Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/900 E. 2022/197 K. 12.01.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/900
KARAR NO : 2022/197
KARAR TARİHİ : 12.01.2022

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 11.07.2019 tarih ve 2014/1442 E. – 2019/517 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtayca incelenmesi maddi tazminat talebini temlik alan davacı … vekili ile davalı vekili tarafından istenmiş ve temlik alan davacı … vekilinin temyiz dilekçesinin süresi içinde, davalı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz dilekçesinin süresi dışında verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 11.01.2022 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekili Av…. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı Bankanın dava dışı MBT A.Ş.’ne açtığı kredilerin tasfiyesi nedeniyle müvekkilinin kefaletinden de beri kılınması talebini içerir ihtarnameye ret cevabı verdiğini, bu kez müvekkilinin açtığı menfi tespit davası devam ederken davalının haksız ve mesnetsiz ihtiyati haciz kararı alıp infaz ettiğini, menfi tespit davasının kabul edilip 07.07.2006 tarihinde karar düzeltme istemi reddedilerek kesinleştiğini, ihtiyati haciz kararına dayanılarak gönderilen ödeme emrine itirazları üzerine davalının itirazın iptali için açtığı davanın da reddedilip karar düzeltme isteminin kabul görmemesi suretiyle kesinleştiğini böylece davalının ihtiyati haciz kararının haksızlığının sabit olduğunu, ihtiyati haciz nedeniyle müvekkilinin fabrikasında üretimin durduğunu, işçi ücretlerinin ödenemediğini, bir kısım işçinin ücretlerinin ödenmemesi sebebiyle iş akitlerini feshederek işçilik alacaklarını talep ettiklerini, davalara konu olan bu talepler sebebiyle müvekkilinin yargılama giderleri ve işlemiş faizleriyle birlikte 764.363,66 TL ödemek zorunda kaldığını, bir kısım işçilik alacaklarının da protokole bağlı olarak ödendiğini veya ödenmesinin gerektiğini, bu kalemde de ödenen ve ödenmesi gereken tutarın 654.551,70 TL olduğunu, İş Bankası …Şubesindeki 26.200 Euronun 22.10.2013 tarihinde ihtiyaten haczedildiğini, haczin kalktığı 14.08.2007 tarihine kadar 31.414,23 TL faiz zararının doğduğunu, aynı şubedeki 26.200 Euro’nun 27.02.2004 tarihinde haczedildiğini, bu kalemde de 26.570,70 TL faiz zararının meydana geldiğini, şirketin Moda Şubesindeki malların haczi yerine 6.000 TL’nin teminat olarak yatırıldığını, 14.08.2007 tarihine kadar 3.937.15 TL faiz zararının oluştuğunu, davalının, müvekkilinin Takasbank A.Ş. nezdinde sahip olduğu GSDHO hisselerini de fiilen haczettiğini, tarihlerinde bedelli sermaye artırımına gidildiğini, rüçhan hakkını kullanmak için ihtarname gönderilmesine rağmen bu hakkın kullanımına izin verilmediğini, rüçhan hakkı kullandırılsa ya da banka bu hakkı kullansa idi müvekkilinin 462.321.- TL ödeyerek 462.321 lot hisse senedine daha sahip olacağını, ardından 16.10.2007 tarihli satış fiyatı olan 1,77 TL’den satılabilse idi 818.308.- TL satış karşılığı gelir elde edileceğini, bunun 462.321.- TL’den düşümü sonrası müvekkilinin 355.987.- TL zararının meydana geldiğini, haksız ihtiyati haciz sebebiyle müvekkilinin iplik fabrikasının bir yıl kapalı kaldığını, üretim yapılmadığı halde sabit giderlerin devam ettiğini, kârdan da yoksun kalındığını, bu kalemdeki zararlarının 770.892.- TL olduğu halde şimdilik asgari 170.000.- TL’sini talep ettiklerini, haksız ihtiyati hacze bağlı olarak finans kuruluşlarından kredi imkanı kalmadığından bağlı ortaklardan alınan borçların faiz toplamı olan 71.652,75 TL zararın doğduğunu, iş davalarında 26.441,39 TL yargılama masrafı yapıldığını, müvekkilince yasal yollara müracaat edilmesi için 82.571,73 TL vekalet ücreti ödendiğini, manevi tazminat şartlarının da oluştuğunu ileri sürerek 2.187.490,31 TL maddi tazminat, 75.000.- TL manevi tazminatın haksız ihtiyati haciz tarihi olan 25.08.2003 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Maddi tazminat talebi … tarafından temlik alınmıştır.
