Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/67797 E. 2013/11268 K. 17.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/67797
KARAR NO : 2013/11268
KARAR TARİHİ : 17.06.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Suça sürüklenen çocuk …’ın, yaşlı olan mağdurun yaklaşarak “dayı ne yapıyorsun, beni tanıdın mı” diye sorduğu, tanımadığını söylediğinde ise yanında yürüyerek, mağdura “…’nın oğluyum” dediği, bu arada yerden mendile sarılı bir şekilde para görmüş gibi yaparak şikayetçiye gösterdiği, bu esnada kimliği tespit edilemeyen bir kişinin yanlarına gelerek mendilin içinde sarılı olan ve arasında dolar bulunan parasını kaybettiğini, görüp görmediklerini sorduğu, sanığın 3. kişiye yerde para bulmadıklarını, kendilerinde dolar bulunmadığını yalnızca Türk parası olduğunu, isterse gösterebileceklerini belirterek kendi parasını gösterdiği ve mağdurdan da parasını bu üçüncü kişiye göstermesini istediği, bunun üzerine mağdurun poşete sarılı toplam 210,00 TL’yi çıkartıp sanığa verdiği, sanığın da parayı soran kişiye gösterip kağıda sarılı vaziyette mağdura geri verdiği ve olay yerinden uzaklaştığı, bir süre sonra kağıdın içine bakan mağdurun para yerine kağıt olduğunu gördüğü anlaşıldığından, eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
5395 sayılı Kanun’un 3/a-2 maddesine göre, kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuklar için, “suça sürüklenen çocuk” ibaresi yerine, “sanık” ifadesinin kullanılması mahallinde düzeltilmesi mümkün görüldüğünden bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, suça sürüklenen çocuk müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Mağdurun zararının giderilip giderilmediği konusunda 02.04.2009 tarihli oturumda beyanlarının alınması için suça sürüklenen çocuk ile mağdura çağrı kağıdı çıkarılmasına karar verildiği, 04.06.2009 tarihli oturumda ise, mağdur ile görüştüğünü söyleyen suça sürüklenen çocuk müdafiinin, mağdurun 210 TL alacağından 110 TL’sini aldığını beyan ettiğini bildirmesi karşısında, mağdurun duruşmaya çağrılarak kendisine ödeme yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise ne kadarının ödendiği, kısmi ödeme söz konusu ise, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına rızasının bulunup bulunmadığının sorulması ile sanığın etkin pişmanlık gösterip göstermediği hususların araştırılarak, 5237 sayılı TCK’nın 168.maddesinde düzenlenen “etkin pişmanlık” hükmünün uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi,
2-5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca; fiilin işlendiği sırada 15 yaşını doldurmuş olup da 18 yaşını doldurmamış çocukların işledikleri fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin olup olmadığının takdiri bakımından, sosyal yönden inceleme yaptırılmasının gerekli olduğu, mahkemece sosyal inceleme raporuna gerek görülmediği taktirde ise, gerekçesinin kararda gösterilmesinin zorunlu olduğu gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.06.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.