YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/21980
KARAR NO : 2013/5858
KARAR TARİHİ : 01.04.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık (Değişen Suç Vasfı Nedeniyle Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan)
…
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Müşteki hazine vekilinin, 10.06.2008 günlü ara kararla davaya katılma talebinin reddine karar verilmiş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19.10.2010 gün ve 2010/9-149/205 sayılı kararında belirtildiği üzere, dosya içeriğine göre suçtan zarar görmüş olan müşteki vekilinin CMK’nın 260.maddesi uyarınca kurulan hükmü temyiz ve kamu davasına katılma hakkı bulunduğunun anlaşılması karşısında, katılma isteminin reddine dair 10.06.2008 tarihli kararın kaldırılıp, CMK’nın 237/2.maddesi uyarınca davaya katılmasına karar verilerek yapılan incelemede,
Müşteki idare vekilinin temyizinin suç vasfına yönelik olduğu dikkate alınarak, Yargıtay CGK’nın 04.10.1993 gün ve 187/227 sayılı kararında da açıklandığı üzere, tür ve miktarı itibariyle kesin olan kararların dahi suç vasfına yönelik temyizi halinde Yargıtay denetiminin mümkün olması karşısında; usul ve yasaya aykırı bulunan temyizin reddine dair 12.09.2008 tarihli ek kararın kaldırılması suretiyle yapılan temyiz incelemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takim hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanık … ’in, SSK’dan emekli olarak maaş aldığı halde 09.11.2006 tarihinde, emekli ya da çalışan olmadığına dair taahhüt imzalayarak meydana gelen don olayından dolayı devletçe ödenmekte olan 2777,00 TL parayı almak suretiyle kamu kurumu olan hazineyi zarara uğrattığının iddia edilmesine karşılık, 27.08.2006 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 26272 sayılı Yönetmeliğin mahkemece değerlendirilen 5/b-3.maddesinin “bu yardımlardan yararlanılabilmesi için, yıllık gelir toplamının her yıl Bakanlar Kurulunca açıklanan 16 yaş ve üzeri asgari ücret brütünün yıllık toplamının üç katına tekabül eden miktar veya altında olması gereklidir” hükmü karşısında, sanığın aldığı emekli maaş miktarına göre yardım almasının mümkün bulunması nedeniyle olayda, dolandırıcılık suçunun unsurları itibariyle oluşmayıp eylemin TCK’nın 206.maddesi kapsamında yalan beyanda bulunmak suçu olarak kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla;
Sanık hakkında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak suçundan hükmolunan cezanın miktar ve türüne göre, hükmün 21.07.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Kanun’un 8/1.maddesine istinaden uygulanması gereken 5219 sayılı Kanun’un 3-B maddesi ile değişik 1412 sayılı CMUK’un 305/1.maddesi gereğince hüküm tarihine göre, temyizi mümkün olmadığından katılan vekilinin bu suçtan kurulan hükme yönelik temyiz isteğinin aynı kanunun 317.maddesi gereğince REDDİNE, 01.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.