YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/11165
KARAR NO : 2019/7738
KARAR TARİHİ : 18.09.2019
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı üçüncü kişi vekili, 12.04.2013 tarihinde mülkiyeti müvekkiline ait taşınırların haczedildiğini, borçlu ile müvekkili arasında herhangi bir ilişki olmadığını öne sürerek, istihkak iddiasının kabulü ile hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı alacaklı vekili, haciz esnasında borçluya ait bir çok evrak bulunduğunu, borçlu ile üçüncü kişi arasında organik bağ bulunduğunu, davacının dayandığı belgelerin adi nitelikte olup, iddialarını kanıtlama yeterliğine sahip bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan ilk yargılama sonunda, haciz yapılan iş yerinin takip tarihinden önce borçlu tarafından davacıya devredilerek mahcuzların davacıya satıldığı, kira sözleşmesinin takip tarihinden önce yapıldığı dava konusu mahcuzların davacı üçüncü kişiye ait olduğuna ilişkin kanaat oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, hükmün davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 02.06.2016 tarihli ve 2014/18405 Esas, 2016/9715 Karar sayılı ilamı ile Yargıtayın ve Dairemizin istikrar kazanan uygulamasına göre; takip borçlusunun istihkak iddiasına karşı tutumu belirli ise ve duruşmalara dahil edilmesi, işin esasına etki etmeyecekse davada taraf olarak gösterilmesinin gerekli olmadığı, ne var ki, yokluğunda alınan haciz kararından ve istihkak iddiasından haberdar edilmeyen, İİK’nin 103. maddesi gereğince kendisine davet kağıdı da tebliğ edilmeyen borçlunun, istihkak iddiasına karşı tutumu belirlenemediğinden hukuki dinlenilme hakkını kullanabilmesi bakımından davalı sıfatı ile davaya katılmasının sağlanması için, davacı 3. kişiye süre verilerek taraf teşkilinin sağlanması, tarafların tüm delillerinin toplanıp birlikte değerlendirilmesinin ardından, gerçekleşecek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik hasımla, yazılı olduğu şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece uyulmasına karar verilen bozma ilamı uyarınca yapılan yargılama sonunda, davacının işletiminden önce, borçluya ait olduğu konusunda ihtilaf bulunmayan döner dükkanının, aynı yer, aynı isim ve aynı demirbaş eşya ile davacı üçüncü kişi tarafından işletildiği, bu durumda mülkiyet karinesinin davalı alacaklı lehine olduğu, davacı üçüncü kişinin ise mülkiyet karinesinin aksini kesin ve inandırıcı delillerle ispat edemediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, karar davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
Dava konusu haciz her ne kadar dayanak senette geçen adreste ve borçlunun aynı isimle işlettiği önceki adresinde yapılmış ise de; haciz adresinin halihazırda davacı üçüncü kişinin ticaret sicil kayıtıtlarında yer alan iş yeri adresi olduğu,haciz sırasında borçlunun hazır olmadığı ve borçlu ile üçüncü kişi kişi arasında organik bağ bulunmadığı anlaşılmıştır.
Buna göre, haciz yapılan işletmenin niteliği nazara alındığında, borçlu adına düzenlenen ve borcun doğum tarihinden öncesine ilişkin olan Belediye işyeri teftiş defteri, denetim kontrol raporu, ilaçlama formu sureti, alarm sistemine ilişkin sözleşme, zabıta durum tespit tutanağı ve İlçe Tarım Müdürlüğü analiz belgesinin haciz adresinde bulunması hayatın olağan akışına uygun olup bu belgelerin bulunması tek başına, mülkiyet karinesinin borçlu lehine işletilmesi için yeterli değildir. Somut olayda mülkiyet karinesi davacı üçüncü kişi lehine olup, davanın İİK’nin 96. maddesi gereğince üçüncü kişi tarafından açılması ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz. Mülkiyet karinesinin aksinin davalı alacaklı tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir.
Bundan ayrı olarak, devredilen işletmede haciz yapılabilmesi, devrin muvaazalı olduğunun iddia ve ispat edilmesine bağlıdır. Bu bilgilere göre, temyize konu olayda davacı üçüncü kişi ile borçlu arasında danışıklı işlem olduğu, davalı alacaklı tarafından iddia edilmesine rağmen, muvazaa iddiasını ispat edebilecek herhangi bir delil dosyaya sunulmamıştır.
O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davanın kabulü yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile reddine yönelik hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı üçüncü kişi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK’nin 366 ve HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca İİK’nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 18.09.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.