Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/4366 E. 2013/11045 K. 13.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/4366
KARAR NO : 2013/11045
KARAR TARİHİ : 13.06.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Görevi Yaptırmamak İçin Direnme, Kamu Malına Zarar Verme
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265.maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil, görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse,fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.

Sanıkların kardeş olup pazar yerinde esnaflık yaptıkları, sanık …’in kardeşi olan diğer sanık …’i pazar yerinden almak için kullandığı araç ile dönülmesi ve girilmesi yasak olan noktadan pazar yerine giriş yaptığı sırada polis memurlarınca durdurulduğu, hakkında tutanak düzenlenmek üzere araç belgelerinin istenildiği, ancak sanığın itiraz ederek çevrede bulunan pazarcı esnafına “gelin polisler bizi götürüyor“ diyerek yardıma çağırdığı, akabinde esnafın olay yerinde toplandığı, bir süre sonra sanık …’in de olay yerine geldiği, toplanan kalabalığın sanık …’i memurların elinden almaya çalıştığı, görevli memurların kendilerine müdahale eden sanıkları biber gazı kullanarak gözaltına alıp polis aracına bindirmeye çalıştıkları, bu esnada toplanan kalabalığın memurlara müdahale ederek sanıkları polislerin elinden almak istedikleri, müşteki polis memuru …’nın tabancayla havaya ateş ederek kalabalığı durdurduğu, sanık …’in polis aracına bindikten sonra tekme atarak aracın iç döşemesine zarar verdiği olayda, mahkemenin görevi yaptırmamak için direnme ve kamu malına zarar verme suçlarının oluştuğuna ilişkin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 tarih, 2009/9-259 esas, 2010/47 sayılı kararına göre, görevi yaptırmamak için direnme suçunun sanık … tarafından birden fazla polis memuruna karşı cebir ve şiddet göstererek hukuksal anlamda tek bir fiil ile gerçekleştirilmesi nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan sanık hakkında anılan suçtan tayin olunan cezanın 5237 sayılı TCK’nın 43/2.maddesi ile arttırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini ve dosyada mevcut adli sicil kaydından tekerrüre esas sabıkası olduğu anlaşılan sanık … hakkında TCK’nın 58.maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Sanık …’in eylemi sonucunda emniyete ait araçta meydana gelen zararın miktarının tespitinin sonuca etkisinin olmaması ayrıca zararın giderildiğine dair dosya içeriğine yansıyan herhangi bir belge veya beyanın bulunmaması, sanık …’in zararı giderme yönünde bir süre istemediğinin de anlaşılması karşısında, bu hususta bozma isteyen tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
1-Sanık … hakkında kamu malına zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Sanık … hakkında görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
Dosya içeriğine yansıyan ve sanığın pişman olmadığını gösteren bir davranış veya ifade bulunmadığı halde daha önceden sabıkası bulunmayan sanık hakkında, denetime olanak verecek şekilde yasal ve yeterli gerekçe ortaya konulmadan, “pişmanlık duymadığı“ denilmekle yetinilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.6.2013 gününde oybirliği ile karar verildi.