YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1281
KARAR NO : 2012/24856
KARAR TARİHİ : 06.11.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı Kooperatif, davalı … Başkanlığına devredilen… Belediyesi tarafından, 25 adet parselden oluşan taşınmazların, bedeli karşılığında 15.6.1994 tarihinde kendilerine satıldığını, ancak bugüne kadar tapularının devredilmediğini ileri sürerek, taşınmazların rayiç bedellerinin ödetilmesine karar verilmesini istemiş, 24.11.2009 tarihli ıslah ve buna açıklık getiren 15.3.2010 tarihli dilekçe ile de, ödenen satış bedelinin denkleştirici … ilkesi gereğince ulaştığı alım gücü karşılığı olan 325.721,75 TL’nin, dava tarihinden ıslah tarihine kadar işlemiş faiziyle birlikte olmak üzere toplam 786.666,37 TL’nin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, 18.8.2009 tarihli bilirkişi raporu hükme esas alınarak 325.717,75 TL asıl alacak ile 460.948,62 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 786.666,37 TL’nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, asıl alacağa ıslah tarihi olan 24.11.2009 tarihinden itibaren değişen oranlarda yasal faiz uygulanmasına, fazla istemin reddine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı ile davalı Belediyenin halefi olduğu… Belediyesi arasındaki tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (MK.705, BK.213, Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddeleri). O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Ne var ki hukuken geçersiz sözleşmeden kaynaklanan bu nitelikteki bir uyuşmazlığın haksız iktisap
kurallarına göre çözümlenip tasfiye edilebilmesi için öncelikle haksız iktisabın kapsamını tespitteki ilke ve esasların açıklanmasında zaruret vardır.
Geçerli bir sebebe dayanmaksızın bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerlerin eksiksiz iadesi denkleştirici … düşüncesine dayanır. Denkleştirici … ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder.
Bilindiği gibi ülkemizde yaşanan enflasyon uzun yıllar boyu yüksek oranlarda seyretmiş ve paramızın değeri (alım gücü) de bununla ters orantılı olarak devamlı düşmüştür. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve çok daha az olduğu bir gerçektir. Bu güne kadar uygulanan kurallara göre geçersiz sözleşme gereğince alıcının akit tarihinde verdiği paranın aynı miktarda iadesine karar verilmesi, gerçek hayatta büyük sarsıntılara, tutarsızlıklara, adalete karşı var olması gereken güvenin sarsılmasına neden olmuş, kamu vicdanında haklı eleştiri konusu yapılmıştır. Hukuk kuralları, gerçek hayata uygun olduğu, toplumun … ihtiyacına cevap verebildiği sürece hayatiyetini devam ettirip saygınlık sağlar ve hukuk kuralı olma özelliğini korur. O nedenle hukuk kuralları, görevli organlarca değiştirilince bu konuda yeni düzenlemeler yapılıncaya kadar zedelenmeden gerçek hayata, çağın gereklerine uygun olarak yorumlanıp uygulanmalıdırlar. Bu görevin yargıya ait olduğunda ise duraksamaya yer yoktur. Nitekim gerek Yargıtay kararlarında ve gerekçe öğretide bu görüşe paralel düşünceler bulunmaktadır.
Akit öncesi sorumluluk kurallarının geçersiz sözleşmelerde de uygulanması gerektiği, geçersiz sözleşmelerden dolayı olumsuz zararın istenebileceği, bu zarar kapsamında kaçırılan fırsat karşılığının da bulunduğu, olumsuz zararın bazı özel durumlarda olumlu zarar kadar dahi olabileceği, M.K.nun 2. maddesine göre akdin geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği hallerdeki zarar kavramları, hep bu zaruretin sonucu ortaya konulan düşünce ve uygulamalardır. Yargının asıl görevi toplumun huzurunu sağlamaktır. Bunun için uygulanması gereken kurallar, mevcut yasaların ışığında bu yasa hükümlerine aykırı düşmeyecek şekilde yorumlanıp uygulanmalıdır.
Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici … kuralı hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır.
Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan ilke ve esaslar
altında, davacının satış tarihinden itibaren taksitlerle ödediği satış bedeline ilişkin her bir ödemenin, ödeme tarihinden itibaren ifanın imkansız hale geldiği tarihe kadarki çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar) ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü karşılığı belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gereklidir. Somut olayda da, denkleştirici … ilkesine göre tespit edilen miktar üzerinden hüküm kurulmuşsa da, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, ödenen satış bedelinin dava tarihi itibariyle ulaşacağı alım gücü karşılığı belirlenirken, çeşitli ekonomik değerlerin yanında, “gayrimenkul ile değerlendirilmesi sonucunda” başlığı altında bulunan 1.350.000.000.000 TL’nin de ortalama reel değer hesaplanmasında esas alındığı anlaşılmaktadır. Oysa ki geçersiz sözleşmelerde, taşınmazın rayiç değeri talep edilemeyeceği gibi, denkleştirici … ilkesi gereğince ödenen bedelin alım gücü karşılığı belirlenirken de, “paranın gayrimenkul ile değerlendirilmesi halinde ulaşacağı reel miktar” konusunda bulunacak değerin de ekonomik değerlerdeki artış hesabında dikkate alınması mümkün değildir.
O halde mahkemece, bilirkişiden ek rapor alınmak suretiyle, davacının taksitlerle ödemiş olduğu satış bedeline ilişkin her bir ödemenin, ödeme tarihinden dava tarihine kadarki çeşitli ekonomik etkenler olan enflasyon, tüketici eşya fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışların ortalamaları alınmak suretiyle ulaşacağı alım gücü karşılığı belirlenerek, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar göz ardı edilerek, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: 1. bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen kararın temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 11.682.00 TL temyiz harcın istek halinde iadesine, 6.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.