Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2020/10050 E. 2021/2341 K. 08.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/10050
KARAR NO : 2021/2341
KARAR TARİHİ : 08.03.2021

MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen vasiyetnamenin iptali davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; davalının, mirasbırakan Meral tarafından vasiyetname düzenlendiğinden bahisle … Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/399 E. sayılı dosyası ile vasiyetnamenin açılmasına ilişkin dava açtığını, işbu davada kendisinin vasiyetnameyi kabul etmediğini, mirasbırakanın kız kardeşi olan, mirasbırakanın davaya konu 29/07/2004 tarihli vasiyetname ile davalı lehine vasiyet düzenlemiş ise de daha evvel yazdığı 07/01/2004 tarihli vasiyetname ile de kendisi lehine tasarrufta bulunduğunu, bu nedenle ikinci vasiyetnamenin geçerliliğinin olmadığını ileri sürerek, 29/07/2004 tarihli vasiyetnamenin iptalini talep etmiş, 31/05/2018 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini, öncelikle vasiyetnamenin iptali, bunun mümkün olmaması halinde tenkise dönüştürmüştür.
Davalı; mirasbırakanın 29/07/2004 tarihli el yazılı vasiyetname düzenlediğini, bu vasiyetnamenin Almanya Konstanz Tereke Mahkemesinin I GR N 89/2005 sayılı kararı ile geçerli kabul edilerek okunduğunu, …’de tanınması ve tenfizi için dava açıldığını, hukuka aykırı bir yönü bulunmayıp, mirasbırakanın iradesinin fesada uğratılmadığını, davacı lehine düzenlenen vasiyetnamenin geçersiz hale geldiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince; davacının açtığı vasiyetin iptali davasının, iptal sebeplerinin sübuta ermemesi sebebiyle reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu haline getirilmesine yasal açıdan olanak bulunmadığı, ilk derece mahkemesince ıslahla yeni bir dava açılması mümkün olmadığından ıslah talebinin
reddine ve nihayetinde davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile davacının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş; karar, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
TMK’nın 560 ncı maddesine göre; “Saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilirler.”
Tenkis (indirim) ile mirasbırakanın, saklı payları zedeleyen ölüme bağlı veya sağlar arası kazandırmalarının yasal sınıra çekilmesi amaçlanmaktadır. Tenkis talebinin dinlenebilmesi için öncelikli koşul; mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Bu taktirde mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini talep edebilirler.
Bundan ayrı olarak HMK’nın 176 ve devamı maddelerinde ıslah müessesi düzenlenmiş olup, bölge adliye mahkemesinin de kabul ettiği üzere ıslah; taraflardan birinin usule ilişkin bir işlemini kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan bir yöntem olup; iddia ile savunmanın genişletilmesi yasağının istisnalarından biridir. Kural olarak; dava açıldıktan sonra sebebinde, konusunda, delillerde ve diğer hususlarda usulüne ilişkin işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi mümkün olduğu gibi davanın konusunda da ıslah mümkündür.
Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında davacı, dava dilekçesi ile vasiyetnamenin iptalini talep etmiş, daha sonra ıslah dilekçesi ile talebini; öncelikle vasiyetnamenin iptali olmazsa tenkisine dönüştürmüştür. Tenkisin yukarıda bahsedilen nitelikleri göz önüne alındığında, davacı tarafından yapılmaya çalışılanın (bölge adliye mahkemesinin kabulünün aksine) dava konusu edilmeyen bir şeyin ıslah yoluyla davaya ithali ve dava konusu haline getirilmesi değil, iddianın genişletilmesi kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince; TMK’nın tenkise ilişkin hükümleri doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, tenkis talebi hakkında yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasına, aynı Kanunun 371 inci maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 08/03/2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.