Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2019/5106 E. 2019/8699 K. 08.10.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/5106
KARAR NO : 2019/8699
KARAR TARİHİ : 08.10.2019

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı Hazine vekili ile davalı … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacılar, 2B uygulamaları sonucu 454 ve 495 parsel sayılı taşınmazların kendilerine satış suretiyle temlik edildiğini, taşınmazların dışında yer alan ve … Devlet yolu çalışmaları kapsamında kamulaştırma sahası içerisinde kalan tespit harici alandaki ağaçların kendileri tarafından meydana getirildiğini ileri sürerek aidiyetin tespitine karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkemece, iddianın kanıtlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar, davalı … vekili ve Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 454 parsel sayılı taşınmazın davacı …, 495 parsel sayılı taşınmazın da davacı … adına 6292 sayılı kanun gereği (2B uygulaması sonucu) satış suretiyle tescil edildiği, taşınmazların kuzeyinde yer alan tespit harici bırakılan ve… – … Devlet Yolu kamulaştırma plan sınırı içerisinde yer alan kısımlara davacılar tarafından muhtelif sayıda ağacın meydana getirilmiş olduğu, Dairenin 12.03.2018 tarihli geri çevirme kararı üzerine Karayolları Genel Müdürlüğünün 22.06.2018 tarihli ve 24.07.2018 tarihli cevaplarında yol güzergahında kalan ve çekişmeli taşınmazların da içerisinde bulunduğu alanın öncesinde 174 parsel sayılı taşınmaza isabet ettiğinin anlaşıldığı, 174 parsel sayılı taşınmazın ise orman olduğu gerekçesiyle 29.12.1971 tarihinde tapu kütüğünden terkin edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur(4721 sayılı TMK 684/1 mad.). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 mad.). 22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722, 724, 729 maddeler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 sayılı HMK 106/2 mad.) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK 114/1-h, 115 mad.)
Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.
26.05.2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19. maddesine eklenen ek fıkra hükmüne göre, başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla tespit davası açma hakkı tanınmış ise de, kamuya ait mera, yaylak, kışlak, genel harman yeri, orman, aktif dere yatağı niteliğindeki taşınmazların özel mülkiyete konu olamayacakları, bu taşınmazların zilyetlikle edinilemeyecekleri, bu nedenle bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhdesatlara da hukuki değer verilemeyeceği gözönüne alınmalıdır.
Somut olaya gelince; davacılara 2B uygulaması sonucu satış suretiyle tescil edilen 454 ve 495 parsel sayılı taşınmazlar ile bu taşınmazların kuzeyinde yer alan ve davacılar tarafından meydana getirildiği ileri sürülen ağaçların tapu kütüğü kapatılan ve orman niteliğinde olan 174 parsel sayılı taşınmazda yer aldığı ve yukarıda açıklandığı üzere orman sayılan taşınmazlar üzerinde meydana getirilen muhdesatlara hukuken değer verilemeyeceği açıktır.
Hal böyle olunca, davacılar tarafından orman sayılan yerlerden olduğu anlaşılan taşınmaz bölümleri üzerinde dikilen muhdesatlarla ilgili açılan davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabule karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davalı Hazine ve … vekillerinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden, kabulüyle, hükmün 6100 sayılı HMK’nin geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 08.10.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.