YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/906
KARAR NO : 2013/14513
KARAR TARİHİ : 01.10.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükümlere yönelik incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli
bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Camide namaz kılıp çıkan mağdurun karşısına çıkan sanık …’in bir takım dini anlatımlarda bulunduktan sonra kendisinin Hızır olduğunu söyleyip mağdura Allah’ın kendisini imtihan ettiğini, kesilmesi gereken kurbanı olduğunu ve bunun için de 500,00 TL gerektiğini söylediği, mağdur …’ın sanık …’e inanarak bankadan 390,00 TL çekip verdiği, sanığın yetmez demesi üzerine arkadaşından isteyip hesabına havale edilen 200 TL’yi de sanığa verdiği, sanık …’in mağdurun arabasında bulunan diz üstü bilgisayarını da istemesi üzerine mağdurun dizüstü bilgisayarını da verdiği ve bu sırada sanığın mağdura babasının kredi kartı ile annesinin ziynet eşyalarından da alması ve bunlarında lazım olduğunu söyleyip mağdurun telefon numarasını aldığı 18.12.2010 tarihinde sanık …’ın diğer sanık …’e ait kontörlü telefon kartı ile mağduru arayıp … meydanına gelmesini ve yanına göndereceği adamla buluşmasını istediği, mağdurun bu telefon görüşmesinden sonra aynı gün saat 16:45’de … Halkbankası önünde kendisini … Peygamber olarak tanıtan sanık …’le buluştuğu, sanık …’ı mağdurla buluşmasını müteakip …’ı telefonla arayarak mağdurla buluştuğunu haber vermesi üzerine sanık …’ın yanında kendisini … Peygamber olarak tanıtan sanık …’de bulunduğu halde mağdurun yanına geldiği …’ın mağdura birgün önce kendisine söylediklerini yapıp yapmadığını sorması üzerine mağdurun sanık …’a 200,00 TL, … ve …’a da annesine ait kol saati ile 150 TL para verdiği, mağdurun sanık …’a ayrıca aracında bulunan bir kısım elbiseleri de verdiği ancak durumu farkedip güvenlik görevlilerine başvurusu üzerine sanıkların yakalandıkları sanık …’ın yakalanmasını müteakip müştekiden almış olduğu para, saat, laptop ve diğer eşyaları iade ettiği, anlaşılan somut olayda;
Sanık …’in eyleminin zincirleme şekilde olmak üzere sanıkların eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde öngörülen dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçlarını oluşturduğu yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık … hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin uygulanmaması Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 27.05.2008 gün ve 127-147 sayılı kararında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK.nun 168. maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükmünün uygulanabilmesi için, maddede sınırlı bir şekilde sayılan suçların işlenmesi halinde, failin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesinin gerektiği, mağdurdan alınan para ve eşyaların yakalanan sanık …’ ın üzerinde yapılan arama sonucu elde edilmiş olması karşısında pişmanlıktan söz edilemeyeceği, halde sanıklar hakkında pişmanlık nedeniyle indirim uygulanması aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanık …, ve müdafii, sanık … müdafii ve sanık …’in yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 01.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.