Davalı vekili, zamanaşımı süresinin dolduğunu, menfi tespit davasının bir çok tartışma ve değerlendirmelerden sonra 3’e 2 oy çokluğuyla onandığını, çok farklı değerlendirmelerin olduğu bir hususta ihtiyati haczin haksız olduğundan söz edilemeyeceğini, ihtiyati haciz uygulaması esnasında malların muhafaza altına alınmadığını, borçlunun yedinde tutulduğunu, bankadaki paraların tahsil edilmediğini, fabrikanın kapandığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, iş akitlerinin feshinin müvekkilinin ihtiyati haczine dayanmadığını, GSDHO hisselerini haczettiren müvekkilinin tasarruf yetkisi bulunmadığından bedelsiz sermaye artırımına katılamayacağını, mahkemelerin hükmettiği vekalet ücretinin zaten müvekkilince ödendiğini, davadaki talebin mükerrerlik arzettiğini, kusuru bulunmayan müvekkilinden manevi tazminat istenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, uyulan bozma ilamı, bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, varlığı ve miktarı çekişmeli olan ve mahkemeye intikal etmiş bir alacakla ilgili olarak kurumsal bir finans kuruluşu olan davalı banka tarafından, gerekli özen ve dikkat gösterilmeksizin ve sonuçları öngörülmeksizin ihtiyati haciz kararı alınarak uygulanmak biçimindeki eylemin, haksız fiil niteliğinde haksız ihtiyati haciz olduğu, haksız ihtiyati hacze dayalı olarak dava dışı banka hesaplarında bulunan davacıya ait mevduat hesaplarının bloke edilmesi nedeniyle uğranılan zarar yönünden davacının taleple bağlı kalınarak 61.922,08 TL, hisse senetlerinin haczi nedeniyle rüçhan hakkı kullanılmamasından kaynaklı uğranılan zarar yönünden davacının taleple bağlı kalınarak 355.987.- TL, ihtiyati haciz işlemlerine yönelik yapılan itirazlar ve açılan davalar nedeniyle vekalet ücreti olarak ödenen yargılama giderleri yönünden davacının toplam 84.417,51 TL zarara uğradığı, haksız ihtiyati haciz kararı alıp uygulayan davalı tarafça tazmininin gerektiği, mevduat hacizleri ve ödenen vekalet ücreti yönünden hesaplanan davacı alacağına ihtiyati haczin kaldırıldığı tarih olan 14.08.2007 tarihinden itibaren, hisse senetlerinin haczi yönünden taleple bağlı kalınarak 15/10/2007 tarihinden itibaren avans faizinin işletilmesi gerektiği, uğranıldığı ileri sürülen diğer zarar kalemleri yönünden haksız ihtiyati haciz ile diğer zarar kalemleri arasındaki illiyet bağının bulunmadığı, davacı şirketin gerek bankalar, gerekse 3. kişiler nezdinde ticari itibar ve güveninin sarsıldığı, bu duruma davalı bankanın gerekli dikkat ve özeni göstermemek suretiyle kusurlu ve haksız eylemiyle neden olduğu, dolayısı ile olay tarihi itibariyle yürürlükte olan 818 sayılı BK’nın 49.madde manevi tazminat koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle mevduat hacizleri nedeni ile uğranılan 61.922,08 TL maddi tazminatın 14.08.2007 tarihinden itibaren, hisse senetleri haczi nedeniyle uğranılan toplam 355.987.- TL maddi tazminatın 15.10.2007 tarihinden itibaren, ihtiyati haciz istemlerine yönelik yapılan itirazlar ve açılan davalar nedeniyle vekalet ücreti olarak ödenen toplam 84.417,51 TL’nin 14.08.2007 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı temlik alana ödenmesine, davacı temlik alan tarafın maddi tazminat yönünden fazlaya ilişkin istemlerinin reddine, 75.000 TL manevi tazminatın 28.08.2003 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, karar verilmiştir.
