Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/67641 E. 2013/11170 K. 17.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/67641
KARAR NO : 2013/11170
KARAR TARİHİ : 17.06.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği,fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın müştekiyle trafik tescil işlemleri sırasında tanıştığı, kendisinin iş bulma konusunda yardımcı olabileceğini, Adana Büyükşehir Belediye Başkan Yardımcısı …’in akrabası olduğunu söyleyerek önce belediyenin yol biriminde, daha sonra da müştekinin isteği üzerine hastanede bir işe yerleştirebileceğini vaat ettiği, bu çerçevede müştekiden masraf adı altında 300 TL para istediği, müştekinin de 21/01/2008 havale tarihli dilekçesinde, istenilen bu parayı Ekim 2007 tarihinde tek seferde peşin olarak verdiğini, sanığın, yanında biriyle telefonla görüşerek, kendisini, adını verdiği müştekinin yeğeni olarak tanıttığı ve işe alınmasında kefil olduğunu söylediği, sanığın daha sonra ortadan kaybolduğu, böylece haksız menfaat temin ederek nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, suçun sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, Ancak;
Haksız menfaatin baştan belirlenmediği ve değişik tarihlerde aynı kast altında haksız menfaat talep edilmesi halinde TCK’ nın 43. maddesinin uygulanacağı;baştan belirlenen haksız menfaatin değişik fasılalarla müştekiden istemesi halinde ise, zincirleme suç koşullarının oluşmayacağı dikkate alınarak, somut olayda, müştekinin 21/01/2008 havale tarihli müracaat dilekçesinde ve 25/02/2008 tarihli kolluk ifadesinde , sanığın 300 TL para istediğini, kendisinin de bu parayı Ekim 2007 de tek seferde verdiğini belirttiği, yargılama aşamasında ise, sanığa önce 150 TL, daha sonra yine 150 TL para verdiğini belirttiği, mahkemenin de çelişkisi giderilmeyen bu beyanlara dayanarak sanık hakkında TCK’nın 43. maddesinin uygulanmasına karar verdiği anlaşılmakla, sanık tarafından haksız menfaatin baştan ne kadar belirlendiği, daha sonra ayrıca para talep edilip edilmediği, müşteki tarafından sanığa hangi tarihlerde ne kadar ödeme yapıldığı, 150 TL olarak sonradan ödenen paranın, baştaki anlaşma kapsamında istenip istenmediği hususlarının araştırılması, sanık ve müştekinin yeniden ifadesinin alınarak beyanlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi, sonucuna göre sanık hakkında 5237 sayılı TCK ‘nın 43/1 maddesi kapsamında zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.