YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/365
KARAR NO : 2021/2586
KARAR TARİHİ : 22.02.2021
İhbarname No : KYB – 2020/2535
İftira suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 268/1. delaleti ile 267/1 ve 269/1. maddeleri uyarınca 7 ay 9 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Bakırköy 10. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/12/2013 tarihli ve 2013/125 esas 2013/785 sayılı kararını kapsayan dosyası ile ilgili olarak;
Dosya kapsamına göre, benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 16/01/2018 tarihli ve 2016/19357 esas, 2018/668 sayılı ilâmında yer alan “…Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 06.06.2017 tarih, 2015/184 Esas ve 2017/316 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere; hakkında herhangi bir resmi belge düzenlenmeden gerçek kimliğini ikrar ettiği ve tutanakların gerçek kimlik bilgilerine göre tanzim edildiği olayda; iftiranın özel bir şekli olan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun, tutanakların sanığın gerçek kimlik bilgileri ile düzenlenmiş olması ve sanığın gerçeğe aykırı olarak beyan ettiği isme göre düzenlenmiş herhangi bir belgenin bulunmaması gözetildiğinde ise resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşmayacağı, sanığın eyleminin Kabahatler Kanunu’nun 40. maddesinde…. tanımlanan“kimliği bildirmeme” kabahatini oluşturacağı…” şeklindeki açıklamalar nazara alındığında, somut olayda emniyet birimleri tarafından yapılan araç araması sırasında uyuşturucu maddesi bulunduğunun, sanıktan kimlik belgesinin istenilmesi üzerine, kardeşi Veysel Tuncer’in kimlik bilgileri ile tanıtan sanığın daha sonra gerçek kimliğini ibraz ettiğinin anlaşılması, Veysel Tuncer adına düzenlenmiş herhangi bir belge de bulunmaması karşısında, sanığın eyleminin iftira suçunu değil, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40/1. maddesinde düzenlenen gerçek kimliği hakkında yalan beyanda bulunmak kabahatini oluşturacağı gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde,
Kabule göre de; sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 267/1. maddesi gereğince hükmolunan 3 yıl hapis cezasından, anılan Kanun’un 269/1. maddesi gereğince 4/5 oranında indirim yapıldığında 7 ay 6 gün hapis cezasına hükmedilmesi gerektiği halde, hesap hatası yapılarak sanığa fazla ceza tayini ile 7 ay 9 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesinde,
İsabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK.nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 31.12.2019 gün ve 2019/18455 sayılı kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.01.2020 gün ve KYB/2020-2535 sayılı ihbarnamesi ile dairemize tevdii kılınmakla incelendi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1-)1 nolu kanun yararına bozma isteminin incelenmesinde;
Sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40/1. maddesinde düzenlenen gerçek kimliği hakkında yalan beyanda bulunmak kabahatini oluşturduğu şeklinde kanun yararına bozma isteminde bulunulmuş ise de; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.05.2017 tarih ve 2014/9-207- 2017/266, 09.05.2017 tarih ve 2015/9-179- 2017/267 sayılı Kararları ile dairemizin süregelen uygulamalarına göre (Dairemizin 2019/9 Esas, 2020/15836 Karar 22.09.2020 tarihli; 2019/13 Esas, 2020/14923 Karar 02.07.2020 tarihli kararları) işlediği bir suç nedeniyle fail hakkında soruşturma bulunmaması, kimliği veya kimlik bilgileri kullanılan kişi adına düzenlenen bir belge olmayışı ve soruşturma yapılmamış oluşu ile tüm belge ve tutanakların sanığın gerçek kimliği ile düzenlenmesi halinde fiilin TCK.nın 268. maddesindeki suçu değil 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40. maddesinde “Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınılması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunulması” şeklinde tanımlanan “kimliği birdirmeme” kabahatini oluşturacağı; ancak suç soruşturma kovuşturmasının bulunması halinde başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşacağı hususu açıkça vurgulanmıştır. Bu durumda suç soruşturma kovuşturması yapılırken başkasına ait kimlik bilgilerinin kullanılması halinde evrak düzenlenip düzenlenmediğine bakılmaksızın TCK’nın 268. maddesi yollamasıyla 267. maddenin; suç soruşturması bulunmaksızın başkasının kimlik bilgisinin kullanılması halinde ise resmi evrak düzenlenmiş ise TCK’nın 206. maddesinin, düzenlenmemiş ise Kabahatler Kanununun 40. maddesinin oluşacağı açıktır. Somut olayda ise; emniyet birimleri tarafından yapılan kontrolde sanık …’in sevk ve idaresindeki araçta uyuşturucu maddesi bulunduğu anlaşıldığından, sanık hakkında uyuşturucu madde bulundurma suçundan suç soruşturmasına başlandığı, soruşturma sırasında sanıktan kimlik belgesinin istenilmesi üzerine, sanığın kendisini kardeşi Veysel Tuncer’in kimlik bilgileri ile tanıttığı olayda, TCK’nın 268. maddesindeki suçun oluşumu açısından evrak düzenlenip düzenlenmemesinin önem arz etmemesi nedeni ile eylemin başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunu oluşturduğu yönündeki mahkemenin kabul ve uygulamasında isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen ihbarname içeriği yerinde görülmediğinden 1 nolu kanun yararına bozma isteminin
REDDİNE; dosyanın Adalet Bakanlığı’na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE,
2-)2 nolu kanun yararına bozma isteminin incelenmesinde ise;
Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun’un 267/1. maddesi gereğince hükmolunan 3 yıl hapis cezasından, anılan Kanun’un 269/1. maddesi gereğince 4/5 oranında indirim yapıldığında 7 ay 6 gün hapis cezasına hükmedilmesi gerektiği halde, hesap hatası yapılarak sanığa fazla ceza tayini ile 7 ay 9 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi,
Yasaya aykırı ve Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görüldüğünden Bakırköy 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 04.12.2013 gün, 2013/125 Esas, 2013/785 sayılı Kararının 5271 sayılı CMK.nın 309. maddesinin 4. fıkrasının “d” bendi gereğince BOZULMASINA, hükmün diğer hususlarının aynen korunmasına ancak; hükmün 2. fıkrasında yer alan “7 ay 9 gün” ibaresinin çıkarılarak yerine “7 ay 6 gün hapis cezası” yazılmasına, infazın bu şekilde “7 ay 6 gün hapis cezası” üzerinden yapılmasına, dosyanın Adalet Bakanlığı’na gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 22.02.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.