Kararı, maddi tazminat talebini temlik alan davacı … vekili ile davalı vekili temyiz etmiştir.
1-) Dava, haksız ihtiyati haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkeme kararı 16.02.2011 tarihli vekaletname ile davalı şirket tarafından vekil tayin edilen Av.Ömer Naim Türker’e elektronik tebligat yoluyla tebliğ edilmiş, karar 30.09.2019 tarihinde mevzuat gereği otomatik olarak okundu sayılmış, Av.Ömer Naim Türker 17.10.2019 tarihli dilekçesi ile çalışanı olduğu hukuk bürosundan 30.02.2019 tarihi itibariyle ayrıldığını belirterek gerekçeli kararı iade etmiştir. Karar davacı/ temlik alan vekili tarafından sadece maddi tazminat yönünden temyiz edilmiş, davacı/ temlik alan vekilinin temyiz dilekçesinin 17.10.2019 tarihinde davalı şirket vekili olarak tebliğ edildiği Av…. tarafından 28.10.2019 tarihinde hem maddi hem de manevi tazminat yönünden karar temyiz edilmiş ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğunun kabulü aksi halde katılma yoluyla temyiz dilekçesi olarak nitelendirilmesi istenmiştir.
Davalı vekili Av.Ömer Naim Türker’in vekaletten azil ya da istifasına dair bir belge dosyaya sunulmadığından adı geçen vekile yapılan tebligat geçerli olup bu durumda davalı vekilinin 28.10.2019 tarihli temyiz dilekçesinin katılma yoluyla temyiz olarak kabulü gerekir. Davacı aynı olaydan kaynaklanan zarar nedeniyle davalıya karşı olan birden fazla talebini (maddi ve manevi tazminat) aynı davada birleştirmiştir. Objektif dava birleşmesi olarak adlandırılan bu durumda taleplerin her biri ayrı dava olmaktadır. Katılma yoluyla temyiz, asıl temyiz talebine sıkı sıkıya bağlıdır. Davacı manevi tazminata yönelik hükmü temyiz etmediğine göre, bu alacak yönünden davalının katılma yoluyla temyiz hakkı da bulunmamaktadır. Bu sebeple davalı vekilinin manevi tazminata ilişkin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.
2-) Maddi tazminata yönelik davacı/ temlik alan vekilinin temyiz istemi ile davalı vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin incelenmesine gelince; dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre maddi tazminat talebini temlik alan … vekilinin aşağıdaki 3, davalı vekilinin 4 ve 5 nolu bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
3-) Davacı, haksız ihtiyati haciz kararına dayanılarak işlenmeye hazır pamuk stoklarının haczedildiğini, işletmenin kendi satın aldığı pamuğu işleyemez hale geldiğini, üretim bantlarının durduğunu, buna bağlı olarak zarara uğradığını da ileri sürmüştür. Dosyaya bir sureti celbedilen belgelerden Kadıköy 5. İcra Müdürlüğü’nün talimatı üzerine …İcra Müdürlüğünün 2003/130 Talimat sayılı dosyasının 28.08.2003 tarihli haciz zabtı ile 450.000.000.000- TL (450.000.- YTL) değer biçilen 150 Ton muhtelif boy ve kalitede pamuk ipliğinin davacı şirketin fabrikasında haczedilip borçlu şirketin genel müdür yardımcısına yediemin olarak teslim edildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, görüşüne başvurulan bilirkişi heyetince bu hususta bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu durumda, anılan haciz sebebiyle davacının bir zararının doğup doğmadığı hususunda bilirkişiden rapor alınması, davacının bu yöndeki iddiasının mahkemece değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde olmamış, kararın davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.
4-) 6100 sayılı HMK’nın 297 ve devamı maddelerinde hükmün nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. Buna göre; mahkeme kararları, asgari olarak iki tarafın iddia ve savunmalarının özetlerini, incelenen maddi ve hukuki olayın özünü, mahkemeyi sonuca götüren gerekçelerin neler olduğu hususlarını ihtiva etmelidir. Anayasa’nın 141. maddesinin 3.fıkrası hükmü de mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğini düzenlemektedir. Dolayısıyla gerekçe, bir hükmün olmazsa olmaz unsurudur. Taraflar, ancak kararlara konulması gereken gerekçeler sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki nedene dayandırıldığını anlayabilirler. Ayrıca, karar aleyhine yasa yollarına başvurulduğunda da Yargıtay incelemesi sırasında gerekçe sayesinde kararın usul ve yasaya uygun olup olmadığı denetlenebilir. Diğer bir anlatımla, Yargıtay incelemesi ancak bir kararın somut olaya uygun gerekçe taşıması halinde mümkün olabilir.
