YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1679
KARAR NO : 2021/3937
KARAR TARİHİ : 15.12.2021
7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 31/01/2012 gününde verilen dilekçe ile komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi ve kal’i talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kısmen kabulüne dair verilen 07/05/2014 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Asıl ve birleştirilen dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi ve kal istemine ilişkindir.
Asıl davada davacı vekili, 15 parselin müvekkili, 16 parselin de davalı adına kayıtlı olduğunu, davalının imar mevzuatında bitişik nizam uygulaması olmadığı halde altı ambar üstü ev şeklinde inşaat yapmak suretiyle 3 m çekme mesafesine uymadan müvekkiline ait parsele müdahale ettiğini belirterek elatmanın önlenmesini ve kal’ini talep etmiştir. Asıl davada davacı vekili katıldığı 25.04.2013 tarihli duruşmada, davalı tarafın yaptığı inşaat nedeniyle komşuluk ilişkisine dair bir rahatsızlığının olmadığını, yapının imara aykırı olduğunu beyan etmiştir.
Asıl davada davalı vekili, davanın görevli mahkemede açılmadığını, dava konusu taşınmazların önceden müvekkilinin babası adına kayıtlı olduğunu, müvekkiline ait inşaatın her türlü ruhsatının bulunduğunu ancak davacının ruhsat ve yasal dayanağının bulunmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Birleştirilen davada davacı vekili, 2717 parselde müvekkilinin babası Ahmet ile davalının müşterek malik olduklarını, müvekkilinin dava konusu taşınmazda çok önceden yaptırdığı evi bulunduğunu, sonra da davalının imar mevzuatında bitişik nizam uygulaması olmadığı halde 3 m çekme mesafesine uyulmadan bitişik ruhsatsız bina inşa ederek müvekkiline ait taşınmaza müdahalede bulunduğunu, elatmanın önlenmesini ve kal’ini talep etmiştir. Birleştirilen davada davacı vekili 06.06.2013 tarihli bilirkişi raporuna beyan dilekçesinde, davalı …’ın ruhsatsız inşaat yaparak ve müvekkilinin evine merdiven dayayarak ışıktan yararlanmasını engellediği, görüş açısını daralttığı, gelecek havadan yararlanmasını engellediği, ses ile gürültü olduğu ve merdivenlerden inerken evin içerisini bakıp görebileceğini belirterek bu hususların dikkate alınarak birleştirilen davanın kabulüne, asıl davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Birleştirilen davada davalı vekili, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, asıl davanın reddine, birleştirilen davanın kısmen kabulü ile davalı …’a ait merdiven bölümünün davacıya ait taşınmaza müdahalesinin menine ve kal’ine karar verilmiştir.
Hükmü, asıl davada davacı birleştirilen davada davalı vekili ve birleştirilen davada davacı asıl davada davalı vekili temyiz etmiştir.
TMK m. 683 deki “Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir” hükmü ile mülkiyet hakkının kanunla toplum yararına kısıtlanabileceği temel ilke olarak kabul edilmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında, mülkiyet hakkının nasıl korunacağı hükme bağlanmış, 730 ve 737. maddeleriyle de taşınmaz malikinin başkalarına zarar vermesinin önlenmesi hedeflenmiştir.
Yapma, kaçınma, katlanma olarak özetlenebilecek bu sınırlamaların önemli bir bölümü TMK’nun “komşu hakkı” başlığı altında, 737 ile 750. maddelerinde düzenlenmiş, 751 ile 761. maddelerinde de yine malikin yapması ve katlanması gereken hususlar belirtilmiştir.
Elatmanın önlenmesi davası açılabilmesi için kural olarak zararın doğmuş olması gerekir. İleride zarar doğacağından bahisle dava açılamayacağından bu şekilde açılan davalar reddedilmelidir. Ancak, istisnai durumlarda, henüz zarar doğmadığı halde, yakın gelecekte zarar doğacağı pek muhtemel veya muhakkak ise, davacıya zarar tehlikesinin önlenmesi davasını açma hakkı tanınmalı, zararın doğması beklenmemelidir.
Komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi davalarında davalının kusurlu olması aranmaz. Davalının kusurlu olup olmaması, kasıtlı hareket edip etmemesi, elatmanın önlenmesi davasına etkili değildir. Yeter ki, davalının eylemi ile davacının zararı arasında illiyet bağı bulunsun. Davalının hiçbir kusuru olmasa dahi, elatmanın önlenmesine, eski hale getirme ve tazminata hükmedilebilir. Kural olarak davacının zararının doğmaması için bir önlem almaması da elatmanın önlenmesi davasını etkilemez.
