar katılanı aradığı, yurtdışında bir papazla birlikte yurda döndüklerini, sınır kapısında olduklarını, iki mercedes araçla geldiklerini, yasa dışı yollardan yurda girmek için, orda çalışan kişilerin para istediklerini, bu nedenle para lazım olduğunu belirttiği, bunun üzerine sanığın, kendisine verilen temyiz dışı … hesabına 21/07/2008 tarihinde, 10.000 TL, 22/07/2008 tarihinde 18.574 TL, 10.000 TL ve 4.000 TL, 28/07/2008 tarihinde 17.000 TL ve 4.755 Euro para gönderdiği, bundan sonra devreye kendisini İstanbul Barosu’na
kayıtlı avukat … olarak tanıtan faili meçhul kişinin girdiği, bu kişinin katılanı arayarak, papazın aracıyla Bolu’da trafik kazası geçirdiğini, eldeki paralara polislerin el koyduğunu, …’ün (sanık …) tutuklandığını, kendisinin onların avukatı olduğunu, işlerin halledilmesi için para gerektiğini belirttiği, bu kez de katılanın, 29/07/2009 tarihinde 35.000 TL’yi … hesabına gönderdiği, katılanın yaptığı incelemede, aslında böyle bir avukat bulunmadığını öğrendiği, katılanın sanığı teşhis ettiği, böylece sanığın hile kullanarak haksız menfaat temin etmek suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık, tanık ve katılan beyanları, GSM kayıtları, banka dekontları ve tüm dosya kapsamına göre, suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 43/1 maddesi kapsamında, aynı suç işleme kararıyla Kanun’un aynı hükmünü değişik zamanlarda birden fazla ihlal ederek haksız menfaat temin etmiş olması karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanmayarak eksik ceza tayin edilmesindeki isabetsizlik aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
Hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; Fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından, adli para cezasının uygulanmasına ilişkin olarak sırasıyla ”365 gün” ve ”7.300 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla ” 5 gün ” ve ” 100 TL ” adli para cezası ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 25/11/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.