Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/16251 E. 2013/18375 K. 25.11.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16251
KARAR NO : 2013/18375
KARAR TARİHİ : 25.11.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Gerekçeli karar başlığında 11.12.2006 olarak gösterilen suç tarihinin 2006 yılının Mayıs ayı olması gerektiğinden, mahallinde düzeltilebilecek bu husus bozma nedeni yapılmamış olup, olayla bağlantısı olduğu belirtilen … hakkında başlatılan soruşturmanın zamanaşımı süresi içerisinde yürütülüp sonuçlandırılabilmesi mümkün görülmüştür.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları
maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın, … ve temyiz dışı … ile birlikte şikâyetçinin işyerine gidip, 6.250.00 TL değerinde gümüş eşya alarak karşılığında suça konu sahte çeki ciro edip şikâyetçiye verdiği, … ile …’nın sanığa kefil olması nedeniyle mesai saatinin geçmesi dolayısıyla sorgulayamayacağı çeki kabul ederek gümüşleri verdiği, çeki daha sonra bankadan sorduğunda sahte olduğunu anladığı, Polis Kriminal Laboratuarı tarafından düzenlenen raporun içeriğinde, renkli fotokopi yoluyla oluşturulan çekin orijinal ofset baskı olmayıp külliyen sahte olduğu ve iğfal kabiliyetinin bulunduğunun belirtildiği, bu şekilde sanığın dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda;
1-Resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Dolandırıcılık suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Sanığın savunmalarında, şikâyetçiye 4000,00 TL civarında ödeme yaptığını beyan etmiş olması karşısında; şikâyetçinin bu konudaki beyanlarına başvurularak, ödeme yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa ne kadarının hangi zamanda ödendiğinin sorulması ile zararın kısmen karşılanmış olması durumunda sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168/4. maddesinin uygulanması açısından katılanın rızasının bulunup bulunmadığı ve sanığın etkin pişmanlık gösterip göstermediğinin araştırılmasından sonra, hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.