Somut olayda, davacı Takasbank A.Ş. nezdindeki GSDHO hisselerinin de haczedildiğini, bu hisse senetlerinde bedelli sermaye artırımı yapıldığını, davalıya sermaye artırımına katılınması yönünde ihtar gönderilmesine rağmen davalının katılmaması, katılıma da izin vermemesi sebebiyle zarara uğradığını ileri sürmüş, davalı ise sermaye artırımına katılmaya tasarruf yetkisinin bulunmadığını, artırıma katılmayan davacının bir zarara uğramışsa buna kendisinin sebebiyet verdiğini savunmuştur. Bu hususta alınan bila tarihli 2. ek bilirkişi raporu ile 08.04.2009 tarihli 3. ek bilirkişi raporunda “hisse senetlerinin o andaki malikinin davacı şirket olması nedeniyle sermaye artırımında bulunacak tarafın davacı şirket olacağı, davacı şirketin bizzat sermaye artırımına katılmasına engel bulunmadığı, bu nedenlerle sermaye artırımına katılmamaktan kaynaklanan zarar kaleminin oluşmasından davalı bankaya atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığı” yönünde görüş bildirildikten sonra mahkemenin bu görüşü benimsememesi durumunda 20.04.2016 tarihli ek raporda sermaye artırımına katılınsaydı alınacak değerle katılınmaması nedeniyle oluşan değer farkı olarak bulunan değere itibar edilebileceği belirtilmiştir. Mahkemece, yukarıda açıklanan yasa hükümlerine uygun şekilde tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilerek, kendi içinde tutarlı, maddi olaya, talebe ve savunmaya uygun, denetime elverişli gerekçeli karar oluşturulması gerekirken, bilirkişinin anılan kalem yönünden “davalı bankaya atfedilebilecek bir kusurun oluşmadığı” yönündeki kanaatine neden itibar edilmediği açıklanmadan, Anayasa ile 6100 sayılı HMK’nın 297. ve 298. maddelerinde belirtilen unsurlardan ve gerekçeden yoksun karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu bakımdan davalı yararına bozulması gerekmiştir.
5-) Davacı, kefaletten beri kılınması için başvurduğu menfi tespit ve itirazın iptali davaları ile ihtiyati hacze itiraz yolları için vekalet ücreti masrafı yaptığını, bu masrafın davalının haksız ihtiyati haczinden kaynaklandığını ileri sürmüş, davalı ise anılan dava ve başvurularda davacı lehine hükmedilen vekalet ücretlerini zaten ödediğini, işbu talebin mükerrerlik arzettiğini savunmuştur. Hem menfi tespit davası, hem de itirazın iptali davası işbu dosyanın davacısı yararına sonuçlanmış olup mahkemelerce yararına vekalet ücretine hükmolunmuştur. Hükmolunan vekalet ücretleri davacı yararına olduğundan davalıdan yapılan tahsilatın da davacı yanca yapıldığının kabulü gerekir. Davacı, vekiline ödediği ücreti için serbest meslek makbuzu ibraz etmişse de, ancak mahkemelerce lehine hükmedilenin dışında vekiline makul bir bedel ödediğini ispatlarsa ispatladığı bu miktar kadar zarara uğradığının kabulü gerekirken belirtilen hususlar nazara alınmadan yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamış, kararın bu yönden de davalı yararına bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz isteminin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle maddi tazminat talebini temlik alan … vekili ile davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın temlik alan yararına BOZULMASINA, (4) ve (5) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin birdiğerinden alınarak yekdiğerine verilmesine,
ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 12/01/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, haksız ihtiyati haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
İİK’nın 259/1, 260/5 maddesi hükümlerine göre, lehine ihtiyati haciz kararı verilen alacaklının, bu ihtiyati haczi haksız olarak koydurduğunun anlaşılması durumunda, borçlu veya üçüncü kişinin bu nedenle uğradığı zararın ödenmesini, ihtiyati haczi koydurmuş olan alacaklıdan, açacağı tazminat davası ile istemesi mümkündür.
