Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/67369 E. 2013/11099 K. 13.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/67369
KARAR NO : 2013/11099
KARAR TARİHİ : 13.06.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Ziraat Bankası önünde bekleyen katılanın yanına gelen sanığın, katılana hitaben ”amca dedem öldü ,ben eczacıyım, dedemin mevlütünü okutacağız, dedemin bankada bir miktar parası var, parasını çektik, garibanlara dağıtacağız, sizin orada abdestli, namazlı bir şahıs var mı?” diye sorması üzerine ”var” cevabı veren katılanı ”gel, ben seni eve götüreyim” diyerek eski vali konağının bulunduğu yere götürdüğü, burada kimliği belirlenemeyen bir şahsı da Almanya’dan gelen doktor amcası olarak tanıtarak şahsa ”sen diğer paraları ne yaptın” diye sorması üzerine şahsın, ” muhtar üç kişi getirdi, ben onlara 3.000 TL verdim ve gönderdim ” diyerek katılanı gösterip bu kez ”amca, ben bu amcayı tanıyorum, bu amcanın tanıdığı iki gariban varmış, 2.000 TL verelim” demesi üzerine şahsın ”tamam” diyerek apartmanın içine girip birkaç dakika sonra elinde bir miktar para ile katılanın yanına geldiği ve 2O TL bozmasını istediği, katılanın cebinde bulunan 550 TL’yi çıkarıp göstererek bozuğu olmadığını söylemesi üzerine ”elindeki paraları bana ver, ben içeride devir yaptırayım” diyerek katılandan 550 TL’yi aldıktan sonra sanığın katılanı büfeden yardım malzemelerini koymak için poşet almaya gönderip ortadan kaybolmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia ve kabul olunması karşısında, eylemin temas ettiği, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenen “Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle” nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, aynı yasanın 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış haklarının gözetilmesine, 13.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.