YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/4505
KARAR NO : 2019/9042
KARAR TARİHİ : 15.10.2019
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Muhdesatın Tespiti
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili, dava konusu 112 ada 5 parsel parsel sayılı taşınmaz üzerindeki kargir binanın kadastro çalışmalarından önce (1989 yılında) müvekkili tarafından yaptırıldığını belirterek yapının mülkiyetinin müvekkiline ait olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir
Davalı, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece; dava konusu 112 ada 5 parselde kain taşınmaz üzerinde bulunan kargir binanın davacı ve eşi … tarafından inşa edildiğinin (Muhdesatın aidiyetinin) davacı lehine tespitine, dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan ağaçlara yönelik harcı yatırılarak açılmış bir dava bulunmadığı anlaşıldığından ağaçlar yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesat tespiti isteğine ilişkindir.
1. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesi gereğince kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. On yıllık süre kamu düzenine ilişkin olup, hak düşürücü niteliktedir ve olumsuz dava koşuludur. Hak düşürücü sürenin geçmesi, işin esasının incelenmesini önler. Hak düşürücü süre tüm def’i ve itirazlardan önce göz önünde bulundurulur. Yargılama bitinceye kadar hak düşürücü sürenin geçtiği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, görevden ötürü hakim tarafından da kendiliğinden dikkate alınır.
Somut olayda dava konusu 112 ada 5 parsel sayılı taşınmazın, kadastro tespiti 11.07.1991 tarihinde yapılmış, kadastro tutanağı Sındırgı Kadastro Mahkemesinin 08.07.1992 tarihli ve 1992/6 Esas, 1992/8 Karar sayılı kararı ile 13.07.1993 tarihinde kesinleşmiş ve taşınmaz hali arazi vasfı ile tapuya tescil edilmiştir. 11.07.1991 tarihli kadastro tespit tutunağı içeriğinde göre “…Kadimden beri devletin hüküm ve tasarrufu olan yerlerden Hali arazi iken 1988 yılında taşınmaz üzerinde … oğlu … … tarafından ahşap ev inşaa edildiği…” belirtilmiş olup (hali arazi vasfı ile tespit gören taşınmazın) kadastro tespit tutunağının beyanlar hanesi bölümünde de “ Taşınmaz üzerindeki Ahşap Ev … oğlu … …’ye ait olup, fuzuli işgalindedir “ denildiği anlaşılmıştır.
Gerek davacı ve mahalli bilirkişi beyanları, gerekse kadastro tespit tutanağı ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında dava konusu evin (mahkemeninde kabulünde olduğu üzere) kadastro tespitinden önce taşınmaz üzerinde bulunduğu sabittir.
Temyize konu dava ise, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3.maddesinde belirtilen on yıllık hak düşürücü süre geçirildikten sonra 07.02.2014 tarihinde açılmıştır.
Bu durumda dava konusu 161 ada 3 parsel üzerinde bulunan (mesken) muhdesat yönünden davanın hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazı yerinde görüldüğünden kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/1 maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 15.10.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.