Bu halde alacaklının sorumluluğu kural olarak TBK’nın 49.maddesinde düzenlenen haksız fiil hakkındaki hükümlere tabidir.
Maddi zararların tazmini yönünden bu sorumluluk, kusursuz sorumluluk olup bu sorumluluğun doğması için;
a) İhtiyati haczin haksız olması,
b) Borçlu veya üçüncü kişinin zarar görmesi,
c) Zarar ile haksız ihtiyati haciz arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekmektedir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı, aleyhindeki ihtiyati haczin haksız olması nedeniyle kaldırılması için, hukuki yardım aldığını, avukat tuttuğunu, bu davalar nedeniyle akdi ilişki çerçevesinde avukatına vekalet ücreti ödediğini iddia ederek haksız ihtiyati haciz nedeniyle ödediği akdi vekalet ücretinin davalı alacaklıdan tahsiline karar verilmesini istemiş,
Yerel mahkemece, maddi tazminat kalemleri içerisinde yer alan akdi vekalet ücreti yönünden de davanın kabulüne karar verilmiş,
Davalı vekilinin vaki temyizi üzerine yerel mahkeme kararı bu yönden de davalı lehine bozulmuştur.
Davacının, haksız ihtiyati haciz nedeniyle akdi ilişki içerisinde avukatına ödediği vekalet ücretinin talep edilemeyeceğine ilişkin çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
1136 sayılı Avukatlık Yasası’nın 164.maddesinde düzenlendiği üzere avukatlık ücreti; ya müvekkil ile vekil arasında Yasanın 164/2.maddesine göre kararlaştırılan akdi vekalet ücreti veya Yasanın 164/son maddesi gereğince yargılama sonunda mahkemece karşı tarafa yüklenecek vekalet ücretidir.
1136 sayılı Yasanın 164/son maddesine göre hükmolunan vekalet ücreti zaten avukata ait olup, bu ücretin iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsubu söz konusu olmadığı gibi haczi de mümkün değildir. Bu ücret üzerinde müvekkilin hak ve tasarrufu da bulunmamaktadır.
Yasanın 164/2. maddesinde düzenlenen akdi vekalet ücreti ise müvekkil ve avukat arasında kararlaştırılan vekalet ücreti olup, bu ücretin avukatlık asgari ücret tarifesi altında kararlaştırılması mümkün değildir.
Davacı tarafından haksız ihtiyati haciz işlemlerine itiraz, itirazın iptali ve menfi tespit davaları için vekil tayin edilmiş , vekil tarafından açılan ve takip edilen davalar için davacı tarafından vekiline ödeme yapılmış ve bu ödeme karşılığında davacının vekili tarafından müvekkiline serbest meslek makbuzu kesilmiştir.
Yasanın 164/son maddesi gereğince mahkemece hükmolunan vekalet ücretinin yükümlüsü davalı olup, bu ücret avukata ait olduğundan, bu ücret nedeniyle vekili tarafından davacı adına serbest meslek makbuzu düzenlenmesi sözkonusu değildir.
Serbest meslek makbuzunun, aralarındaki akdi ilişki gereğince vekili tarafından davacıya kesildiği makbuz içeriğinden anlaşılmaktadır.
Davalı tarafından gerçekleştirilen ihtiyati haczin haksız olduğunun, bu konuda davacı tarafından açılan davaların lehine sonuçlandığının anlaşılması karşısında açılan davalar için hukuki yardım almak avukat tutmak zorunda kalan davacının, vekiline ödediği akdi vekalet ücreti davacının zararı kapsamındadır.
Dosyadaki serbest meslek makbuzunun akdi vekalet ücreti nedeniyle düzenlendiğinin anlaşılmasına rağmen sayın çoğunluk tarafından yanılgılı değerlendirme sonucu, serbest meslek makbuzunun Yasanın 164/son maddesine göre düzenlenen makbuz niteliğinde kabulü ile kararın yazılı şekilde bozulması isabetli olmamıştır.
Açıklanan nedenlerle sayın çoğunluğun (5) nolu bozma gerekçesine katılamıyorum.