Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/2150 E. 2021/2710 K. 22.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2150
KARAR NO : 2021/2710
KARAR TARİHİ : 22.03.2021

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 1.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi’nce verilen 13/04/2017 tarih ve 2015/111 E- 2017/112 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne-kısmen reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi’nce verilen 07.02.2020 tarih ve 2017/3796 E- 2020/281 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin dünyaca tanınmış “Vogue” markasının sahibi olduğunu, davalının müvekkilinin tanınmış markasıyla iltibas oluşturacak derecede benzer olan 2003/32289 ve 2010/62859 sayılı ve her ikisi de “VOGUE ART” ibaresinden oluşan markaları müvekkili markasının tanınmışlığından istifade etmek için kötüniyetle tescil ettirdiğini, 2003/32289 sayılı markayı tescilli olduğu sınıflarda kullanmadığını ileri sürerek, zikredilen markaların hükümsüz kılınarak, sicilden terkinine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 556 sayılı KHK’nın 14. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi sebebiyle kullanmama nedeniyle hükümsüzlük talebi bakımından yasal boşluk oluştuğu, taraf markaları arasında işletmesel bağlantılandırma ihtimali de dahil olmak üzere iltibas tehlikesi bulunduğu, davacıya ait “VOGUE ” markasının tanınmış markalardan olduğu, belirtilen hususlar gözetildiğinde davalının markasını seçerken basiretli bir tacirin göstermekle yükümlü olduğu özeni gösterdiğinden söz edilemeyeceği, bu nedenle davalının iyiniyetli olmadığı gerekçesiyle, kullanmama nedeniyle hükümsüzlük talebi bakımından karar verilmesine yer olmadığına, iltibas, tanınmışlık ve kötüniyet vakıalarına dayalı hükümsüzlük talebinin ise kabulü ile davalı adına tescilli markalarının hükümsüz kılınarak sicilden terkinine karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davalının sair istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, ancak mahkemece, davacı markalarının tanınmış olduğundan bahisle 2003/32289 sayılı markanın hükümsüz kılınmasına karar verilmişse de, davacının, davalı yanca marka başvurusunun
yapıldığı 03.12.2003 tarihinde markasının tanınmış olduğunu ispatlayamadığı, bunun yanında tescil sınıfları farklı olduğundan iltibas oluşmayacağı, davacının kötüniyete ilişkin başka bir ispat vasıtası da ileri süremediği gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf itirazlarının kısmen kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle, kullanmama nedeniyle hükümsüzlük talebi bakımından karar verilmesine yer olmadığına, iltibas, tanınmışlık ve kötüniyet vakıalarına dayalı hükümsüzlük talebinin ise kısmen kabulüyle, davalı adına tescilli 2010/62859 sayılı markanın hükümsüz kılınmasına, 2003/32289 sayılı marka hakkındaki davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 22.03.2021 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, 556 sayılı KHK’nın 42/a-b maddelerine dayalı olarak marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Bilindiği üzere, hukukumuzda markaların korunması tescile dayalı olup tescilde ülkesellik prensibi ilke olarak geçerli kabul edilmektedir. Fakat bu durumun bazı istisnaları söz konusu olup markanın kötüniyetle tescil edilmiş olması bunlardan biridir. Marka tescilinde kötüniyet, Dairemizin yerleşik kararları ile tescil ile sağlanan korumanın amacına aykırı kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yarar sağlamak olarak tanımlanmaktadır. Bu durumda, tescilli markanın yahut tescil için başvurulan markayı oluşturan işaretin-ibarenin, yurt içinde yahut yurt dışında başkası tarafından kullanıldığının yahut tescil edilmiş olduğunun bilinmesi yahut bilinebilecek durumda olunması halinde marka tescilinin yahut tescil başvurusunda bulunmanın kötüniyetli olup olmadığı her somut olayın özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmelidir.
Dosya kapsamı uyarınca, davacı yabancı şirketin 100 yılı aşan bir süredir faaliyette bulunduğu, dünyaca tanınmış ve pek çok ülkede tescilli tanınmış markaların sahibi olduğu, davacı markalarının 1992 yılından bu yana Türkiye’de de tescilli ve tanınmış olduğu anlaşılmaktadır. Davalının markalarının davacının markası ile aynı veya ayniyet derecesinde benzer olduğu da ortadadır. Davalının dava konusu markaları kapsamındaki ürünlerin, davacının markalarının tescilli olduğu sınıf mal ve hizmetlerle benzer nitelikte olduğu da açık olup davalı yanın markalarının tescili
başvurusunda bulunduğu sırada bu durumu bilmediğini ileri sürmesi mümkün değildir. Şu halde, iyiniyet iddiasında bulunamayacak durumda olan kişinin ayrıca kötüniyetinin ispatına gerek bulunmadığı da gözetilerek, İlk Derece Mahkemesince verilen hükümsüzlük kararının yerinde olduğu düşüncesinde olduğumdan Daire çoğunluğunun aksi yöndeki görüşlerine katılamıyorum.