Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/7755 E. 2013/11664 K. 24.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/7755
KARAR NO : 2013/11664
KARAR TARİHİ : 24.06.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu malına zarar verme, görevi yaptırmamak için direnme, kamu görevlilerine karşı görevinden dolayı hakaret, 6136 sayılı Yasaya muhalefet
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye …, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun … şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır. Hakaret huzurda işlenebileceği gibi, gıyapta da işlenebilir. Gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun yokluğunda en az ikiden fazla kişilerle ihtilat edilerek yani en az üç kişinin hakaret sözünü öğrenmiş olması kaydıyla hakaretin yapılması şarttır. Mağdur bu sayıya dâhil değildir. Mağdurun hazır olması halinde gıyapta hakaret den bahsedilemez. Kendileriyle ihtilat edilen kişilerin bir arada bulunmaları ve hakaret sözünü aynı anda öğrenmelerine gerek yoktur. İhtilat aktarma suretiyle gerçekleşmişse hakaret sözlerinin aynı yada benzer olması aranmalıdır. Fail, sözlerini ikiden fazla kişiye söylemekte yada daha çok kişinin duyabileceği bir yerde konuşmakta ve sözleri başkaları tarafından duyulabilmekte, failde bu durumun bilincinde ise ihtilat oluşmuştur. Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde,265. maddesi ile düzenlenen;“Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar,kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup;bu suçta,kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil,görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir,kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı,kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle,kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse,fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi,Olayın gelişimi sırasında sanığın,cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nun “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar”
başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden kamu görevlilerine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan,sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Karşıyaka Asayiş Şube Müdürlüğü’ne bağlı motorize ekiplerinin devriye görevlerini ifa ettikleri sırada, sanıkların görevli polis memurlarını görmeleri üzerine panikleyerek kaçmaya çalıştıkları, kovalamaca sonunda yakalanan sanıklardan …’ın “beni burada kontrol edemezsiniz , siz kim oluyorsunuz, Allah’ınız gelsin, a… koyduklarım” şeklinde, diğer sanık …’ın ise “bizi alamazsınız, ne hakkınız var, gidin mahallemizden, şerefsizler” şeklinde hakaret edip kendilerine karakola götürmek isteyen polis memurlarına taşlı ve sopalı saldırıda bulunarak direndikleri, meydana gelen arbede sırasında polis motorsikleti ve polis otosunda hasara sebebiyet verdikleri, sanık …’nın yapılan üst aramasında, adli emanete kayıtlı 6136 sayılı yasa kapsamına girmeyen bir adet bıçağın ele geçirildiği ve böylece sanıkların kamu görevlilerine hakaret, görevi yaptırmamak için direnme, kamu malına zarar verme suçlarını, sanık …’nın ayrıca saldırıda kullanmak amacıyla bıçak taşımak suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda, müşteki ve katılan beyanları, yakalama tutanağı, görgü ve tespit tutanağı ile tam dosya kapsamına göre, saldırıda kullanmak amacıyla bıçak taşımak suçu dışındaki diğer suçların sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Sanık … hakkında, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararında, TCK’nın 53. maddesi uygulamasının doğru yapılmış olması karşısında, tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıklar müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
1-Sanıklar hakkında, kamu görevlilerine hakaret, görevi yaptırmamak için direnme suçlarından verilen hükümler açısından ;Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/11-250 Esas, 2009/13 karar sayılı kararında da kabul edildiği gibi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinde mahkemece
kanaat verici basit bir araştırma ile belirlenecek maddi zararların esas alınması, manevi zararların bu kapsama dahil edilmemesi gerektiği, olayda, dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinde sanıklara yüklenen hakaret ve direnme suçlarından … herhangi bir maddi zararının bulunmadığı da gözetilerek, sanıklar hakkında 5271 Sayılı CMK’nın 231.maddesinin 6.fıkrasının (b) bendinde belirtilen “kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işleyip işleyemeyecekleri hususunda kanaate varılması” koşulunun oluşup oluşmadığı hususu değerlendirilerek sonucuna göre hukuki durumlarının belirlenmesi gerekirken “zararın karşılanmadığı” biçimindeki dosya içeriğine uygun olmayan ve yasal olmayan gerekçe ile 5271 sayılı CMK’nın 231/5. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
2-Sanıklar müdafiinin, 24/12/2010 tarihli duruşmada “lehe hükümlerin uygulanması” yönündeki talebinin, 5237 sayılı TCK’nın 52/4 maddesinde tanımlanan adli para cezasının taksitlendirilmesini ve TCK’nın 50. maddesindeki tedbirlere çevirmeyi de kapsadığı gözetilmeden, sanık … hakkında verilen adli para cezalarının taksitlendirmesi, kamu malına zarar verme suçundan verilen hapis cezasının paraya çevrilmesi hususunda ve sanık … hakkında verilen hapis cezalarının paraya çevrilmesi hususunda, olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi,
3-Sanık … hakkında belirlenen temel gün adli para cezalarının para cezasına çevrilmesi sırasında uygulanacak yasa maddesi olan TCK’nın 50/1-a maddesinin gösterilmemesi suretiyle, CMK’nın 232/6. maddesine aykırılık oluşturulması,
4-5237 Sayılı TCK’nın 53/4. maddesi gereğince, sadece kısa süreli hapis cezası ertelenen kişiler hakkında 5237 sayılı aynı Kanunun 53/1 maddesi maddesinde gösterilen hak yoksunluklarına hükmedilemeyeceğinin gözetilmeyerek, sanık … hakkında kamu görevlisine hakaret suçundan verilen uzun süreli erteli mahkumiyet kararında TCK’nın 53. maddesinin uygulanmaması,
5-Görevi yaptırmamak için direnme suçunun birden fazla polis memuruna karşı cebir ve şiddet göstererek hukuksal anlamda tek bir fiil ile gerçekleştirilmesi nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanıklar hakkında anılan suçtan tayin olunan cezanın TCK’nın 43/2. maddesi ile arttırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini,
6-Sanık … hakkında, saldırı amaçlı bıçak taşımak suçundan verilen mahkumiyet kararı açısından; 6136 sayılı yasanın 4/3 maddesine göre, yalnız sporda kullanılan yivli ateşsiz silahlar ve mermileri ile yivsiz tüfekler ve mermilerinin, ev gereçlerinden olan veya tababet, sanayi, tarım, spor için kullanılan aletlerle bir meslek veya sanatın icrası için gerekli bıçak, şiş, raspa ve benzerlerinin kullanılması bu Kanun hükümlerine tabi değildir, hükmüne yer verildiği, aynı yasanın 5728 sayılı yasayla değişik 15/4 maddesine göre ise, bu Kanun’un 4. maddesinin üçüncü fıkrasında yazılı olan yivli ve yivsiz silahlarla bıçak ve diğer aletleri, hal ve şartlara göre sırf saldırıda kullanmak amacıyla taşıyanlar, üç aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır, hükmüne yer verildiği, somut olayda, sanık …’da ele geçirilen bıçağın yasanın 4/3 maddesi kapsamında kalan ve 6136 sayılı yasa kapsamında olmadığının ekspertiz raporuyla belirlendiği, yine söz konusu bıçağın sanığın üst aramasında ele geçirildiği, her yerde alınıp satılabilen ve somut olayda da, sadece sanığın cebinde bulanan bıçağın birine karşı saldırı amaçlı olarak taşındığına dair hiçbir delil bulunmadığı dikkate alınarak, suçun yasal unsurlarının oluşmaması karşısında, 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanıkların kazanılmış haklarının saklı tutulmalarına, 24/06/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.