Yargıtay Kararı 14. Ceza Dairesi 2011/13568 E. 2011/5074 K. 15.12.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 14. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/13568
KARAR NO : 2011/5074
KARAR TARİHİ : 15.12.2011

Beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçlarından sanık …’in yapılan yargılaması sonunda; atılı suçlardan mahkûmiyetine dair … 2. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 07.10.2010 gün ve 2010/64 Esas, 2010/282 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtayca incelenmesi katılan vekili ve sanık müdafii tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:
Zincirleme olarak işlenen suçlarda suç tarihinin son hareketin yapıldığı tarih olması ve bu tarihin, tekerrüre esas ilamın kesinleşmesinden sonraki bir tarihe isabet etmesi nedeniyle, tekerrüre esas ilamın, zincirleme suçu oluşturan hareketlerin başlangıcından sonra kesinleşmesi nedeniyle tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağına ilişkin tebliğname görüşüne iştirak edilmemiştir.
Sanık hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;
Kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezası verildiği halde TCK.nun 53/1. maddesinin uygulanmaması, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.06.2008 gün ve 2008/5-56 Esas, 2008/156 sayılı Kararında açıklandığı üzere 53. maddede belirtilen hak yoksunluklarının mahkûmiyetin yasal sonucu olması ve infaz aşamasında her zaman değerlendirilmesi mümkün görüldüğünden bozma nedeni sayılmamıştır.
Delillerle iddia ve savunma, duruşma göz önünde tutularak tahlil ve takdir edilmiş sübutu kabul olunan fiilin unsurlarına uygun şekilde tavsif ve tatbikatı yapılmış bulunduğundan yerinde görülmeyen sanık müdafiin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma beden ve ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçlarından kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince,
Mağdure ile sanığın kardeş oldukları ve aynı evde yaşadıkları, sanığın mağdureye yönelik cinsel istismar eylemi esnasında cinsel istismar suçunun gerektirdiği cebir ve tehdit eylemleri dışında mağdurenin özgürlüğünü kısıtlamaya yönelik bir eyleminin olmaması karşısında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarının oluşmaması nedeniyle beraat hükmü verilmesi gerekirken, oluşa uygun düşmeyen gerekçelerle yazılı biçimde mahkûmiyet hükmü kurulması,
Mağdurenin, Cumhuriyet Savcılığında ve yargılama aşamasında, istikrarlı şekilde sanığın kendisine yönelik cinsel istismar eylemlerinde bulunduğunu beyan ettiği, her ne kadar kolluktaki ifadesinde sanığın cinsel organını kendi cinsel organına soktuğunu beyan etmişse de, daha sonraki ifadelerinde “cinsel organını benim cinsel organıma sürttü” şeklindeki beyanları ve mağdurenin bakire olduğuna, genital bölgede herhangi bir yırtık, ekimoz veya zedelenme gözlemlenmediğine ilişkin rapor, sanığın daha önce de belirtilen şekilde mağdureye yönelik cinsel istismar eylemleri gerçekleştirmesi, şartlar ve ortam uygun olmasına rağmen fiilini devam ettirerek organ sokma eylemini sonlandırmaması gözönünde bulundurulduğunda, eylemin organ sokmak veya sokmaya çalışmak suretiyle gerçekleşmediği, sanığın amacının organ sokmak olmadığının anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin 5237 sayılı Kanunun 103/1-a maddesi kapsamında kaldığından yanlış gerekçeyle, 5237 sayılı Kanunun 103/2. maddesine göre hüküm tesisi,
Kabule göre de;
5237 sayılı TCK.nun 61/5. maddesinde gösterilen sıralamaya uygun olarak aynı Kanunun 103/2, 103/3 ve 103/4. maddelerinden sonra 35/2. maddesinin uygulanması, bundan sonra aynı Kanunun 103/6. maddesi gereğince artırım yapılması, 43/1. maddesi gereğince yapılacak artırımın da teşebbüs hükümleri uygulandıktan sonra belirlenen ceza üzerinden hesap edilerek 103/6. maddesi ile belirlenen cezanın üzerine eklenerek cezanın belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi ve bu şekilde eksik ceza tayin etmesi,
Kanuna aykırı, katılan vekili ve sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 15.12.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.