Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/2612 E. 2012/35504 K. 24.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/2612
KARAR NO : 2012/35504
KARAR TARİHİ : 24.04.2012

Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık …’in, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5/1 ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 52/1. maddeleri gereğince 1.400,00 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına dair İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 30/11/2010 tarihli ve 2010/325 esas, 2010/2735 sayılı kararını müteakip, anılan kararda kanun yolu bilgilerinin eksik gösterilmiş olduğundan bahisle, o yer Cumhuriyet Başsavcılığınca kesinleşmemiş olan kararın kesinleştirme işlemlerinin tamamlanarak infazı için yeniden gönderilmesi talebinin reddine dair aynı Mahkemenin 13/06/2011 tarihli ek kararına karşı yapılan itiraz üzerine aynı Mahkemece itirazın reddine dair verilen 23/06/2011 tarihli ve 2011/709 değişik is sayılı kararına yapılan itirazın keza reddine İlişkin İstanbul 12. Asliyle Ceza Mahkemesinin 01/07/2011 tarihli ve 2011/114 değişik iş sayılı karar aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığınca verilen gün 08/12/2011 ve 2011/15907/63005 sayılı kanun yararına bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31/01/2012 gün ve 2011/407712 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmekle okundu.
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07/11/2006 tarihli ve 2006/6-123 esas, 2006/229 sayılı ilâmı ile Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 13/07/2009 tarihli ve 2009/8068 esas, 2009/10789 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34/2, 231/2, 232/6 ve 291/1-2. maddeleri uyarınca karar ve hükümlerde, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, sürenin ne zaman başlayacağı, mercii, başvuru sekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesinin gerekmesi karşısında, söz konusu sanığın yokluğunda verilen İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 30/11/2010 tarihli ve 2010/325 esas, 2010/2735 sayılı kararında kanun yoluna başvuru süre başlangıç zamanı “tefhim veya tebliğden itibaren” şeklinde gösterilmek suretiyle tereddüde neden olunduğu, kanun yolu merciinin ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin de gösterilmediği gibi, ayrıca kanun yolu, süresi, sürenin ne zaman başlayacağı, mercii, başvuru şekli ve kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşeceğinin açıkça gösterildiği meşruhatlı davetiye de gönderilmediği cihetle, anılan kararın bu haliyle kesinleşmemiş bulunduğu anlaşılmakla, itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 Sayılı CMK.nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Ayrıntıları Y.C.G.K’nun 05.10.2010 tarih ve 2-169 esas, 188 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere;
5320 sayılı Yasanın 8. maddesi gereğince halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı Yasanın 310. maddesinde, temyiz isteminin yüze karşı verilen kararlarda hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye verilecek bir dilekçe ile veya zabıt kâtibine yapılacak beyanla olacağı, bu takdirde, beyanın tutanağa geçirilerek hâkime tasdik ettirileceği, yoklukta verilen kararlarda ise temyiz süresinin tebliğle başlayacağı ifade edilmiştir.
5271 sayılı CYY’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddelerinde ise, , hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolu, başvurunun yapılacağı mercii, yöntemi ve başvuru süresinin hiçbir duraksamaya yer vermeksizin açıkça belirtileceği hükümlerine yer verilmiş olup, bu hükümlere aykırılık anılan Yasanın 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedeni oluşturacaktır. Bu bildirimlerdeki temel amaç sujelerin başvuru haklarını etkin bir biçimde kullanmalarının sağlanması, bu eksiklik nedeniyle hak kayıplarına yol açılmamasıdır. Ancak burada dikkat edilecek veya eski hale getirme nedeni oluşturacak husus, eksik veya yanılgılı bildirim nedeniyle bir hakkın kullanılıp, kullanılmadığının belirlenmesidir. Bildirimdeki eksikliğin yol açtığı bir hak kaybı bulunmamakta ise, bu durum eski hale getirme nedeni oluşturmayacaktır.
Somut olayda tarafların yokluğunda verilen hükümde başvurulacak yasa yoluna ilişkin bildirimin “ sanığın, şikayetçi ve vekilinin yokluğunda tefhim veya tebliğden itibaren 7 gün içinde mahkememize verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek koşuluyla zabıt katibine beyanda bulunmak suretiyle temyizi kabil olmak üzere” şeklinde yapıldığı, usulüne uygun olarak taraflara tebliğini müteakip süresinde temyiz edilmeyerek kesinleştirildiği yokluklarında verilmesi nedeniyle tefhimi mümkün olmayıp temyiz süresinin tebliğden itibaren başlayacağında bir kuşku ve tarafları yanıltıcı bir durum olmadığı keza kanun yollarına başvurulmadığı takdirde hükmün kesinleşmesi hususunun yargılama faaliyetinin doğal sonucu olduğundan kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.04.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.