YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/2103
KARAR NO : 2020/5510
KARAR TARİHİ : 27.10.2020
MAHKEMESİ: …BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 1. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekilinin istinaf başvurusu da … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince 6100 sayılı HMK’nin 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddedilmesine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 27.10.2020 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar vekili Avukat … ile temyiz edilen davalılar vekili Avukat … geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR-
Dava; hukuki ehliyetsizlik, inançlı işlem ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacılar, mirasbırakan anneleri …’ın maliki olduğu 105 ada 148 sayılı parselinin ( eski 220 ) satış yetkisini de içerir 14.04.2006 tarihli vekaletname ile eşi olan davalı …’i vekil tayin ettiğini, …’in kirvesi olan davalıların mirasbırakanı …’in 42.000,00 TL’lik para ihtiyacını karşılamak için …’a ait taşınmazı …’e satış yoluyla devrettiğini, devir nedeniyle 92.000,00 TL kredi kullanıldığını, 42.000,00 TL’sini …’in, kalan 50.000,00 TL’yi de davacılardan …’nin aldığını, kredi borcu kapandığında taşınmazın iade edileceğinin kararlaştırıldığını, iade işlemleri başlatıldığı sırada …’in öldüğünü ve mirasçıları olan davalıların intikal işleminden sonra kötüniyetli olarak taşınmazı satmak istediğini, öte yandan mirasbırakanın devir tarihinde hastalıklarının bulunduğunu, hukuki işlem ehliyetinin bulunmadığını, vekaletnamenin ne amaçla kullanıldığını ayırt etme gücünün olmadığını, yine davalı …’in de vekalet görevini kötüye kullandığını ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tescilini istemişler, 29.09.2016 tarihli ıslah dilekçeleri ile; dava dilekçelerinin netice-i talep bölümünü ‘’ tapu kaydının iptali ile mirasbırakan … adına tesciline, olmazsa payları oranında iptal ve tescile karar verilmesi ‘’ şeklinde değiştirmişlerdir.Davalılar, dava konusu taşınmazın satılığa çıkarıldığını, mirasbırakanları …’in Ziraat Bankasından tarımsal amaçlı kredi kullanma hakkının da bulunmasından faydalanarak taşınmazı 92.000,00 TL’ye satın aldığını, ayrıca 2014 yılı mahsulünü de davacıların toplayacağı konusunda anlaştıklarını, taşınmazı devir alırken 90.000,00 TL tarımsal kredi kullandığını ve ipotek tesis edildiğini, mirasbırakanları …’in aniden ölümü nedeniyle hayat sigortasından kredinin kapatıldığını, davacıların bu durumdan yararlanmak istediklerini, kaldı ki inançlı işlem iddiasının yazılı delil ile kanıtlanması gerektiğini, iddiaların haksız ve yersiz olduğunu belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.Davalı …, davacıların inançlı işleme ilişkin iddialarını kabul etmiştir. Mahkemece, inançlı işlem iddiasının yazılı delil ile kanıtlanamadığı, vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasının ise ibraz edilen deliller ile ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekilinin istinaf başvurusu da … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince 6100 sayılı HMK’nin 353/1.b.1 maddesi gereğince esastan reddedilmiştir.Dosya içinde bulunan veraset ilamları uyarınca, mirasbırakan 1936 doğumlu …’ın 01.08.2014 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davalı eşi … ile davacı çocukları …, … ve…’i bıraktığı, dava dışı mirasçısının bulunmadığı, diğer mirasbırakan …’nın da ölümü ile geriye mirasçı olarak davalı eşi … ile davalı çocukları …, … ve …’i bıraktığı, dava dışı mirasçısının bulunmadığı, öte yandan yargılama sırasında davalı …’ın 04.03.2017 tarihinde ölümü ile geriye mirasçı olarak davacı çocuklarını bıraktığı tespit edilmiştir.Celp edilen tapu kayıtlarından ise, dava konusu 9.500 m2’lik bağ niteliğindeki 105 ada 148 ( eski 220 sayılı parsel ) parsel sayılı taşınmazın tamamı … adına kayıtlı iken, …’a vekaleten davalı eşi …’in ( …3. Noterliği’nin 14.04.2006 tarih ve 2419 yevmiye no’lu vekaletnamesi ile ) taşınmazın tamamını 10.12.2013 tarih ve 15947 yevmiye no’lu akitle …’ya satış yoluyla devrettiği, …’in ölümü üzerine çekişmeli taşınmazın 10.12.2014 tarihinde davalılara intikal ettiği, halen elbirliği mülkiyet üzere davalıların malik olduğu kayden saptanmıştır. Hemen belirtilmelidir ki, bir davada dayanılan maddi olaylar için birkaç hukuki sebebin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Hukuki sebeplerden bir tanesinin diğer hukuki sebebin incelenmesine olanak verir niteliği bulunduğu sürece önem ve lüzum derecesine göre birden fazla hukuki sebep aynı davada inceleme ve araştırma konusu yapılabilir. Nitekim Yargıtay içtihatları bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.(11.04.1990 gün ve 1990/1-152 E, 1990/236 K; 15.05.2013 gün ve 2012/1-1808 E, 2013/699K sayılı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları) Ne var ki; dayanılan nedenlerden birinin ehliyetsizlik olması halinde kamu düzeniyle ilgili bulunması ve ehliyetsizliğin saptanması halinde öteki nedenlerin incelenme gereğinin ortadan kalkacağı hususları dikkate alındığında öncelikle bu neden üzerinde durulması gerektiği kuşkusuzdur.Eldeki davada, ilk derece mahkemesince mirasbırakan …’ın temlik tarihinde fiil ehliyetini haiz olup olmadığı yönünden araştırma yapılmış, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu’ndan aldırılan 04.03.2016 tarih ve 2016/1064 K sayılı raporda; mirasbırakan …’ın akit tarihi olan 10.12.2013 tarihinde fiil ehliyetini haiz olmadığına oybirliği ile karar verilmiştir.TMK’nın 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyiniyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. Bu ilke 11.6.1941 tarih 4/21 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da aynen benimsenmiştir.Somut olayda, akit tarihinde …’ın fiil ehliyeti bulunmadığından, yapılan temlik işlemine sonuç bağlanmayacağı, akdin geçersiz olduğu ve illilik prensibi gereği davalıların mirasbırakanı … adına oluşan tescilin de TMK’nin 1024. maddesi uyarınca yolsuz olduğu ortadadır.Öte yandan, çekişmeli taşınmazı intikal yoluyla edinen davalıların da halefiyet ilkesi gereğince edinimlerinde TMK’nın 1023. maddesinin korunmasından yararlanamayacakları aşikardır. Ne var ki, ilk derece mahkemesince hukuki ehliyetsizlik yönünden araştırma yapılmış ise de, bu neden üzerinde durulmadan sonuca gidilmiş olması hatalı olduğu gibi, bölge adliye mahkemesince de davalıların mirasbırakanı Hasan Tekin’in vekalet ilişkisinin ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olduğunu bilmediğinden bahisle ehliyetsizlik hukuki nedeni aşılarak sonuca gidilmesi doğru olmamıştır.Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Davacılar vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 373/1. maddesi uyarınca … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerden dolayı 6100 sayılı HMK’nın 371/1-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Mersin 2. Asliye Hukuk Mahkemesine, kararın bir örneğinin … Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 02.01.2020 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz eden davacılar vekili için 2.540.00. TL. duruşma vekâlet ücretinin temyiz edilen davalılardan alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 27/10/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.