Mahkemece yapılacak araştırmalarda somut olayın özelliği, komşu taşınmazların yerleri, nitelikleri, konumları, kullanma amaçları göz önünde tutularak, normal bir insanın hoşgörü ve tahammül sınırlarını aşan bir elatmanın bulunup bulunmadığı tespit edilmelidir. Davacının sübjektif ve aşırı duyarlılığı ile değil, objektif her normal insanın duyarlılığına göre elatmaya katlanıp katlanamayacağı araştırılmalı; sonuçta katlanılabilir, hoşgörü sınırlarını aşan bir zarar veya elatmanın varlığı tespit edildiği takdirde mülkiyet hakkının taşkın olarak kullanıldığı sonucuna varılmalıdır.
Taşkın kullanma belirlendiği takdirde elatmanın tamamen ortadan kaldırması veya tahammül sınırları içerisine çekilebilmesi için ne gibi önlemlerin alınması gerektiği bilirkişiler aracılığı ile tespit edilerek, tarafların yarar ve çıkar dengelerini gözetilerek bunların en uygununa karar verilmelidir.
Bunun için de mahkemece öncelikle taraflara ait taşınmazların tapu kayıtları ile çap ve krokileri getirtilmeli, yapılacak keşifte, kadastro mühendisi veya tapu fen memuru bilirkişi yanında davanın niteliğine, tarafların iddia ve savunmalarına göre, en uygun ihtisas grubu ve meslek erbabından seçilecek bilirkişiler hazır bulundurulmalı; düzenlenecek bilirkişi raporlarında, alınması gereken önlemler ile tazminat, ecrimisil, yıkım ve eski hale getirme istekleri varsa, bunlar gerekçeli olarak gösterilmelidir. Davacının zararının önlenmesi esas olmakla birlikte, davalıya da en az zarar verecek veya külfet yükleyecek önlem veya önlemler belirtilmelidir.
Davaya konu olayda davacı, davalının kendi taşınmazı üzerine ruhsatsız yani imara aykırı olarak yaptığı yapının taşınmazına zarar verdiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve kal istemiştir.
Davalının kendi taşınmazı üzerine yaptığı yapının salt ruhsatsız olduğu, imara aykırı bulunduğu ileri sürülüp, TMK’nun 737. maddesi uyarınca yıkım ve eski hale getirme istenemez. Yapının imara aykırı olması yanında bir zararın doğması da şarttır. Salt imara aykırılık, idari mercileri ve idare mahkemelerini ilgilendiren bir husustur.
Somut olaya gelince; davacı … tarafından ve bu dava ile birleştirilen davacı … tarafından açılan asıl ve birleştirilen her iki davada da taraflar imar mevzuatına aykırılık nedeniyle elatmanın önlenmesi ve kal talep etmiş, komşuluk hukukundan kaynaklanan bir itiraz ileri sürülmemiştir. Salt imara aykırılık bulunması komşuluk hukukundan kaynaklanan hakların zedelendiği anlamına gelmez.
HMK’nın iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi başlıklı 141. maddesi, “Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.” şeklinde düzenlenmiştir. Her ne kadar birleştirilen davada davacı … tarafından keşif sonrası alınan bilirkişi raporları ibraz edildikten sonra komşuluk hukukuna aykırılıktan dolayı elatmanın önlenmesi talep edilmiş ise de birleştirilen davada davalı … buna açıkça muvafakat etmemiştir. Burada yasa hükmü açıktır.
O halde komşuluk hukukuna aykırı bir husus saptanmadığından her iki davanın da reddine karar verilmesi gerekirken, birleştirilen davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Kabule göre de, bir dava, herhangi bir nedenle başka bir davayla birleştirilmiş olsa da, bağımsız dava özelliğini korur. Dolayısıyla, asıl ve birleştirilen davalar için ayrı ayrı hüküm tesisi gerekir. Mahkemece yukarıda değinilen hususlar gözetilmeden hüküm sonucunda her iki dava hakkında yargılama giderleri yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken bu husus gözetilmeden karar verilmesi de doğru görülmemiş, hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle asıl davada davacı birleştirilen davada davalı vekili ve birleştirilen davada davacı asıl davada davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 15/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.