Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/65655 E. 2013/9360 K. 21.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/65655
KARAR NO : 2013/9360
KARAR TARİHİ : 21.05.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Yargıtay CGK’nın 13.03.2012 tarih ve 2011/6-386-2012/99 Esas-Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, yoklukta verilen hükme ilişkin olarak temyiz süresinin, sanığın bu hükmü usulüne uygun olarak öğrenmesi yani tebliğle işlemeye başlayacağı açık olduğundan, kararda ayrıca “tebliğ” kelimesine yer verilmemesinin, sanık açısından yasa yolu süresinin tebliğ ile işlemeye başlayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği gözetilerek tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir. Ancak; sanığın yokluğunda verilen mahkumiyet hükmünün, resmi dairelerle, belli ve çok sınırlı abonelere gönderilen ve bu nedenle, ilan konusunun ilgilisinin bilgisine ulaştıracak en emin gazete niteliğinde olmayan Resmi Gazete ile ilanen tebliğinin 7201 Sayılı tebligat yasasının 29. maddesine aykırı ve usulsüz olması karşısında; temyiz isteğinin öğrenme üzerine ve süresinde olduğu kabul edildiğinden, 08.04.2011 tarihli temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, gerçekte karayollarında işçi olarak çalıştığı halde, kendisini Başbakan‘ın eşi Emine Erdoğan‘ın
Koruması olarak tanıttığı,…ta … adında tanıdığı kişi vasıtası ile şayet 6.500 USD para kendisine verilirse güvenlik görevlisi olarak …ta işe başlamalarını sağlayacağını vaat ettiği, yarıca; altında … Genel Müdür Yardımcısı A. … adına imza bulunan sahte belgeyi gösterip, güven telkin ettiği, sanığın bu beyanlarına itibar eden katılan …‘nın kendisinin de bu göreve atanmasını sağlamak düşüncesi ile başlangıç için 1.500 USD karşılığı 2.300 TL parayı diğer başvuru evrakları ile birlikte sanığa verdiği, daha sonra sanığın Başbakanlık‘ta koruma görevi olmadığı,…ta …ve A. …adında çalışan bir yetkilinin bulunmadığını öğrendikleri olayda; dosya içerisinde mevcut… yazı cevabına göre;…ta …ve … adında geçmişte ve halen çalışan kişiler olmadığı bildirildiği, sanığın eyleminde somut olarak kamuda çalışan bir kişiyi göstermediği gibi onun nezdinde hatırı sayıldığından da bahsedilemeyeceği, bu durumda sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 157/1 maddesinde tarif edilen dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, bunun gerekçelerinin gösterilmesi, dayanılan gerekçelerin de yasal olması ve dosya içeriğiyle örtüşmesi gerektiği halde TCK.nun 61.maddesindeki ölçütlere göre gerekçe gösterilmeksizin alt sınırın üzerinde 120 gün olarak tayin edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “120 gün”, “100 gün” ve ve “2000 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün”, “4 gün” ve ” 100 TL” adli para cezası ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 21.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.